Her Şeyin Başı İnanmak: Pygmalion Etkisi

Her Şeyin Başı İnanmak: Pygmalion Etkisi

Pygmalion etkisi, diğer bir adıyla “kendini gerçekleştiren kehanet”… Bu etkiye göre inandıklarımız ve yaşadıklarımız arasında paralellik bulunuyor. “İnanmak başarmanın yarısıdır” sözünü duymuşsunuzdur. Bu sözün temelleri aslında bilimsel bir çalışmayla destekleniyor.

İşte biz de bu yazımızda sizler için pygmalion etkisinden yola çıkarak beklentilerin davranışlarımıza nasıl şekil verdiğinden bahsettik.

Her Şeyin Başı İnanmak: Pygmalion Etkisi

Pygmalion Etkisi Ortaya Çıkışı

Pygmalion etkisi, kişinin, davranışa dönüşmesi muhtemel bireysel inançlarının, beklenen davranışın ortaya çıkmasına neden oluşturmasıdır. Pygmalion etkisinin diğer bir açıklaması ise “Herhangi bir şeyin belirli bir şekilde gerçekleşmesi beklendiğinde, davranışların bunu yapmak eğiliminde olmasıdır.”

Pygmalion etkisi, adını Yunan mitolojisindeki heykeltıraş Pygmalion’dan almıştır. Pygmalion yaşadığı kötü tecrübelerden dolayı kadınlardan uzak durmaktadır. Bu nedenle bir kadın heykeli yaparak aklındaki ideal kadını somutlaştırır. Heykel gerçek olamayacak kadar güzel olmuştur. Pygmalion, zamanla bu heykele âşık olur ve canlı olmadığı için çok üzülür. Heykelin gerçek bir kadın olmasını o kadar çok ister ki Afrodit onun istediğini duyar ve heykele can verir. Bu mitos, pek çok film ve romana konu olduğu gibi psikoloji çalışmalarına da ilham kaynağı olmuştur.

Her Şeyin Başı İnanmak: Pygmalion Etkisi

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Bu etki ilk olarak 1948 yılında Robert Merton tarafından ele alınmış ve “kendini gerçekleştiren kehanet” olarak ortaya konmuştur. Merton’un ardından Rosenthal ve Jacobson konuyla ilgili çalışmalar yapmışlardır. Rosenthal ve Jacobson’un 1968 yılında yaptıkları ve “Sınıftaki Pygmalion” adını verdikleri çalışma oldukça ilgi görmüştür. Çalışma şu şekilde yürütülmüş:

Nüfusunu ağırlıklı olarak alt sınıf topluluklardan gelen öğrencilerin oluşturduğu bir okulda, dönem başında öğrencilere genel yetenek testi uygulanmıştır. Testler, öğretmenler tarafından uygulanmış; araştırmacılar tarafından incelenmiştir. Testin sonucunda öğretmenlere, başarılı olan 20 kişinin listesi verilmiş ve bu listedeki öğrencilerin yüksek IQ’lu olduğu söylenmiştir. Ancak testler, öğretmenlerin bildiğinin aksine doğruyu yansıtmamaktaydı. Liste yalnızca başarılı öğrencileri değil, her seviyeden öğrenciyi içeriyordu. Dönem sonunda yapılan test, tekrar edildi. Testin sonuçları, Pygmalion etkisini destekleyecek şekildeydi. Bu çalışmayla birlikte zihinsel olarak iyi oldukları söylenen öğrencilerin gerçekten zihinsel gelişim gösterdikleri ortaya kondu. Öğretmenler, başarılı oldukları söylenen öğrencilere karşı daha sabırlı ve ilgili davranmıştır. Bu olumlu yaklaşım öğrencilerde çalışma isteği yaratarak başarılarını arttırmıştır. Bu deney, beklentinin başarıyı ne derece etkilediğini açıkça ortaya koymuştur.

Gerçekten İnanırsak Her Şey Mümkün

Pygmalion etkisinden anlayacağımız üzere, kendi düşüncelerimiz ve çevremizdeki insanların bizimle ilgili düşünceleri bizi, hayatımızı şekillendirebilir. Olumlu düşünmek, olumlu şeyler yaşamanın başlangıcıdır. Bu durumun tam tersi de mümkün. Yaşamaktan korktuğumuz şeylerin gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Örneğin bir arkadaşınızın sizden hoşlanmadığını düşünüyorsunuz. Bu düşünceyle farkında olmadan arkadaşınıza karşı soğuk davranacak, onu kendinizden uzaklaştıracaksınız. Belki bir heykeli inanarak canlı hale getiremeyiz ama gerçekten inanırsak başaramayacağımız hiçbir şey olmaz.

Sonuç olarak Pygmalion etkisini bilmek ve gündelik yaşamınızda uygulamak hem sosyal hem de iş hayatınızda başarıyı yakalamanızı sağlayacaktır. Bu etkiyi aklınızın bir köşesinde tutup, yaşadığınız olumsuz durumlarda daima sizi içinde bulunduğunuz durumdan çıkaracak, olumlu yönler aramaya çalışın. Karşınızdaki kişilere yaptığınız işte iyi olduğunuzu hissettirin. “Bu işi yapabileceğimden emin değilim” demek yerine, “Bu işi en iyi şekilde yapabileceğime eminim” diyerek öz güvenli davranın.

Karşınızdaki kişilere yönelik beklentilerinizi güzelleştirin. Birlikte çalıştığınız insanların yetenek ve becerilerine güvendiğinizi hissettirin.

Sözel olmayan iletişim de en az sözel iletişim kadar önemlidir. Yalnızca konuştuklarınıza özen göstermekle kalmayın; duruşunuza, ses tonunuza da dikkat edin. Bir gülümseme, samimi bir davranış, göz kontağı sizin ve çevrenizdekilerin enerjisini arttıracaktır.

Unutmayın; Rüzgârları yönlendiremeyiz, fakat yelkenleri ayarlayabiliriz.

yazar

Yazar: Nihal Zengin

İstanbul Üniversitesi TDE mezunu. Hâlihazırda yüksek lisans tezini tamamlamaya çalışıyor. Çok okur, çok yazar, az konuşur. Hoşgörünün dünyayı daha iyi bir yer yapabileceğine inanıyor.

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.