Özgüvensizlik ve Eziklik Arasında FARK VAR! İyi dinleyin!

İKİSİNİ BİR AÇALIM ÖNCE:

Özgüvensizlik ve eziklik, birbirine benzetilen kavramlar olmasıyla birlikte aslında iki alakasız kişilik özelliğinden ibaretler yani gerçek bir benzerlik söz konusu bile değil.

Özgüvensizlik, kişinin kendisine, gerek görünüş, gerek kişilik, gerek karakter olarak güvenmemesi sonucu oluşan, içsel bir hayal kırıklığı durumu iken, eziklik ise gerçekten büyük bir kişilik sorunudur ve bazı insanlar, bu sorunu sanki yokmuş gibi gösterme konusunda gerçekten ustadırlar.

Kusurlarını yokmuş gibi göstermeyi değil de bu insanlar, aynı kusurları başka insanlarda gördüklerinde, pirana sürüsü gibi saldırıp karşı tarafı parça pinçik etmeyi seçerler, bunu da sıkça yaparlar ve ne ironik ki gerçekten ezik olan bir insan, kendini asla öyle gibi göstermeyi sevmez, aksine olabildiğince zeki olduğunu düşünür, eleştiri kaldıramaz, onu eleştirenlere karşı kendini bir şekilde savunur ve yalnızca kendisinin kusursuza yakın olduğunu düşünür.

Günümüzde insanlar tarafından “Eziklik” olarak lanse edilen durum ise özgüvensizliktir.

NEDEN ÖYLE SANILIYOR:

Bunun en büyük sebebi, Özgüveni az olan insanın, kendini ortaya çıkarma, ön plana çıkma konusunda çok zayıf olması, çekingen tavırlar sergilemesi, insanlardan korktuğu için fazla konuşmayı hiçbir zaman tercih etmemesi, sahte kalabalıktansa az ama öz dostluğu hatta kimi zaman yalnızlığı tercih etmesidir.

Böyle yaptığından dolayı o insan hep “Ezik” olarak algılanır diğer insanlarca. Ama asıl Ezik, o insanın zayıflıkları kendisinde olan ve o insanda da aynı zayıflıkları gördüğünde onu alıp çarmıha gerip üstüne bir düzine bıçak fırlatan şahıslardır gerçek anlamda ezik olanlar.

Çünkü neden böyle yapsınlar dimi ezik olmasalar, yapmalarının tek sebebi kendi kusurlarının ön plana çıkmaması. Hemen ensesine vurulacak birini görüp, gözlerine kestirip onları insanların önüne atıyorlar. Kendileri gibi ezik olan arkadaşları linç etmeye devam ederken, gerçekten aklı başında olan insanlar asla onları topluluk içinde rencide etmiyor, bir dertleri varsa yüzlerine karşı birebir oldukları bir yerde söylemeyi tercih ediyorlar.

Bu yüzdendir bazı arkadaşlıkların sonsuza, bazılarının onsuza gitmesi.

E ne de olsa herkes ile mezara gidilsin diye bir kaide yok ve bazıları bu yolda sadece geçici bir yol arkadaşı olabiliyor.

GERÇEK ÖZGÜVENSİZLER NASILDIR:

Bulundukları arkadaş ortamında ne kadar çok insan varsa o kadar gerilirler.

Kendilerine bir çıkma teklifi veya bir davet geldiğinde ilk başta paniklerler, kendilerini sorgulayıp kararsız kaldıktan sonra karar verirler ve bazen sırf karşı taraf üzülmesin diye kabul ettikleri bile olur, asla ama asla “Ben mükemmelim bana çıkma teklifi geldi” tribine girmez, bilakis teklifi getiren kişiye duygu besliyorlarsa eğer panik bile olurlar, yetersiz hissedeceklerini düşündükleri için.

Bu zaten ezik bireyler ile özgüvensiz bireyleri gerçek anlamıyla ayıran farklardan biridir.

Çünkü özgüveni az olan insanlar kırmak istemezler karşı tarafı ve onlarla insani şekilde konuşup durumu tatlıya bağlamayı isterler, devamında ister istemez yanlış anlaşılmamak için mesafeli olurlar ve biri onlardan hoşlandığı için gururları gerçek anlamda okşanır. Bu okşanmanın sevincini ise uzun bir süre yaşayıp, asla bu mesele ile böbürlenmezler.

Olayın diğer tarafına geçtiklerinde;

Teklifi edecek cesareti kendileri bulduğundaysa, reddedilmek onlara koymaz, karşı taraf hakkında dedikodu ve yalan yanlış konuşmayı tercih etmezler. Dürüstçe durumu dostlarına izah edip, konuyu açılmamak üzere kapatırlar, içlerindense neden olmadığı konusunda kendilerini sorgularlar, acaba olsaydı nasıl olurdu diye de uzun uzadıya düşünürler.

Tek başlarına da gezebilirler, örneğin sinema veya yemek yemeye yalnız başlarına gidebilirler, ama konsere, fuara, bowlinge yalnız gitmek istemezler zira bu etkinliklerin tadı da zaten yalnız çıkmaz.

Bir hobiye başladıklarını yalnızca onları eleştirmeyecek insanlara duyurmayı isterler.

Eleştiri sever, iş hakarete girmediği sürece kolaylıkla kaldırabilirler, hatta kimi zaman onlara gelen eleştirileri sıkça dillendirdikleri için çok kafaya taktıkları düşünülür ki zaten kafaya takıyorlardır.

İyi oldukları özellikleri onları çok mutlu etse bile bunu fazla dillendirmek istemezler, zira dillendirdiklerinde, egoist, bencil gibi söylemlere maruz kalacaklarını çok iyi bilirler. Böyle söylemlere maruz kalmak, onları fazlasıyla üzüp, iyi oldukları alanlarda körelmelerine bile sebebiyet verebilir.

Tabi ki haklarını savunmaları gerektiğinde çok sert, çok kırıcı olurlar ve karşı tarafa kendilerini yedirmezler. Sonuçta birini nerede kırmaları gerektiğini çok iyi bilirler, asla da geri durmazlar incitmekten. Çünkü gönül almayı da hep bir şekilde becerir ve karşı tarafa kendilerini affettirirler.

Çokça özür diler, hatayı genelde kendilerinde ararlar, özür dileme konusunda asla cimri olmazlar.

Onları eleştiren insanlardansa, onlara gelen eleştiriler olur özgüveni az olan insanların derdi, sebebi ise ne zaman kendilerini çok iyi, kusursuza yakın hissettikleri bir an olur, hep o anda bir eleştiri gelir ve o anda darmaduman olsalar bile ayaktaymış gibi görünmeyi denerler, eleştiriyi unutmaları ise bir hayli uzun sürer, genelde unuttuklarında o yönlerinin gerçekten törpülendiğini görebiliriz, bu ise onlara yapılan eleştirileri gerçekten ciddiye aldıkları anlamına gelmektedir.

Bunlar dışında arkadaş ortamında bu insanların dedikodusu çok yapılır, kimisi iyi kimisi kötü dedikodulardır bunlar.

İyi olanlarda;

Kendi potansiyellerinin yarısında oldukları, fazlasını hatta çok daha fazlasını yapacaklarından bahsederler, karakterlerine övgülerde bulunurlar, gerçekten ihtiyaç duydukları anlarda ise bu konuşmalardan bahsederler arkadaşlarına ve özgüvenlerini biraz daha yukarı çekmeye çalışırlar.

Kırmaları gerektiklerinde çok sert, teselli vermeleri gerektiğinde ise çok dürüst olurlar.

Hepimizin böyle arkadaşları vardır, iyi ki de vardır.

Kötü olan dedikodularda ise; 

Arkadaşlarının ezik olduğu konusunda hurafeler üretilir, hiçbir ortamda sevilmediklerinden, istenmediklerinden bahsedilir, ağır başlı tavırları insanlara yapmacık gelir ve sıkça dedikodu malzemesi edilir.

İyi yönleriyle sanki kötü yönmüş gibi alay edilir, çekingen ve utangaç olmaları iyi bir özellikten ziyade kötü bir özellikmiş gibi anlatılır bu gibi ortamlarda. Sırf bazı ortamda onlar da çocuklaştığı, eğlendiği ve zevk aldığı için basit bir insan oldukları söylenir, pek bir eleştirilir bu ortamda eğlendikleri anlar.

ROBOT DEĞİLLER SONUÇTA:

E nihayetinde az özgüvene sahip olmak, robotluk değildir sayın okurlar, o insanlar da eğlenir, ortamdan zevkini alır, sadece dışarıya fazla yansıtmayı sevmez, bazı şeyleri içlerinde yaşarlar.

Tabi bu insanlar lisede birtakım zorbalıklara maruz kalır, üniversitede ise ortama tam anlamıyla dahil edilmezler.

Bir insan ezik mi yoksa özgüvensiz mi olduğunu lisede tam olarak anlayamaz, genelde üniversitede ortaya çıkar zaten tam olarak nasıl bir kişilikte olduğu, hikayemizin başında ise özgüvensiz olan kişi yalnız bırakılacakken, ezik kişilikte olanlar, diğer benzer kişilikte insanlar ile arkadaş olup, özgüven konusunda sıkıntı yaşayanları hep eleştirecek, dedikodu malzemesi edecekler.

Tabi gel zaman git zaman, bir süre sonra kimin ezik kimin özgüvensiz olduğu da ortaya çıkacak, insanlarsa kimin yanında durmaları, kimden uzak olmaları gerektiğini çok daha iyi anlayacak.

BİR AÇIKLIK GETİRMEM GEREK:

Bu yazımda ben sıkça “Özgüvensiz” kelimesini kullandım ama özgüvensizlik kötü bir şey değil kesinlikle, insanın kişiliğinde varsa çok zor değişen ve gerçekten uzun zaman alacak bir düzelme sürecini de beraberinde getiren bir özellik olmasına karşın, değişmesi de kesinlikle zorunlu değildir, bir insan hep çekingen veya hep utangaç da olabilir, herkes rahat olacak diye bir kaide yok zira ben bu tarz insanları çok daha tatlı, çok daha sempatik buluyorum.

