Genç Yazarlar İle “Yazarlık” Üzerine Röportajlar

Kaynak belirtilmedi

Önemli NOT: 

Röportajlar şahsım tarafından, yazarların bilgisi dahilinde yapılmış ve hiçbir ticari amaç gütmemektedir.

Yalnızca günümüzün genç yazarlarından küçük bir kesimin içlerindeki tutkuyu biraz daha dökebilmek, bir kanattan daha ses çıkarabilmelerine destek olabilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Bu uzun ve meşakkatli yollarında genç yazarlarımıza başarılar diler, kalemlerinden mürekkebin, yüreklerinden yüceliğin eksik olmamasını temenni ederim.

İyi okumalar.

ALEYNA YILDIRIM / “Geçmiş – Kül ve Su” Kitaplarının Yazarı

“Edebiyatın iyileştirme gücü olduğuna inanıyor musunuz yoksa yazmak sizin için bir yüzleşme görevi mi görüyor?”

A: Aslına bakacak olursanız edebiyatın iyileştirebilmesi dediğimiz kavram tam olarak bu yüzleşme faktöründen doğuyor, okuduğumuz bir hikâyedeki bir çocuğun gözlerindeki ışıltılar, yabancıya uzatılan el, bunları görebiliyor, hissedebiliyorsak şayet, iyileşmişiz demektir. Yazarken yüzleşmeye, yüzleştikçe iyileşmeye başlıyoruz. Okurken ise yine aynı şekilde önce yüzleşmeye, sonra yüzleştiklerimizi önümüze alıp iyileşmeye başlıyoruz.

“Kitabınızı bitiren bir okurun, son sayfasını kapattığında, yüzünde nasıl bir ifade yer almasını istersiniz?”

A: Kelimelerin arkasına sakladığım o nefesi hissetmesini, o nefeslerin ona dokunduğunu düşünmesini istiyorum. Her bir okurumun gözlerindeki o hafifliği görmek, onlarca övgüden çok daha iyi hissettiriyor.

“Bir kitap, kendini nasıl aldırır?”

A: Eğer kapağına baktığınızda, arkasından birkaç satır okuduğunuzda o kitaba dair hisleriniz iyice pekişiyorsa, o kitabı alın derim, eğer o kitapta sizinle ilgili bir şeyler olmasa, ilginizi çekmezdi, alın ve sizi nelerin beklediğini görün.

“Sizce bir yazar, yazdığı karakterin kaderinden ya da sonundan, ne kadar sorumludur?”

A: Nasıl ki ben kendi hayatımda birtakım alaylara: “Başaramayacaksın” diyenlere rağmen o dik duruşu sergiliyorsam, yazmış olduğum karakterlerinde o dik duruşu sergilemelerini isterim, biz hepimiz birer kitap karakteri gibiyiz tek farkımız kendi yolumuzu kendimiz çiziyoruz, bu da bizi hem kendi hayatımızın hem yazmış olduğumuz karakterlerin sonlarının sorumlusu yapar. Bazen düşmelerini isterim, tıpkı yazılabilen yanlış kelimeler gibi, düşmenin de insani bir kusur olduğunu okuyucuya gösterebilmek için. O samimi bağı dönüştürürken, okuyucu da kendinden bir parça bulabilsin, karakterin sonunu gördüğünde, duyguları, sanki gerçek hayatta yaşayan bir insanın sonuymuşçasına, etkileyebilsin istiyorum.

“Kitabınızı tarihteki bir yazara ithaf etmek, oturup bir çay/kahve içmek isteseydiniz, bu kim olurdu, neden olurdu?”

A: Tereddüt etmeden Sir Arthur Conan Doyle derim. Yalnızca bir polisiye ustası olduğu için değil, bakmak ile görmek arasındaki farkı gözler önüne serebildiği için. Bendeniz kendi hikâyelerimi yazarken paranın veya gücün peşinden gitmekten ziyade mucizelerin peşine gidiyorum. Bir sözüm var; “En büyük zenginlik ailedir. Para gelip geçici, lakin aile ve duyulan her sevgi, ruhumuzda kalıcıdır.” Bu yüzden kendimi onun öğrencisi gibi görüyorum, çünkü O, insan ruhunun kırılgan ve şefkatli yanını her zaman bulmayı ve göstermeyi başarmış bir yazar. Kalemiyle tanıştığım ve şans verdiğim için şanslı hissediyorum.

