in ,

Sığ Sularda Boğulmayalım!

Yaşadığımız olayları veya tecrübe ettiğimiz olguları, her nedense soğukkanlı olarak tecrübe edemiyoruz.

Şöyle yazılan ve çizilenlere bakıyorum…

Konumlandığımız yerlerden, başımızı yere gömerek, “görmek istediğimiz” veçheden tahlil yapma canhıraşı içindeyiz!

Türkiye, “eksen kayması” yaşayabilir mi?

Eksen değişmesi!

Lig/sınıf atlıyormuşuz!

Değerlendirmelerimizde, ya bir alaya alma-küçümseme ya da değer bilmezlik öne çıkmakta.

Neyin eksen kayması? Ne zaman ülkemiz, bir şeyler yapmaya çabalasa, ayaklarının üzerinde durmaya çalışsa, hemencecik “dış mihraklar” tarafından hedefe oturtulmakta. Eğer, hafızamızı yenilersek, geçmiş dönemlerde de ülkemiz için, eksen kayması yaşıyor algısının pompalandığını anımsarız.

Öte yandan… Lig değiştirecekmişiz?! Daha, Karadeniz’de olduğu varsayılan doğalgaz rezervi çıkarılıp kullanıma sunulmadan, neyin ligini atlayacak mışız? Tabii ki, eğer, bu rezerv, emperyalist zihniyetlerin bir oyunu değilse veya emperyalistler tarafından türlü çeşitli tezgâhlarla engellenmez ise, pekâlâ ülkemizin ekonomik olarak rahatlayacağından bahsedebiliriz.

Ama, işte olaylar doğru düzgün değerlendirilmeden, şıpından noktayı koyuyoruz: Efendim bu doğalgaz ve petrol efsaneleri daha çok otoriter rejimlerin işine gelirmiş de, otokratlar, yönetimlerini devam ettirebilmek için, bu suni zenginlik ile halklarını bir süre daha idare ederlermiş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Allahaşkına körfez ülkeleriyle, Ortadoğu ülkeleriyle mukayese götürecek bir devlet mi?

Nedir bu hazımsızlık?

Türkiye Cumhuriyeti’nin beğenseniz de beğenmeseniz de iyi kötü işleyen bir demokrasi mekanizması var. Devlet olmak öyle kolay bir tecrübe değildir! Evet, ülkemiz, zaman zaman darbe teşebbüslerine maruz kalmış olabilir. Dönem dönem demokratik hukuk rejimimiz kesintiye uğramış olabilir. Tüm bunlar, bir devletin yaşadıklarından ders çıkarmasıdır.

—————————

Senelerdir takılıp kaldık…

Siyasal retoriklerin albenisine…

“Yeni Türkiye” ve “İleri Demokrasi” lafları özellikle bazı kesimlerde rahatsızlığa neden olmakta.

Yıllardır hep aynı fasit dairenin içine hapsolduğumuz için, tartışmalarımız da, saptamalarımız da, her nedense sığ dünyamızın dışına çıkamıyor.

Son yıllarda yaşadığımız sorunlarda olsun, sıkıntılarda olsun, faturayı hem cari iktidara hem de muhalefete teşmil etmek zorundayız/durumundayız. Yanlış anlaşılmasın, ben, hiçbir cenaha da “güzelleme” yapmıyorum. Ben, ne A partisinden yanayım ne de B partisinden yanayım. Sevdamız da yüksek ülkümüz de, memleketimizin daha gelişmesi ve milletimizin refah durumunun daha da palazlanmasıdır.

Ülkemiz sığ tartışmalardan da “akıl tutulmalarından” da çok çekti. Ne çabuk unuttuk… Muhalefet yapıyoruz diye, her değişmenin/yeniliklerin önünü Anayasa Mahkemesiyle kesmeyi! Bu ülke, üst değerlerimizi kendilerine tebellüğ edenlerden çok çekti:

Çok ayrıntıya girmeye de gerek yok. Çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK de bizim birleştirici ve bütünleştirici bir değerimizdir; Fatih Sultan Mehmet de… İslamiyet ve Müslümanlık, sadece bir mahallenin tekelinde değildir. Büyük önderimiz Atatürk, sadece gardrop Kemalistlerinin koruması altında değildir.

İçimizde birbirimizle uğraşmaktan ve birbirimizin başına çorap örmekten, dünyaya eklemlenemiyoruz. Evet, eğer ki muasır medeniyet ufku bizim en temel hedefimiz ise; yani bilim, teknoloji, dışa açık kurallı piyasa ekonomisi, hukukun üstünlüğü, özgürlükçü demokrasi ulaşmamız gereken idealler ise, bu da ancak dünyayla entegre olarak gerçekleşebilir.

Türkiye’nin ekseni de içinde bulunacağı lig de bellidir: Çağdaş demokratik hukuk devleti olabilmeyi içselleştirebilmiş ülkelerin safıdır. Bağımsız ve başı dik bir devlet olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir eziklik ve büyüklenme tuzağına düşmeden, coğrafi olarak batısında bulunan devletler de doğusunda bulunan devletlerle de, uluslararası hukukun cevaz verdiği düstur dairesinde etkileşim içinde bulunacaktır.

Önümüzde bizi bekleyen en büyük sorun, koronavirüs ve bu salgının toplumumuzda yaratacağı ekonomik ve sosyolojik tahribattır. Ve uzun zamandır masaya getirmediğimiz yeni bir anayasa metnidir.    

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

Blog YazarBlog Okurkooplogger

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.