İnanç, Güven, Umut

Gecenin sessizliğinde ve gündüzün sakinliğinde kapıldığım o tüm hayallerimin gerçekleşeceğine inanmak istedim, halen inanmaya devam ediyorum. 

İnancını sorgulamalısın. Bazen neye inanmam gerektiğini bilmek istiyorum. Gözlerini kapat ve sadece insan olduğunu anlamaya çalış. İnanmaya kabul ederek başla. İlk önce kendini kabul et, olduğun gibi ve sonrasında yapmak istediklerine, yapabildiklerine, yapabileceklerine inan. Başarmanın en büyük anahtarı inanmak derler. İnsanlar senin çabaladığını gördüğünde seni destekleyebilecek kişi çok az olacaktır, her insan başarmak ister ama çoğundan azı başarmak için çabalar. Kendini geliştirmeyen, ne istediğini anlarken kaybolan insanlar çevresinin etkisiyle kaybolan kişilerdir. Aile, arkadaş, dost veya sevgili. Her kimse ve her neyse seni tam senin kendini anladığın gibi, desteklediği gibi destekleyemezler. 

Güvenmek ya da güven oluşturmak her ikiside çok yorucu. Herkese güvenmemeliyiz. Kendime güvendiğimde, zaten güven oluşturmuş oluyorum. İnsanların bana güvenmesi veya güvenmemesi onlara kalmış. Peki ya ben? İyimser, hoş, kibar birey olduğumda insanların bana nasıl davranacağı tahmin edilebilir bir şey değil mi? Bazı insanlara güvendiğimizde onlara kendimizden daha fazla değer veriyoruz, inanıyoruz, seviyoruz, tüm o verilen çabanın sonunda hayalkırıklığına maruz kalabiliyoruz. Oluyor işte bazen. İnsan hatalarıyla, yanlışlarıyla da bir bütündür. Bu işten dersini almış olmak önemli, hayatında ne yaparsan yap kendini affedecek kadar yanlışın olsun, eğer gün gelir zamanı geriye alamadığını, yaptığını geriye çeviremediğini anlarsan, yaşadığın pişmanlığın seni kendini affetmeye yetecek mi?

Benim en büyük umudum bir gün her şeyin geçeceği ve sona ereceği gerçeğidir. Üzerimde ne kadar ağırlık olursa olsun, zamanı gelir inişli çıkışlı anılarımında tadını çıkarmaya çalışırım. Hüzün gelip çattığında, içimin rahatlığı ve benliğimin benimle mücadele etmesi olgunluğun gelişiyle sona erer. Peki ya en büyük olgunluk? Artık yaşadığınız her şeyin sizi heyecanlandırmaması değil mi? Sanki sizden çok şey alınmışta artık kaybettiklerinizin, kazandıklarınızın önemi kalmamış gibi. Alıştınız, alıştırıldınız. İçinizdeki umudun sanki artık kabullenmişliğe dönüşmüş gibi, işte umut budur aslında. Ne onu yitirebilirsiniz ne de onun varlığını hissedebilirsiniz, ama o her zaman sizinledir. Çünkü yaşadığınız bu hayat boyunca doğanın mücadelesiyle aynı eşit yapıya sahibiz, hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz. Ne yazık ki sadece hayatta güçlü olabilen kalabiliyor. 

Eğer gün gelir inancını yitirirsen bu kendine olan güveninin azalmasından kaynaklanır, inancını yitirdiğinde geriye umut kalır. Ama sakın ve sakın ola ki: umudunu yitirdim deyipte kabullenişe geçme. Bu hayatta her şey geçici – sevgi, saygı, neşe, huzur ve zamanı geldiğinde ‘sen’ bile. Ne olur tüm endişelerini, korkularını, olumsuzluklarını bir kenara bırak. Dünya döndükçe sende yaşamaya devam et, insanoğlu. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.