İREM ERŞEN – “Pusulam Şiir” Kitabının Yazarı

“Şiir ve Edebiyat, dünyasına ilk girişinizden bahseder misiniz? Tam olarak neler hissettiniz?”

İ: 6. Sınıfta Türkçe öğretmenim sayesinde adım attım. İlk şiirlerimi yazdığımda, aklımda “Yazamam” düşüncesi vardı, Türkçe öğretmenimin motive edici sözleri sayesinde olumlu düşünmeye, iyi hissetmeye başladım, akabinde yazmaya devam ettim.

“Konu kalem ve yazarlık olduğunda ruh ikizi gibi bir “Kalem İkizi” sahibi olsanız, yazdığınız yazılar yüreğinizden kopan duygular benzeşse, neler hissedersiniz? O kişiyle nasıl iletişim kurarsınız?”

İ: Çok iyi hissederim, çünkü yazdığım şiirleri çok içtenlikle yazdığımı düşündüğümden böyle bir durum bana kendimi iyi hissettirir. O kişiyle iletişim kurarken ise şiirler ve duygular üzerine konuşmalar yaparım.

“Sizce Şiir ve Edebiyat, günümüzde nereye ve neye dönüştü?”

İ: Teknolojiden ötürü kitap okuma yüzdesinin, eskiye nazaran hayli azaldığını düşünüyorum, şair ve yazarların yazdığı çok güzel yazılar neredeyse okuyucuya ulaşamıyor bile, bu da edebiyatı ciddi ölçülerde geri plana atıyor.

“Gençlere yazarlık ve şairlik konusunda neler söyleyebilirsiniz?”

İ: Gençlere muhakkak yazmalarını tavsiye ederim, ben yazınca rahatlıyorum, üzerimden bir yük kalkmış gibi oluyor, bu yüzden gençlere en büyük tavsiyemdir, yazın, yazmak bu devirde bir çıkış yoludur.

“Bir imza günü hayal ettiğinizde, o günü zihninizde nasıl canlandırıyorsunuz?”

İ: Şiiri yazan ve yaşayan yazarların olduğu, ünlü yazarların yer aldığı, çok güzel ve çok içten bir imza günü hayal ediyorum.

“Geçmişten bir şairle oturup çay/kahve içme şansınız olsa kim olsun istersiniz? Ve neden?”

İ: Özdemir Asaf ile oturup konuşmak isterdim, çünkü onu severek takip ediyorum ve yazdığı şiirler yüreğimde iz bırakıyor, bu yüzden onunla bir kez de olsa oturup bir kahve içmek, konuşmak, tanışmak isterdim.

YAREN POLAT – Coda Eğitmeni, Şiir Yazarı

“Şiir ve Edebiyat, dünyasına ilk girişinizden bahseder misiniz? Tam olarak neler hissettiniz?”

Y: Şiir ve edebiyat dünyasına çocukken girdim, öyle ki yaşımı bile tam hatırlamıyorum, özellikle psikolojik türdeki yazıları ve şiirleri çok yazarım. Hislerime gelince, hislerim çok kuvvetlidir, yazarken çokça kez ağladığımı bilirim.

“Konu kalem ve yazarlık olduğunda ruh ikizi gibi bir “Kalem İkizi” sahibi olsanız, yazdığınız yazılar yüreğinizden kopan duygular benzeşse, neler hissedersiniz? O kişiyle nasıl iletişim kurarsınız?”

Y: Kalem ikizi sahibi olmak çok güzel olur, acılarımı ve yaşadıklarımı göz önünde bulundururum, kendimle gurur duyarım, o kişiyle iletişim kurarken yine aynı şekilde bunlara dikkat ederim.

“Sizce Şiir ve Edebiyat, günümüzde nereye ve neye dönüştü?”

