Eyvah, Pazartesi!

Eyvah, Pazartesi!

Eyvah, Pazartesi!

Eyvah, Pazartesi!

       Genellikle çalışanların çağımızda çok sık karşılaştığı bir kelime grubu “pazartesi sendromu”.  Peki onu nasıl tanımlıyoruz? Uzun yıllık izinlerden sonra genellikle hafta sonları tatillerinin ardından pazartesi okula ya da işe başlamakla ilgili hissedilen isteksizlik ve sıkıntılı ruh halidir. Yoğun temposu olan genellikle metropol yaşamının koşturmacasında ayakta kalmaya çalışan, rekabete dayalı bir sistemde başarmaya çabalayan ya da öğrenim görenler ve hayatından çok da memnun olmayan insanların bazı dönemlerde yoğun yaşayabileceği bir durum. Artık kelime grubunun da sıradanlaşmasından mı yoksa herkesin pazartesi sendromu yaşamasından mıdır bilinmez çok tanıdık bir hal aldı. Uzmanlar bu durumun küçük müdahalelerle atlatılabilecek geçici psikolojik bir hal mi yoksa artık psikopatolojik bir rahatsızlık olarak hayatımızda yer mi edindiğini anlamamız için sıklığına, şiddetine ve bizi sosyal ve iş hayatımızda ne kadar engellediğine bakmamızı tavsiye ediyor.

       Bazen öyle bir hal alır ki çoğumuzun pazarını da alır götürür. Yeni başlayacak olan iş temposu halihazırdaki rahatlığımızı tehdit eder adeta. Buna bir de ileriki günlerde birikecek işler, iş ortamını ve işini sevmeme, takım ruhunun oluşmaması gibi nedenlerde eklenince pazar günü de bunları düşünerek geçer.  

Eyvah, Pazartesi!

Tek Suçlu Pazar Günü mü?

       O vakit pazartesi sendromunun yaratıcısı pazar mıdır? Tabi ki, hayır! Çünkü sebep hepimizin de aslında bildiği gibi kendi psikolojik yapımız ve hayat şartlarımızdır. Pazartesi sendromunu sık sık yaşayan biri olarak pazarı pazartesiye bağlayan pek çok gece yatakta kıvranmaktan hiçbir zaman uyuyamam. Bence ve pek çok uzmana göre pazar günü tatilin bitişini simgelediği için pazartesiyi etkilemektedir. Aslında korku ve kaygının sebebi bir yerde değişimdir. Uzun müddet içinde bulunduğumuz bir durumdan mecburi olarak başka bir duruma evrilmemiz beklendiği için kaygı duyuyoruz. Bu tüm değişimlerimizde de olmuyor mu zaten?  Dikkat ederseniz bu kaygı pazartesi sendromunu beklediğimiz pazar akşamı yoğunlaşsa da ertesi gün öğle saatlerinden sonra kaybolmaya başlar. Artık değişimin ilk basamağını atlamışızdır. Bu da yeni düzene alıştığımızın bir kanıtıdır artık.

Eyvah, Pazartesi!

Pazartesi Sendromunu Yaşamayan Var Mıdır?

       Kimimiz bu kaygılarla boğuşurken kimimiz de aslında çok rahattır. Hayatı boyunca kaygı düzeyini normal seviyelerde tutabilmiş, yaşadığı ana odaklanan, stresle baş etme yollarını bilen insanların bu sendromu yaşamadığı gözlenmiştir. İş ya da okul hayatının başlangıcının arkadaşları ile ya da yeni insanlarla beraber olacağı kaliteli zamanlar olduğunu düşünen insanlar da bu durumu yaşamıyorlar. Aslında bu da bize gösteriyor ki sendromun sebebi tam da saydığımız psikolojik durumlarımızdır.

