Mustang Efsanesi

Klasikler 2 : Mustang

Arabalar, kitaplar, kıyafetler… Döneminin özelliklerini yansıtır. Klasikler serisinde bahsettiğim ve bahsedeceğim arabalar da şarkılarda, sitcom komedilerinde, siyasi tartışmalarda ironi olarak bolca kullanılan ‘Amerikan Ruyası’ olayının pozitifliğini, yenilikçiliğini yansıtıyor.

Mustangler de diğer klasiklerin talihsizliğini yaşamış; yeni geliştirilen modeller o ilk versiyon kadar benimsenmemiş, yıldızı parlamamıştır. 

İlk olarak, ismi; Batı Amerika taraflarında yola dayanıklı, vahşi atlardan ve 2. dünya savaşında başarı elde etmiş uçağın isminden geyiyor. Bu uçaklara                      ‘ Gökyüzünün vahşi atları’ da deniyormuş. Torino, venice gibi birkaç seçeneğin ardından, hediye gelen bir kitap – Mustangler- son halini almasını sağlamış.

Aracın tasarım aşaması otellerde yapılan gizli toplantılarda yapılmış çünkü o dönemin arabalarına bakarak tasarımı radikal bulunmuş.

Eski-yeni fark etmez Mustang deyince akla ilk gelen; ön kaputta iki kalın çizgidir. Hitap edilen kitle gençler olduğundan tasarımı kompakt ve uygun fiyatlı bir araç olmalıydı. Aslında yere yakın tekerler pek kullanışlı sayılmaz ama hız ve ses getiren motoruyla -Gerçekten ses getirmesinden bahsediyorum:) motorunu duydunuz mu?- tam da amacına uygun, gençler (ya da genç hissedenler:) ) için mükemmel bir model.

 O kadar beğenilmiş ki; ilk bir yılda satılması planlanan sayıya ilk üç ayda ulaşılmış.

Hakkında şarkı bile var. ‘Whıte Mustang’ 

Dinlemek için; https://www.youtube.com/watch?v=F4ELqraXx-U

Mustang ‘in bir diğer olayı da ponycar-musclecar ikileminde kalmasıdır. Hala tartışmalı olduğu için kesin bir sınıfa koymayacağım, zaten şu an iki sınıfa da adını yazıyorlar. Her V8 arkadan çekişli; kaslı araba sayılmaz, Mustang bunun en büyük örneği ama genel ayrım özellikleri bunlar.

Muscle car; pony car sınıfından hem dış boyutları hem de kaputun altında bulunan donanımlar açısından her zaman çok daha büyüktü. Dodge Charger, Ford Galaxie ve Chevrolet Impala gibi devasa, V8 destekli canavarlardan bahsediyoruz.

Tabi bu kesin ayrım her zaman aynı kalmadı, mesela günümüzde böyle bir ayrım yapmaya kalksak içinden çıkamayacağımız tartışmalara gireriz. Ama genel olarak arazi ve hız olarak ayrılabilir. Aslında bu ayrımın geride kalması  biraz üzücü çünkü tuttuğun takımın ya da hoşuna giden tarzı anlatan terimin zamanla kaybolması gibi.

 

 O dönem kaslı araba üreticileri hafiflemesine rağmen güç kaybetmeyen motorlar, ağırlık merkezi ve boyutları değişen, böylece kibar görünüme kavuşan araçlar istiyorlardı. Çünkü hitap ettikleri kitleyi genişletme kaygıları vardı. Aynı şekilde midilli araba üreticileri de tasarım yenileme koşturmacasındaydı. Artan talebi karşılamanın yanı sıra, yeniden klasiklere girecek bir model çıkarma peşindeydiler.

Tabi hepsi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Dodge, Challenger gibi üreticiler modaya uymayı reddederek aynı çizgide kalmayı seçmişler. 

Keşke yeniden klasikler üretilse… Çünkü bir fazla klasiğin değerini en çok koleksiyoncular bilir. Belki yeniden bir araya gelip bir çalışma yapılır, biraz uzak bir ihtimal olsa da…

Modaya biraz atıp tutmuş olsam da günümüz modellerinin gelişmişliğine ulaşmak için o yollardan geçilmeliydi. Bugünün modelleri de her zevke ve ihtiyaca hitap edebilecek kadar geniş bir yelpazeye sahip ve aşık olunası. 

Bugünün arabalarından yarına ‘Klasik’ olarak geçecek modeller sizce neler?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

7 Yorum