Y: Şiir ve edebiyat, günümüzde eskiye nazaran o kadar yer edinmiyor, herkes teknolojiye bağlı yaşıyor ve okumalarını PDF üzerinden yapıyor, bu açıdan teknolojinin gelişmelerinin yararları da zararları da var, lakin benim için edebiyatın değeri hala aynı, yazmak ve okumak içini dökmek hep aynı, çok iyi ve çok özel.

“Sosyal medyadaki kitap sayfaları ile ilgili düşünceleriniz neler?”

Y: Kişiden kişiye değişir bu işi yapabilenleri onaylarım lakin yapamayanlar olduğunu da görüyorum, yapabilenlere saygım sonsuz.

“Bir imza günü hayal ettiğinizde, o günü zihninizde nasıl canlandırıyorsunuz?”

Y: Doğrusu o günü güzel hayal ediyorum, o anları yaşadım ve unutamam, unutmak imkânsız.

“Geçmişten bir şairle oturup çay/kahve içme şansınız olsa kim olsun istersiniz? Ve neden?”

Y: Cemal Süreya, Yaşar Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı, Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Oğuz Atay, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Özdemir Asaf ve milyonlarca yazar diyelim, hepsini severek okuyorum, onlar beni anlıyor gibi hissediyorum, çok seviyorum, bunlardan herhangi biriyle oturmak, kahve içmek, çok isterdim.

ENES PAPAĞAN – Nota Dergisi Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni / “Aşk Sancısı, Aşkın Notaları” Kitaplarının Yazarı

“Şiir ve Edebiyat, dünyasına ilk girişinizden bahseder misiniz? Tam olarak neler hissettiniz?”

E: Şiir ve edebiyat dünyasına girişim bir ihtiyaçla başladı, içimde biriken duyguları anlatacak kelime bulamadığımda kalemim devreye girdi. İlk yazdığımda çok heyecanlıydım ve bir o kadar tedirgindim; çünkü yazdıklarım kalbimdendi. Zamanla fark ettim ki şiir benim için sadece bir sanat değil aynı zamanda iyileşme biçimi.

İlk adımı attığımda büyük bir heyecan ve merak içindeydim. Yazdıklarımı paylaşmak cesaret istiyordu ama aynı zamanda beni motive ediyordu. O dönemlerde hissettiğim en güçlü duygu, kelimeler aracılığıyla kendimi özgürce anlatabilmenin hissettirdiği mutluluktu.

“Konu kalem ve yazarlık olduğunda ruh ikizi gibi bir “Kalem İkizi” sahibi olsanız, yazdığınız yazılar yüreğinizden kopan duygular benzeşse, neler hissedersiniz? O kişiyle nasıl iletişim kurarsınız?”

E: Böyle bir ikize sahip olmak, insanın kendi iç sesiyle karşılaşması gibi, kendi ruhuna ayna tutması gibi olurdu. Yazdıklarımız, yüreğimizden akan kelimelerin benzeşmesi, aramızda bir bağ yaratırdı. O kişiyle kelimelerle konuşur, uzun cümlelere gerek kalmadan birbirimizi anlardık. Sanırım en güçlü iletişimimiz, birbirimize yazdığımız satırlar olurdu, çünkü insanlar bazen konuşarak değil, yazarak daha iyi anlaşır.

“Sizce Şiir ve Edebiyat, günümüzde nereye ve neye dönüştü?”

E: Şiir ve edebiyat bugün biçim değiştiriyor ama yok olmuyor, ruhunu kaybetmiyor. Dijital çağ sayesinde edebiyat farklı alanlara taşındı; sosyal medya, dijital dergiler ve çevrim içi platformlar, yeni yazarlar doğurdu. Bu sebepten ötürü duygunun ve anlatma ihtiyacının hiç azalmadığını düşünüyorum.

“Sosyal medyadaki kitap sayfaları ile ilgili düşünceleriniz neler?”

E: Bu tarz kitap sayfalarını çok kıymetli buluyorum, okumayı ve edebiyatı daha geniş kitlelere ulaştırıyorlar, özellikle genç yazarlar için köprü görevi görüyorlar. Bazen bir alıntı ya da kısa bir yorum, bir kitabın yeniden veyahut sıfırdan keşfedilmesine vesile olabiliyor. Edebiyat için büyük bir kazanç olduklarını düşünüyorum.

