Pandora’nın Umudu

“Tanrıların Armağanı” Pandora, Yunan mitolojisinde Zeus’un emriyle balçıktan yaratılan ilk kadın figürünü simgeler. Pandora’nın mitolojideki en ünlü miti Pandora’nın kutusudur. Bu kutu kimine göre Pandora’nın evine bırakılmıştır gizlice, kimi efsaneye göre ise Pandora’ya bu kutu verilip intikam almak için Zeus tarafından başka bir tanrıya gönderilmiştir, ve Pandora’ya kutuyu açması söylenmiştir. Hikayenin başı farklılıklar gösterse de, sonu hep aynıdır. Kendi merakına yenik düşen günahkar, yada emirlere boyun eğen masum olarak, Pandora kutuyu açar. Kutunun içinden tüm dünyaya mutsuzluk, kötülük, şeytanlık ve tüm negatif duygular yayılır. Pandora bunları görür ve yaptığı hatayı anlar. Kutuyu hemen kapatır. Fakat kutunun içinde tek bir duygu kalmıştır:

         Umut

Nietzsche’ye göre umut en büyük kötülüktür çünkü işkenceyi uzatır. Bana göreyse elimizde kalan son şey, tutunduğumuz dal, yaşam kaynağımızdır. Umudumuz da olmasa elimizde ne kalır. Hayat tam olarak budur, bize hayatta tutan tam olarak budur. Umut bizim hayatta kalma mekanizmamızdır. O umutla biz her sabah uyanıyoruz, o unutma güneşe bakıyor, ayı selamlıyoruz. O umutla gözümüzü kapatıyoruz. Dünya o umutla dönüyor, her bir çocuk o umutla doğuyor, bahar onunla geliyor. Tolstoy her ne kadar insan sevgiyle yaşar dese de, ben umut diyorum. İnsan umutla yaşar, umutla ölür. Umutsuz insan yaşamın için de akamaz. Eğer her saniye nefes alıyorsak bu yaşamın ham maddesi olan umut içindir. İçimizde o umuttan akan, şah damarımıza eş bir kanal var hepimizin. Tüm olumsuzluklara rağmen, acıya, hayal kırıklığına, üzüntüye, mutsuzluğa ve pişmanlığa rağmen hepimizin içinde Pandora’ nın ki gibi bir kutu var. En içten umutlarımızı, hayallerimizi, arzularımızı sakladığımız kutu. İşte o kutu, bilinçaltımızda bir yerde belki bir yatağın altında, belki kitli bir kasada, belki de tozlu bir vitrinde saklanıyor. Bazen kendimizden bile sakladığımız bu kutuda, elimizde avucumuzda ne varsa kitli tutuyoruz.

Her gün bir sürü insan bize gelip o kutu boşalıncaya kadar etrafımıza saçtığımız kötülüklerden bahsediyor, yapamazsın diyor. Ama o kutudaki en kıymetlilere yer açmak için önce elimizdekileri boşaltmamız gerekliydi. Eskiler gitsin ki, yerine yenileri gelsin. Umudun ev sahipliğinde aşk kapınızı çalsın mesela, güven sızıversin kutunun içine birden, yaz gelsin içimiz ısınsın. Sonra başarı süslesin o kutuyu, kocaman bir çiçek kondursun madalya gibi. Özgüven bir kurdele ile sımsıkı bağlasın. Birilerinde bizi çözen yedek anahtarımız olsun mesela. Tüm kötülükler, bindikleri karabulutları da alıp gitsinler. Güneş, bizim en parlak yıldızımız, ışık saçsın. Yine bahar gelsin yeni başlangıçlar kapıda bizi beklesin. İçimizdeki nehirler kaynağına dökülsün, toplansın ki yeni tohumlara, yeni fidanlara can olsun, bize umut.

Yeniden başlamak için, önce eriyip toprağa karışıyoruz hepimiz, sonrasında da eve, kaynağımıza dökülüyoruz. Kaynağıma döküldüğüm yerden sesleniyorum, bir kız çocuğu buldum ben bugün. Parçaları oralara buralara karışmış, özü Zeus’un balçığından, ruhu korkak bir güvercin çırpınışından. Aldım kucakladım, özlemişim heyecanını, çocukluğunu, iki örgüsünü, güneş ışığından gülüşünü. Güvenli yerinde buldum onu, bir deniz kenarında güneşin altında, kumlara gömdüğü bir kutu bulmuş. Bana hediye etti. Gözümü alamadım. Çok içimde bir yerlerden elimi tuttu sanki, aldı beni köklerimize götürdü. Önce tohum olduk, sonra fidan, sonra ağaçlar geldi arkadan. İznim çıktı, kendimden geri çekildim bugün. Onu yakaladım elinden, bugün bırakmam seni dedim. Önce çiçekleri kokladık, sonra kelebeklerin arkasından koştuk. Sonra kumdan kalelerimizi yaptık. Bizim duvarlarımız olmaz ki, kumdan kalelerimiz olur dedi. Deniz gidip geldikçe açıldı kapandı kapılarımız. Denizin getirdikleri ve götürdükleriyle doldu soframız.

Güneş balığa doğdu bugün, denize düştü baharın ilk ışıkları. Dalga aldı onu kuma götürdü, umut gösterdi ilk tomurcuğunu. Bir kediden öğrendim sevmeyi sevilmeyi, öyle tam onun istediği gibi. Umut, bir kız çocuğunun elinden tutar gibi tutar, bir kelebeğin ömrü kadar kucaklar, güneş gibi ısıtır, yıldız gibi parlatır sizi. Mağaranızdan çıkma vakti gelmiştir, bırakın elinizdeki resimleri. Ve Pandora, tüm umut dolu yüreklerin bekçisi, kapıda bekleyecektir sizi.

-Pandora

yazar

Yazar: Pandora

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.