Hayat Oyunu

 Hayatımız bizim gördüğümüzden çok daha fazlasıdır. 

Bazen güldüğümüz bazen de ağladığımızdan ibaret değildir. Kimimiz sadece mutlu ya da mutsuz olduğumuz anlardan ibarettir diye düşünür. Hayat bizim yaşamımız… Hayat bizim yaşam alanımız…

Herkes bir koşuşturma içinde. Kimse gerçekten yaşadığını bile göremeden hayatın aslına bakamadan bu diyardan gidiyor. Ne kadar üzücü değil mi? Para kazanma, hayatta kalma mücadelesi uğruna çevremizdeki insanlardan ve zamandan fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyoruz.

Yolunuzun üstündeki belki de gördüğünüz bir çiçeğin kokusunu en son ne zaman içinize çektiniz? Güneşin güzelliğini, keyfini en son ne zaman çıkardınız? İşleri düşünmeden sevdiklerinizle ne zaman vakit geçirdiniz? Ne zaman bir yere yetişmek zorunda kalmadan durup güzel havayı içinize çektiniz? Belki de hatırlamıyorsunuz bile. Çünkü hepimiz sürekli bir yerlere yetişmek zorunda kalarak, saate bakarak ve etrafımızdaki olanları göremeden yaşıyoruz. 

Hayatı anlamadan, yaşayamadan, sırf bari biz güzel yaşayamadık ama torunlarımız ya da çocuklarımız bu hayatı güzel yaşasın diye umut ederek işlerimize başlıyoruz. Kendimizi düşündüğümüz an çok az. Devir yaşamak değil yaşamda kalabilme devri. Hayat mücadelesi devri. Fakat yaşantımızı etrafımızdaki güzellikleri de göremeden bitirirsek yaşamamızın hiçbir anlamı kalmaz. Dümdüz yaşamak bir şey ifade etmez. Kendinize bazen zaman tanıyın ve etrafınızı görmeye çalışın. Unutmayın yaşantımızda ince detaylar gizlidir. Görebilmek ve bunları tadabilmek önemlidir. Bir nevi gizli olan şeyleri bulma oyunu gibi… 

Ama şöyle diyebiliriz: Bu devir hayatın içindeki oyun devridir…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum