in ,

Kara Orman’da Av Başladı: Son Av

Jean Christophe Grange’ın bu yıl çıkan son romanı Son Av’ı pandemi belası sebebiyle geç edindim ve geç okumaya başladım. –Genelde çıkar çıkmaz alır ve okuma listemde ilk sıraya koyardım- Geç oldu, ama neyse ki güç olmadı. Elimden bırakamadım, bir çırpıda bitti kitap.

Polisiye/gerilim romanı denince favori yazarımdır Grange. Bu alanda ondan iyisini şimdiye dek tanımadım. Ustanın bütün eserlerini ayrı ayrı severim. İlk kez ergenlik yıllarımda Kurtlar İmparatorluğu ile tanıştım Grange’la… Sonra Kızıl Nehirler, Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu derken hastası oldum. Dolayısıyla Son Av’ı elime aldığımda beklentim hayli yüksekti.

Jean Christophe Grange son av

Roman Fransa-Almanya sınırında, Alsace’da bir Alman asilzadenin cinayetiyle başlıyor. Kurbanın adı Jürgen von Geyersberg. Bölgede neredeyse kendi derebeyliklerini kuran, malikanelerde yaşayan, av hastası köklü Geyersberg ailesinin genç üyesi. Otomobil parçaları üreterek Almanya’nın en büyük şirketlerinden biri olan VG Grup’u yöneten iki kardeşten biri. Üstelik kurban, bir çeşit yakın mesafeden avlanma tekniği olan Pirsch’e benzer bir yöntemle, aileye ait ormanın ortasında vahşice katledilmiş bulunuyor.

Grange okurlarının Kızıl Nehirler’den tanıdığı Cinayet Masası Amiri Pierre Niemans, bu roman için geri dönüyor. İlk kitaptaki Guernon olayından ağır yaralı halde kurtulan Niemans, halen olayı tam olarak atlatabilmiş değil. Bir süre polis okulunda öğretmenlik yaptıktan sonra, Alman polisiyle birlikte bu olayı araştırmak için özel yetkiyle sahalara dönüyor. Köpek korkusu ise tam gaz devam ediyor.

Niemans’ın yanında, Polis Okulu döneminden tanıştığı Hırvat asıllı Teğmen Ivana Bogdanovic var bu sefer. Bogdanovic, Grange romanlarından alışık olduğumuz gibi geçmişi şiddetle dolu, şiddeti şiddetle bastırmayı seçmiş bir karakter. Akıl hocası Niemans’a son derece bağlı ama sözünü sakınmayan, kendi bildiği yoldan şaşmayan bir kadın polis. İkisinin arasındaki tatlı-sert usta-çırak ilişkisi romana keyif veren detaylardan biri.

Bu iki polis, Jürgen’i kimin, neden öldürdüğüne dair teorileriyle birlikte, hesaplaşmayı bitiremedikleri kendi karanlık geçmişlerini de götürüyorlar yanlarında. Ve olaylar gelişiyor. Grange insan doğasındaki karanlığı ve kötücüllüğü deşmeye devam ederken, Kara Orman’da katil avı başlıyor.

Soruşturma sırasında Nazi Almanyası’na kadar uzanan öykü gayet akıcı. Yazım dilinde Grange’ın kendine has tarzını fark ediyor ve bundan keyif alıyorsunuz. Fakat yazarın geçmiş romanları gibi dallanıp budaklanmıyor hikaye. Kendi yörüngesinden pek ayrılmıyor. Farklı ülkeler, farklı insanlar, farklı yaşayışlar ve inanışlar göremiyorsunuz. Yani Waden Buttemberg’deki kara ormanda başlıyor, ilerliyor ve bitiyor roman.

Grange’in bir önceki romanı olan Ölüler Diyarı’nda da durum aşağı yukarı böyleydi. Amir Corso ile Goya takıntılı yaşlı ressam Philippe Sobieski’nin kaçma-kovalamacasından başka pek katman yoktu hikayede. Bu yazarın bilinçli tercihi olabilir. Hatta muhtemelen de öyledir. Söz konusu başka bir polisiye-gerilim yazarının romanı olsa belki bu okuyucuya yetecek, ama işin içinde Leyleklerin Uçuşu gibi bir şaheseri yaratan Grange olunca haliyle beklentisi yükseliyor insanın.

Romanın tek eksiği olay örgüsündeki zayıflık değil. Bu noktada, hikayedeki katili –ya da katilleri- fazla tahmin edilebilir bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca romanın sonunda yer alan, Niemans’ın köpek fobisinin kaynağının anlatıldığı bölüm kopuk ve alakasız geldi bana. Madem bu fobinin sebebi açıklanacaktı, hikayenin içinde bir yerlere yedirilebilirdi diye düşünüyorum.

Tüm bunlara rağmen; coronavirüsle uğraştığımız şu zor günlerde bir çırpıda, keyifle okuyup bitirdiğim bir roman oldu Son Av. Grange’ın en iyi romanlarından biri değil, ama keyifli bir roman. Türünün tüm meraklılarına tavsiye ederim.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.