“Gençlere yazarlık ve şairlik konusunda neler söyleyebilirsiniz?”

E: Bir genç olarak şunları söylemek isterim, eleştiriden korkmamalarını aksine bunu gelişmek için bir fırsat olarak görmelerini tavsiye ederim. En önemlisi de bunu bir yarış olarak değil, kendilerini ifade ediş biçimi olarak görsünler. Asla vazgeçmeyip istedikleri şey için mücadele etsinler. Yazarlık ve şairlik uzun bir yolculuk, bu yolda cesur ve samimi olsunlar.

“Bir imza günü hayal ettiğinizde, o günü zihninizde nasıl canlandırıyorsunuz?”

E: Şu ana kadar 3 adet imza gününde bulundum, ilki Okulum Gazi Anadolu Lisesi’nin ilk katında öğretmenlerim ve arkadaşlarımlaydı. İkincisi 2025 İzmir Kitap Fuarında, üçüncüsü ise Sanal Kitap Fuarındaydı. Önceki ve gelecekteki imza günlerimi hayal ettiğimde, önce sessiz bir heyecan görüyorum. Masada kitaplarım, karşıdan gelen insanların yüzlerinde merak ve gülümseme, her satırda insanlara biraz daha dokunduğumu hissetmek ve heyecandan elimin titremesiyle imzaları istediğim gibi atamamak. O günleri kalabalıktan çok, kurulan kısa ama anlamlı sohbetler, paylaşılan duygular, hayatımda yaşadığım en özel günler olarak hatırlamak istiyorum.

“Geçmişten bir şairle oturup çay/kahve içme şansınız olsa kim olsun istersiniz? Ve neden?”

E: Burada bir seçim yapmak çok zor, Cemal Süreya, Cemal Safi, Atilla İlhan ve Özdemir Asaf, hepsi benim için ayrı ayrı kıymetliler ama bir şairle oturup çay içme şansım olsa ve bir şairi seçmem gerekirse Ümit Yaşar Oğuzcan’ı seçmek isterim, onun şiirlerinde aşkın en kırılgan, en derin ve en yaralı hallerini görmek mümkün. Hayatla ve acıyla kurduğu ilişkileri nasıl kelimelere döktüğünü ondan dinlemek isterdim, sanırım onunla içilecek sessiz bir çay bile çok şey anlatırdı.

HATİCE KAYA – “Yeniden Doğuş – 1″ Kitabının Yazarı

“Fantastik Türüne İlginiz nasıl başladı?”

H: Fantastik türüne ilgim, gerçek dünyanın sınırlarının bana dar gelmesiyle başladı. Okuduğum kitaplarda farklı evrenlere geçmek, imkânsız görünen şeylerin mümkün olabildiği dünyalarda dolaşmak bana kendimi özel hissettirdi. Fantastik, hayal gücümün nefes alabildiği bir alan oldu ve zamanla bu alanı sadece okumak değil, kurmayı istedim.

“Bu türdeki yazarlığınıza adım attığınız ve ilk eserinizi ortaya çıkarttığınız gün ne hissettiniz?”

H: İlk eserimi tamamladığımda hem mutluydum hem de inanılmaz derecede tedirgindim, kendime defalarca kez “Gerçekten oldu mu?” diye sordum. Bütün bunlar bir yana dursun en baskın duygum kesinlikle gururdu. Çünkü o güne kadar yalnızca zihnimde yaşayan bir dünya, nihayet somut hale gelmişti.

“Örnek aldığınız, idol bellediğiniz yazarlar var mı? Varsa neden ve kim/kimler?”

H: Örnek aldığım yazarlar Adora Yağmur, Aslı Arslan gibi yazarlar.

“Türünüzde size ilham kaynağınız olan 3 eseri söyleyebilir misiniz?”

H: Yüzüklerin Efendisi / Açlık Oyunları / Uyumsuz, bu üç eser hem güçlü evren kurguları hem de karakterleriyle beni çok etkiledi.

“Genç fantastik/bilimkurgu yazarlarına tavsiyeleriniz nelerdir?”

H: Bol bol okusunlar ama okurken “Ben olsaydım nasıl yazardım?” diye düşünsünler, başkalarına benzemeye çalışmak yerine kendi hayal güçlerine güvenmeleri çok önemli. Ayrıca ilk eserin mükemmel olmasını beklemesinler.

“Adım atmak isteyip de cesaret edemeyen yazar adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?”

H: Kimse hazır hissettiği anda başlamıyor, cesaret, yazmaya başladıktan sonra geliyor, korkuları varsa bile devam etsinler çünkü yarım bir cesaret bile hiç atılmamış bir adımdan daha değerlidir.

“Bu türdeki en büyük hayaliniz, zirve noktanız nedir?”

H: En büyük hayalim gerçekten kalplere dokunan bir yazar olmak.

“Yazmaya çekinip yarım bıraktığınız ya da yazarken çok yorulduğunuz bir fantastik distopya/ütopya kurgunuz oldu mu? Böyle bir durumla karşılaşsanız ne yaparsınız?”

H: Evet oldu, böyle anlarda kendimi zorlamayı tercih ediyorum, hikâyeden biraz uzaklaşıp tekrar okumak, karakterlerle yeniden bir bağ kurmamı sağlıyor. Bazen durmak, devam edebilmek için gerekliliktir.

“Geçmişten bir fantastik/bilimkurgu yazarı oturup çay/kahve içme şansınız olsa kim olsun istersiniz? Ve neden?”

H: J. R. R. Tolkien ile oturup sohbet etmek isterdim. Çünkü bir evrenin temelini nasıl sağlam attığını ve bunları yaparken nelere dikkat ettiğini birebir dinlemek isterdim.

“Bir imza günü hayal ettiğinizde, o günü zihninizde nasıl canlandırıyorsunuz?”

H: Sade ama sıcak bir ortam hayal ediyorum. Kitaplar masada, okuyucular ile göz göze sohbet ediyorum, en çokta kitabımı elimde tutarken gülümseyen bir okuru görmek, o an her şeye değer.

H.C – “Narçiçeğim” Serisinin Yazarı

“Kendinizden biraz bahseder misiniz?”

H.C: Ben H.C, Ankara’da yaşıyorum, yaklaşık 5 yıldır yazarken oluşturduğum lakabımı kullanıyorum. 19 yaşındayım, Yüksek İhtisas Üniversitesi’nde Tıbbi Sekreterlik bölümü okuyorum, müzik ve sanatsal olan birçok şeye bağımlıyımdır.

“Genç kurgu, dünyasına ilk girişinizden bahseder misiniz? Tam olarak neler hissettiniz?”

H.C:  2021’de basılan, Narçiçeğim serisinin başlangıcı ve aynı zamanda basılmış olan ilk kitabım Narçiçeğim 1, kafamda oluşur oluşmaz onu farklı kategorilerde kitaplar okuduğum bir platformda yayınladım. İlk zamanlarımda elbette ki fazla amatörce yazıyordum, zamanla bu hissiyat geçmişte kaldı ve ilk kurguma, o dönemdeki heyecanıma dönüp baktığımda, geçen zaman içerisinde çokça ilerlediğimi ve çok şey kazandığımı düşünüyorum.

“Narçiçeğim serisinden biraz bahseder misiniz? Konusu ve dayandığı temel nedir?”

H.C: Konusuna gelince, Narçiçeğim, zihnimde oluşturduğum kadın dayanışması temeline dayanıyor ve iki ana karakterin başındaki sorunları günümüze taşıyarak bunlarla baş etmelerini konu alıyor. Geçmişe bağlı karakterlerimizin yaşadığı zorlu savaşı bize sunuyor. Narçiçeğim, gerçek hayatta kolayca bulabileceğiniz karakterleriyle bizleri kendi hayatımızdan parçalar bulmaya itiyor. İçime çok sinen bir kitap olduğunu ve gurur duyduğumu söyleyebilirim.

“Farklı kurgularınız var mı?”

H.C: Diğer kurgularımdan şu an yazmaya devam ettiğim “Rehineler” kitabım, güzel ve etkileyici bir kurguya sahip; 8 karakterin bir sohbet uygulamasında tanışıp hayatlarını son süratle yaşamalarına sebep olacak büyük bir karar alarak birlikte eve çıkmalarını konu alıyor. Sırlar, yalanlar, arkadaşlık, bizi onlara bağlamaya yarıyor. Bu kitap kafamda oluşturduğum ilk kitaplardan biri. Beni genç kurgu dünyasına bağlıyor. Bu yıl basılmasını planlıyorum.

