Kaderdeki Deprem

Kaderdeki Deprem

Anadolu toprakları; kadim, bereketli ve kutsal topraklardır. Çoğunlukla yüksek ve dağlık bir zemine yayılan bu topraklar aynı zamanda aktif ve kuvvetli fay hatlarının da üstünde konumlanan bir yarım adadır.

Deprem kimi zaman risk, kimi zaman gerçek bir uçtan diğer uca dolanır durur da buraları, her nedense İstanbul üzerinde gezinirken daha fazla göze görünür. Büyük Roma İmparatorluğunun başkenti Roma gibi yedi tepe üzerine kurulmuş, tarih boyunca imparatorlukların başkentliğini en az Roma kadar ihtişamla üstlenmiş bu kentin öyküsünde gerçekleştiği ve her bin yılda bir tekrarladığı bilinen yıkıcı ve büyük depremlerdir büyük ihtimal bunun temel nedeni. 

Bu açıdan yaklaşıldığında deprem kaderidir, hem Anadolu’nun, hem İstanbul’un. 

İşin aslıysa; deprem, üstünde yaşadığımız yerkürenin jeolojik yapısından kaynaklanan kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu sonucun nasıl yaşanacağı da akla ve aklı kullanma tercihlerine bağlıdır.

Bu gün, İstanbul nüfusu on beş milyonu aşmış durumda. Çarpık kentleşme, yetersiz altyapı, düzensiz, emniyetsiz yapılaşmanın varlığını görmek, orta şiddette ya da az üstünde bir depremin meydana getireceği yıkımı tahmin etmek için herhangi bir uzmanlığa ihtiyaç yok.  17 Ağustos depreminin silinemeyen izleri, ufacık sarsıntıda duran hayat, kesilen iletişim, akmayan trafik, her şeyden ötesi sadece kenti değil, ülkenin tamamını saran panik yetip de artıyor bu gerçekleri her daim zihinlerde canlı tutmaya. 

Oysaki dünyanın diğer ucunda benzer kaderdeki başka bir yer, Japonya da sarsılmakta sıkça, kimi zaman daha büyük şiddetlerle. Tabiatın bu doğal zulmüne rağmen varlığını sürdürme azminin yarattığı imkândakiler açısından günlük rutin içerisinde belki de rakamsal değerlerin ötesine geçmeyen bu sarsıntılar sınırlarımıza yaklaştıkça, korkutucu anlamlar ve ölümle kalım arasında etkiler taşımaya başlıyor.

Neticede deprem kaderidir, hem Anadolu’nun, hem İstanbul’un. Mesele, hayatta kalmak, yakınlarını, sevdiklerini, evini, malını, kentini ve uzvunu kaybetmemek, mevcudiyetini esenlikle korumak olduğunda ise, vuk’u bulacak kader sadece ilâhi değil, aynı zamanda aklidir de. Ve bu aklî kader, bu topraklarda pek yüz güldürmüyor maalesef.

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları