Ölmüş Dostlarıma Mektuplar

Hayatımın son dört yılı içerisinde kaybettiğim dostlarım, geçmişte kaybettiklerim ile kıyaslandığında oldukça yoğun. Yaşadığım ilk acı, 8 yaşımda oldu! Akrabamız ve aynı zamanda benim eğitmenim olan abimi kaybetmenin acısı 43 yıldır hayatımda. Ama hayatımı değiştiren ve benim savrulmama neden olan en büyük acı; Gökşen’ in ölümü oldu. Hayat durdu ve bitti…

Ölüm normal bir şey. Bizi hayatta tutan, anılar ve dostlarımız. Yaşadığımız anlar, lezzetli bir anı olarak aklımızda ve ölümü hiçbir şekilde kabullenemiyor, kabullenmekte zorlanıyoruz.

Binlerce yıldır hayatımızın bir parçası konumunda olan ölüm, binlerce yıldır kabullenemeyişimizin gerçekliği. Doğan her canlı, doğduğu günden başlayan çürümesini bir şekilde sonuçlandıracak ölüm ile…

Bu hepimizin genel düşüncesinde, bir şekilde, farklı yorumlamalar ile kabullenilmiş ama kabullenmekte direndiğimiz doğanın sonucu.

Geçtiğimiz günlerde, çok sevdiğim ve değer verdiğim Arif Abi’ nin ölüm haberini, yine çok sevdiğim ve değer verdiğim Ömer’ den öğrendim. Bir ay önce öldüğünü ve yeni haber aldığını söylediğinde resmen donuklaştım. Hastalığı konusunda bilgim olmasına rağmen, bu şekilde hoşça kal demesinin altında yatan, Covit 19 olması da üzücüydü. Her ölüm, erken ölüm olsa da insanların tedbirsizlik kurbanı olması kabul edilebilir değil!

Arif, ya da kayıtlı ismi ile Bayram Abi… Siyasi düşüncelerimiz farklı olsa da her zaman kendisinden akıl ve yol göstericilik aldığım, bir dönem bir siyasi partide beraber omuz omuza verdiğim ve zamanımızı birlikte yoğun olarak geçirdiğim insandı.

Biraz daha yaşamasını ister, bu hayatta düşünceleri ile çevresine ışık saçmasını umardım. Toplum olarak, açık fikirli ve geçmiş tecrübeleri olan insanlara ihtiyacımız var. Para ile oluşturulmuş imparatorlukların çöktüğü günümüzde, akıl ve tecrübe ile yoğurulmuş yorumlama ve eleştirilere muhtaç duruma düştüğümüz ortada.

Benim tanıdığım birkaç, sizin tanıdığınız birkaç insan ile nasıl bir gelecek şekilleneceğini hayal etmek ütopya olmasa gerek!…

Durup, düşünüp ve kararlarımıza buna göre vermek; üç beş insanın ağzımıza bal çalmasını beklemekten öte düşüncelerimiz olmamalı mı?

Sanırım olmalı. Komşumuzun, bahçesine neden çamaşır sermediğine dair bir dikkat ve araştırmaya sahip olan gözlem gücümüz, geleceğimiz konusunda da böylesine bir gözlem gücüne sahip olduğumuza inanama neden oluyor. Fakat meselenin bu gözlem gücü ile günlük çıkarların çatışması söz konusu olduğunda, günlük çıkarlar tarafının ağır basması, bizi gerçekliğimizden de uzaklaştırıyor gibi…

Ankara, 17 Kasım 2020

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.