       Her olumsuz durumu pazartesiye mi bağlıyoruz? Hayır. Mesela diyet başlangıcımızı, alkol ya da sigara gibi kötü alışkanlıkları bırakacağımız günü , spora başlayacağımız bir anı ve daha pek çok bizim için yeni olumlu bir başlangıcı pazartesiye atfetmişizdir. Hal böyle olunca pazartesi zihnimizde hep sanki sorumlulukların başladığı gün olarak hafızamıza yerleşmiş. Uzmanlar böyle bir başlangıçların hafif bir stresi yaratmasını normal karşılamaktadır. Bunula birlikte bir miktar kaygının kişinin performansını da artırdığını, kişiyi tetikleyen bir anahtar gibi olduğunu söylüyorlar. Bu düzeyde bir kaygı yaşıyorsanız korkmayın! Hasta değilsiniz. Fakat bu stres hayatımızı olumsuz yönde etkileyecek kadar yüksekse ve artık bu durumla baş edemez bir hale gelmişsek hatta bu bedenimize, uykumuza yansıyorsa dikkat! Artık harekete geçmeniz gereken bir kırmızı alarmınızın olduğunu fark edip yardım almalısınız demektir. Çünkü uzmanlar, sadece bir pazartesi sendromu gibi gözüken bu durum beraberinde depresyon, kaygı bozukluğu, uyku bozukluğu, psikosomatik rahatsızlıklar gibi daha ciddi boyuttaki psikolojik rahatsızlıkları da hayatınıza yerleştirebileceğini söylüyorlar.

Eyvah, Pazartesi!

Pazartesi Sendromundan Nasıl Kurtulabiliriz?

       Pazartesi sendromu yaşadığınızı düşünüyorsanız başlangıç olarak “Neden böyle bir sendromum var?” sorusunu kendinize sorun. Sizin okul ya da iş hayatınıza dönmenizi etkileyen nedenleri sıralayın. Ardından bunları değiştirmek için neler yapabileceğiniz bulun. Değiştiremiyorsanız kabullenmek için ya da sevebilmek için neler yapabilirsiniz düşünün.

       Bunun yanı sıra olumsuz faktörleri tespit ettikten sonra aynı zamanda size sağladığı olumlu faktörleri sıralamanız fayda sağlayacaktır.

       Tüm bunların yanında beslenme şekliniz, egzersiz yapmıyor olmanız gibi başka çevresel faktörlerin de hayatınıza etki ettiğini unutmayınız. Meditasyon, gevşeme egzersizleri, yürüyüş gibi faaliyetler de stresinizi azaltmaya yardımcı olacaktır.

       Aslında pazartesi günü yaşanacaklar yüzünden bugünü zehir etmek de ne kadar anlamlıdır bunu bir düşünün.  Ayrıca pazartesi için de farklı güzel planlarınızın olması da sizi olumlu yönde etkileyecektir. Kendi hayat şartlarınız doğrultusunda pazartesiyi renklendirecek bazı ufak tefek aktiviteler yaratabilirsiniz.

      Bazı yiyecekler farkında olmasak da neşe kaynağı olabiliyor. Bol fındık, yulaf, doymamış yağlı ve asitli yiyecekler gibi. Bir saat boyunca yürümek depresyona karşı en iyi önlemlerden biridir. Özellikle güneş ve doğal ortamlar vücutta beyne giden serotonin hormonlarının oluşmasını sağlar. Güneşi çağrıştıracak sarı renkte kıyafetler giyebilir ofisinizde sarı bir kalem kullanabilir ya da masanıza sarı çiçekler yerleştirmek de güzel bir fikir olabilir. Komik bir video izleyerek güne başlayabilirsiniz. İçerisinde b vitamini bulunan yiyeceklerden tüketerek kahvaltı yapabilirsiniz. Her insan için mutluluk kaynağı olan şeyler farklıdır. Sizi mutlu eden daha pek çok faaliyet muhakkak olacaktır. Bunlardan birkaçını seçebilirsiniz.

      Tüm bunları yaptığınız halde sendrom uzun bir süre devam ediyorsa ve şiddeti hayatınızın akışını engelliyorsa mutlaka bir psikologdan destek almanızda yarar var. Yeni güne başlarken sendromlardan uzak mutlu ve huzurlu bir gün yaşamanız dileğiyle.

                                                                                                  Yazan: Şeyda EROĞLU

okur

Yazar: BOZKIR

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.