“Yazarlık süreciniz boyunca, başlangıçtan şu ana kadar nelerle karşılaştınız?”

H.C: İyi şeylerin yanında aynı zamanda fazlasıyla yargılayıcı gözler ve elbette bununla alay edebilecek insanlarla karşılaştım. Birinin eksiklerini bir başkasında görüp buna müdahale etmeye çalışanları gördüm, bu beni düşürmedi, aksine önemsemeyerek hayallerim konusunda daha ısrarcı olmam açısından önemli bir rol oynadı, her gün hayallerime bir adım daha attım ve şu an olduğum adımdan gurur duyuyorum.

“Sizce Genç kurgu kategorisi, günümüzde nereye ve neye dönüştü?”

H.C: Çok güzel bir noktaya ilerlediğimizi söylemek isterim; çünkü yeterince yenilikçi ve yetenekli yazarlarımız oluşmaya başladı. Bu kategoride kalıplaşmış yazar ve kurgu kalıplarını, özellikle son yıllarda kırmaya başladığımızı düşünüyorum. Genç kurgu kategorisinin var olmasına epey katkı sağlayan ve okuyucuları kendine bağlayan “Wattpad” uygulamasına ülkemizde bir sınır gelmesi, pek tabi üzücü bir olay oldu, bu olmasaydı daha iyi ilerleyebilirdik, yenilikçi yazarların var olması konusunda ülkemizi sekteye uğrattı.

Bu sınırın gelmesinin sebebinin edebiyata uygun olmayan bir platform olduğu algısı olsa da okuma alışkanlığını da özellikle teknolojik gelişmelerin akabinde internet platformlarının tercih edildiğini göz önünde bulundurulduğunda, böyle bir okuma alışkanlığı yapan bir platformu yok ettiğimizi düşünüyorum. Lakin bunca soruna rağmen genç kurgu kategorisinde kendini var etmeye çalışan yazarlardan birisi olarak, bir gün olsun durmayı düşünmeyip, yeni başarıları hedeflediğimizi görebiliyorum, bu da genç kurgu kategorisini fevkalade bir noktaya taşıyor.

“Türe dair yazma şevkinizi başlatan 3 eser ve o eserlerin size hissettirdiklerinden bahseder misiniz?”

H.C: Birincisi, genç kurgunun zirvelerinden Ölüme Fısıldayan Adam, Büşra Yılmaz’ın kaleminden etkileyici dünyası ve melankolik havası ile ve karakterlerin genç kurgu dünyasındaki olağan karakterlerden farklı ve bazı psikolojik sorunlarla karakterlerini oluşturması, bunun okuyucuyu ilk dakikadan kendine bağlaması ve bu kitabın genç bir yaşta yazılıp okuyucuya muazzam bir kargaşa sunuşu beni oldukça etkileyen bir taraftı; yazar da zihin ve kalem olarak beni kendine fazlaca bağlayan birisi.

İkincisi ise Bu Masalda Peri Yok kitabı ile genç kurgu dünyasından kendini geri çekip yok olan bir yazar. Bu Masalda Peri Yok, beni kendine enteresan kurgusu ve karakterlerin her birinin zihnine kadar inebileceğimiz bir evrendi. Düşünülerek bulunabilecek veya yaratılabilecek bir kitap kesinlikle değil; çünkü kadın ve erkek karakterleri sıradan gözükerek bambaşka bir yere götürdü beni. Aynı zamanda gerçeklik algımla oynayarak bende travma bıraktı diyebilirim. Sahnelerin gerçek mi yoksa karakter bunları hayal mi ediyor derken finalde olmadık bir şeyle karşılaşılması beni yazarın alışılmadık diline oldukça bağladı. Öyle bir sunuyor ki karakterlerinin psikolojisini, aklınızı kaçırıyor gibi hissediyorsunuz. Anıl Yıldırım ruhu denen bir şey var ve beni oldukça etkiliyor; bir gün onunla tekrar karşılaşmak dileğimle. Genç kurgu dünyasında dili, dilimizi uçuklatacak birisi. Kendi yazdığım Rehineler kitabımda da bu yazara karakterim olarak bir yer verdim, beni fazlaca etkilediği için.

