Nepal'in Çocuk Tanrıçaları: Kumariler

   Canlı Tanrıça’ya tapma ritüelleri yaklaşık 2300 yıllık bir geçmişe sahip. Nepal’daki canlı Tanrıça’lar ise 2-5 aralığındaki kız çocukları. Eskiden kraliçeler tarafından seçilen Kumari’ler günümüzde rahipler tarafından seçiliyor. Kumari’ler seçilirken çeşitli ritüellerle bir sınava  sokuluyorlar. Bu ritüellerin tam olarak nelerden oluştuğu bilinmiyor. Ayrıca görsel sınavlar da mevcut, yani Kumari’ler seçilirken bir takım fiziksel özelliklerine de bakılıyor.  Sınavı geçenler artık bir Tanrıça oluyor ve ailesiyle birlikte saraya taşınıyor.

  Saraya taşınan bu kız çocuklarının hayatı bir daha asla eskisi gibi olmuyor. Seçilen Kumari’lerin insanlarla konuşmaları yasaklanıyor. Artık bir Tanrıça olduklarından saflığın sembolü haline geliyorlar bu yüzden ayaklarının yere basması da yasaklanıyor, ya oturuyorlar ya da hizmetçileri tarafından kucakta taşınıyorlar. Günün belli bir saatinde ise pencereye çıkıp kendilerini halka gösteriyorlar. Tahmin edebileceğiniz gibi Kumariler’in herhangi bir eğitim hayatları da söz konusu değil. Çoğu okuma yazma bile bilmiyor hatta bırakın okuma yazmayı çok küçük yaşlarda kimseyle iletişim kuramadıklarından konuşma bozukluğu çekenleri dahi var.

  Okula gitmesi gereken çağlarda, arkadaşlarıyla oynaması gereken zamanlarda sarayda oturup ayakları yere değmeyen Kumari’lerin yaklaşık dokuz yıllık bir Tanrıça’lığın sonunda regl oldukları için kutsallıklarının ve saflıklarının yitirildiğine inanılıyor ve bu yüzden de Tanrıça’lıktan çıkarılıyorlar. Tanrıça’lıktan çıkan bu dokuz yaşındaki kız çocuklarının yeni hayatı ise oldukça zorlu geçiyor. Çoğunun okuma yazması yok, ayakları hiç yere değmediği için yürüme bozuklukları yaşıyorlar, hiç kimseyle görüşmedikleri için arkadaşları olmuyor ve en önemlisi bir zamanlar kendisine tapan insanların hiçibiri onu hatırlamıyor bile. 

  Kadını kutsallaştırmak için yapılan bu gelenek kız çocuklarının hayatını karartan bir uygulama olmuş adeta. Onları sosyal hayattan tamamen kopardıkları yetmiyormuş gibi bir de regl olduklarında saflıklarının kaybedildiğinin düşünülmesi de saraydan çıkarılmaları da aşağılanmaktan başka bir şey değil. Üstelik yeni hayatları için de hiçbir şekilde yardım sağlanmıyor. Siz bu gelenek hakkında ne düşünüyorsunuz?

okur

Yazar: Beyza

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.