GERÇEK EZİKLER NASILDIR PEKİ:

Arkadaş çevresi içinde seslerini hep yüksek perdeden duyururlar, gereksiz bir güldürme, ilgi toplama çabası içerisinde olurlar, diğer insanları ezikleyip, kendilerini biraz daha ön plana çıkartırlar.

Tek başlarına yemek yeme konusunda hep bir acelecidirler, sevmezler, oturduklarında bir an önce yiyip kalkmak isterler.

İlk adımı genelde atmazlar, reddedilmekten çok korkaklar ve bunu asla hazmedemezler, onları reddeden insanlar hakkında bildikleri şeyleri hep ortamda anlatır, o insanları gözlerinde küçültmeyi denerler.

Eğer biri onlardan hoşlanırsa, tamamen o kişiye bağlı bir tavır sergilerler, eğer ön planda, yakışıklı/güzel biriyse ufaktan cilve yapma içinde olurlar, lakin orta halli biriyse iğreniyormuş gibi bakarlar, uzak durmayı ve kaçmayı denerler, hatta denemeden de beteri, kaçarlar.

O insanların bulunduğu ortamda “hayır ben orada oturmak istemiyor, başka yere gidiyorum” diye aşırı gereksiz ve aşırı agresif bir tutum sergilerler, oysa onlara açılan birisi özgüvensiz birisi ise olayı zaten çoktan unutmuştur, bu durumsa, moralini daha da bozmaktan öteye gidemez.

Eleştiriyi hiçbir zaman kaldıramaz, karşı tarafa karşı kendilerini bir hayli savunur, başka kusurları varsa onları da söylemesi gerektiğini belirtip, bir nevi tuzak bir buton koyarlar yere ve arkadaşları o butona bastıklarında ise “Oho sen beni zaten hiç beğenmiyormuşsun ki hiç değer vermemişsin ki anca eleştiriyorsun” gibi yine saldırgan bir tutum sergileyip, suçlu olan taraf karşı tarafmış gibi davranırlar.

İyi oldukları özelliklerini çok övüp, insanlarında sürekli övdüğünden bahsederler. Bir nevi kendilerini tatmin ederler.

Kırmaktan çekinmezler ama her seferinde “kalbini kırmak istemiyorum ama” cümlesini sırf karşı taraf üzerinde psikolojik bir baskı kurmak amacıyla yinelerler. Halbuki ortada çokta kalp kıracak bir düşünce söz konusu değildir yalnızca geçiştirmek ve kafada soru işareti bırakmak isterler.

Ortamdan ortama dedikoduyu taşır, sevdiklerini bolca kıskandırır, kimi zaman aldatsalar bile yaptıklarını sanki yapmamış gibi düşünüp kendilerini avuturlar.

Özür dileme konusunda cimridirler, konuyu özre gelmeden kapatmayı seçerler veyahut kimi zaman doğrudan ortamı terk eder, tansiyon düşünce gelip hiçbir şey yokmuş gibi devam ederler.

BELKİ TEK BİR BEDENDE İKİ ÖZELLİKTESİNİZDİR:

Bu kategoride olmayan çok insan var elbette, olanların bile yalnızca biri olup olmadığı kesin değil ki.

Bazı konularda ezik, bazı konularda özgüveni az kalabilir insan. İlla ki kendimizi bir sıfata, tümüyle sokacağız diye bir kural yok, bunlara bakıp, hangisinin biz olduğumuzu bulmamız, inanın bence en mantıklısı.

Neticede biz bir insanız ve tariflere tam olarak uymayız, hep bir eksik veya bir fazlamız bulunur. Burada önemli olan olumsuzlukları üstümüzden atmaya odaklanıp, genellikle o alanda kendimize bir şeyler katmamızdır, atıyorum bir ezik kişiliğin de iyi yönleri vardır, mesela arkadaş ortamında hep daha ön planda olacaktır gerçek ezikler zira bunun için çokta çabalayacakları için, bırakalım olsunlar derim hep.

Ki muhakkak vardır çevrenizde, bu bahsettiklerime tamı tamına uyan insanlar.

Ve onlarda farklılıklar da vardır belki bazı konularda daha bile olumsuz olabilirler. Şaşırmam böyleyse.

Tabi her ön planda olan ezik olamaz, bazıları gerçekten alfa kişilikte insanlar olabilir, ortamı bir iki cümle ile büyüleyebilir. 

-Bu alfa kişiliklere daha sonra değineceğim, muhakkak-

Kendimizi sevelim, ama kendimizi abartmayalım.

Kendimizi iyice analiz edip, hangi olumlu ve olumsuz özellikleri bünyemizde barındırdığımızı kavramamız gerekli ve açıkçası, ben eziğim veya benim özgüvenim az deyip, hemencecik işin içinden sıyrılmak saçma olur zira sonra farklı kişilik özelliklerinizi keşfettiğinizde, afallayıp kalırsınız, benden size demesi.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.