Üçüncüsü Our Lying Reflections, Alenour Veles’den bir kitap; yani Türkçesi ile Yalancı Yansımalar. Bu kitabın Wattpad platformunda Türkçesini okumuştum yazdığım dönemlerde ve yabancı bir ülkede geçen karanlık lise, klişe sayılmayacak dünyası ile beni yerden yere vurmuştu. Nedeni ise kitabın konusuydu: okulun karanlık sırları, baş karakterlerin kendiyle fazlaca çelişmesi, psikolojik olarak baz alındığında hastalıklı ruhlar okuduğumuz fakat her birinin iç dünyasına girerek onları anladığımız… Yazarın yazarken “Bu kadar da olamaz, bunu nasıl düşünmüş?” dediğiniz kitabın kısımlarını okuyorsunuz. Finaliyle beni ters köşeye sürükleyen ve yazmakta oldukça beni hareketlendiren bir kitap. Tüm bahsettiğim yazarlarla iletişimim oldu ve yazım dilleri kadar kendilerine de hayran oldum. Daha fazla yollarının aydınlık olmasını ve beni etkilemelerini dilerim.

“İdol bellediğiniz ve kendinize yakın gördüğünüz yazarlar var mı? Varsa kimler ve neden?”

H.C: Bu soruyu cevaplarken bir öncekini baz almam gerekirse; Büşra Yılmaz, Anıl Yıldırım, Alenour Veles, Aytuğ Tunç Deveci, Cemal Latifoğlu, Gül Yıldız, bu altı yazar beni yazım dilleri ve karakterleri ile fazlaca etkiliyor. Nedeni ise her birinin azim ve başarısının benim yolumda parlayan bir yıldıza dönüşerek tıpkı Kuzey Yıldızı gibi yön gösteriyor olması. Çoğuyla en büyük ortak noktam, melankolik kitaplarımızın olması, bu da beni bu altı yazara fazlasıyla bağlıyor. Her birinin benim tarafımdan bakıldığında zirve eserini; Ölüme Fısıldayan Adam, Gezegenlerin Hepsi Kaybolmaz, Our Lying Reflections, Şarlatan, Süveyda serisi, İhtimaller Can Yakar olarak söyleyebilirim.

“Sosyal medyadaki kitap sayfaları ile ilgili düşünceleriniz neler?”

H.C: Bu konuda geçmiş kuşaklar önce çıksa da genç nesli bir tık daha öne koymak isterim. Aşırı yaratıcı bir nesil ile karşı karşıyayız. Benim kitaplarımın tanıtımlarımda, sosyal medyada gördüğüm ve beğendiğim yazarların tanıtımlarında, gördüğüm gönderiler ve videolar beni oldukça şaşırtıyor. Öyle detayları fark ediyorlar ve bunları ortaya çıkararak öyle paylaşımlar yapıyorlar ki şaşırmamak elde değil. Özellikle kitaba çizim yapan kitap sayfaları, işlerine düşkün ve sadık olmalarıyla kendilerine hayran bırakıyorlar. Gözüme hitap eden ve estetik duran her Instagram sayfalarını özenle takibe alıyorum.

“Gençlere kurgular ve tema belirleme konusunda neler söyleyebilirsiniz?”

H.C: Kafalarında oluşan her hikâyenin peşinden gitmelerini isterim. Öncelikle her yazarın zihni ve kalemi çok farklıdır; buna inanarak hikâyelerini şekillendirmeleri gerekir. Akıllarına gelen o ufacık fikre tutundukları zaman ortaya bambaşka boyutta muazzam eserler çıkıyor. Temayı seçmeleri şu yönden çok önemli: tema ve kurgu akışlarınız sizi hangi kategoride yazacağınızı belirler. Her alanda mı yoksa tek bir alanda mı ilerleyeceksiniz, kitap türünde bunun açısından önem arz ediyor. Kalabalıktan çok zihninize odaklanın. İlk denemeden arkanızı dönüp gitmeyin. Bazen bazı şeyler tozunu sildikçe ortaya çıkarak var olur. Yazacakları konu, kitabın ismi, karakterler ve daha fazlasını bir planlayıcıya yazarak kitabın temelini oluştururlarsa daha iyi olur. Ben ilk bölümden en az 5 bölümlük konuyu genelde not alırım ve yazdıkça üzerine eklerim. Kafalarının karışmaması için bence oldukça gerekli bir şey.

Son söylemek istediklerim de günlük belirledikleri şekilde kitaplarını düzenli olarak yazmaları gerektiği; ki körelme olmasın ve işin sonucuna rahatlıkla ulaşabilsinler. Bu planlama için kendileri bununla baş edemezlerse rehberlik sağlayan editör şirketleri var. Hatta son zamanlarda duyduğum en iyilerden biri de kitap tasarımım adına çalıştığım Kurgora. Yayınevi seçiminde de oldukça dikkat etmeliler ki iyi temsil edilebilsinler.

“Bir imza günü hayal ettiğinizde, o günü zihninizde nasıl canlandırıyorsunuz?”

H.C: Yüreğinden bana bağlı olan okuyucularımın olduğu ve bolca sohbet ederek eğlendiğimiz günleri hayal etmek zor değil. Bu imza günlerinin tadına vardık; onlarla tonlarca vakit geçirmek beni diri tutarak kitaplarıma bağlıyor. Bana olan hayran bakışları ve sevgilerini dile getirmeleri beni çok mutlu ediyor. Yaralı bir zihnimin olduğunu düşündüğüm için beni onardıklarını söyleyebilirim; hatta iyileştirdiklerini. Küçük bir not düşmek istersem de insan, kolaylıkla tatmadığı duyguları yazamaz. İmza günlerimde beni mutlu eden küçük ailem, beni hayata bağlayan bir nokta. İyi ki her biriyle tanıştım; bu benim için tarifi çok zor olan bir duygu. Evimin koridorunda yürümek gibi hissettiriyor onlarla olmak. Nice imza günlerimde Narçiçeklerim ile görüşmek dileğimle.

“Geçmişten bir yazar ile oturup çay/kahve içme şansınız olsa kim olsun istersiniz? Ve neden?”

H.C: Stefan Zweig. Yıllar geçti, benim için hâlâ aynı cevap: melankoliklik. Demiştim işte, o yüzden tam olarak aynı geçmişte var olmak istediğim kişi Zweig. Kitaplarının hepsi tek bir noktada birleşiyor: Yaralı, psikolojik zarar görmüş, dengesiz karakterler. O hikâyeleri her okuduğumda bu kanıya varıyorum. Basit ama derin hisleri var eden yazım dilinde ikimizin de istediği bu diye düşünüyorum. Ve o dönemin sorunlarını kitaplarında rahatlıkla vurgulayışı da üzerine baharatını sunan bir görüş. Onunla bir yerde denk gelsem kesinlikle saatlerce konuşsun ve düşünceleri ile beni zehirlesin isterdim.

Yazardan size not: Bu röportaj deneyimini sunduğunuz için teşekkür ederim. Sorularınız içten ve üzerine düşünerek cevapladığım sorulardı. Yazar ve röportaj hayatınızda başarılar diliyorum, Emirhan Bey.

Katılan tüm yazarlara teşekkür eder, edebiyat kariyerlerinde başarılar diler ve kalemlerinden kalplerine süzülen yolun hiçbir zaman bölünmemesini dilerim.

Nice eserlerde adınızı duymak dileğiyle.

Esenlikle kalın.

Selam Ben Emirhan
Yolunun daha henüz çok çok başında olduğunun farkında olan az insan var hayatta, henüz bir başarı elde edemeden kendini alim sanan çakma filozoflar var, insan, nankör ve kibirli olmasıyla tanınır, ben ise halktan biri, ülkedeki milyonlarca gençten yalnızca bir tanesiyim, Selam, ben Emirhan.
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Ölü Duygular: “Hissizleşmek”

Ölü Duygular: “Hissizleşmek”

Sonraki
ilk kez bir ışık görüyorum.

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.