DÜNYANIN AVEL YÜZÜ(2.BÖLÜM)

                                            

                                                       NORMAL BİR ANORMALLİK

           Bir kelime olarak anormal, normalliğin dışındaki her şeyi kapsayabilir. Lakin anormaller dediğiniz zaman bizler beliriveririz karşınızda. Anormaller yanan bir şömine için odun dahi olamazlar. Ama geçip o şöminenin önünde saatlerce ateşin harlanışını izleyebilirler. Keyiflerine düşkünler midir yoksa keyifleri mi onlara düşkündür bilinmez. Lakin onlar günlerini, ellerindeki aperatifleriyle bir ekrana kitlenmiş bir biçimde heba edebilirler.

            Onlar Sacco ve Vanzetti misali zamklandıkları koltuklarında ölümlerini beklemeye koyulurlar. Onlardan tek farkları, sandalyelerinin voltajı ve bir de can çekişme süreçleridir. Anormaller her şeyin normal olduğu bu düzende boyunlarına düğümlü bir ilmekle idame ettirirler hayatlarını. Uyku onlar için sadece biyolojik bir ihtiyaç, uyanmak sadece metabolizma gereği, dokunmak yabancılık üremekse insanoğluna ihanettir. Cesaretsizlikten midir nedir bilinmez, lakin intihara meyilli değildir hiçbir anormal. Canlarını sıkmanıza imkân yoktur. Zira sıkıntının bizatihi kendisidir anormaller. Ayrı bir tür gibi bahsettim kendimizden ama tanıyınca anlayacaksınız. Bizler sizin hatalarınızı yaşıyoruz. Bizler sizin dil sürçmeniziz, yolda tökezleyen adımlarınız, ağzınızdan gelen kan, burnunuzdan getirilen sütüz kimi zaman. Satır sonuna gelen bir harfin gözden kaçması gibi, yanından geçip giden anormali de tanıyamazsın. Zaten normal bir tanıma da mazhar olamazlar. Herkesin normal olması anormal değildir ama herkes olmamak anormaldir ya, işte o hesap.

           Hâsılı kelam böyledir işte anormaller. Sözlerime noktayı malum bir şiarımla koymak niyetindeyim. “Ahali anormal olana dek anormal olmak bizim normalimizdir, normaller için anormal olansa bizim normal olmamızı beklemeleridir.” dedi Kafti Cemal ve bir iş mülakatındaki yegâne konuşmayı yaptığını düşünerek kül tablasında söndürdü paketin sonunu. Acı bir gülümseme belirdi yüzünde patronun. Ve düşündü bir reprezantın bu kadar anlatacak ne olayı olabilirdi ki? Ehliyetin olsun, ilaçlara biraz hâkim ol, yekten bir diksiyon tuttur, ikna et oldubitti. Bunca laf-ı güzafın ne âlemi var? Bana getireceğin kazançtan haber ver sen. Bana ne ulan senin türünden. Evrimini tamamladınsa, talimatlara uyuyorsan, bir de lügatinde emredersine yer varsa işe alındın demektir. Bu düşüncelerin baskısına daha fazla dayanamadı patron ve sordu:

-İkna ile aran nasıl Cemal?

-Kendim hariç herkesi ikna edebilirim Cahit Bey.

-Kendi benimsemediğini karşı tarafa nasıl kabul ettirebilirsin ki? Akıl var mantık var daha senin dermanına inanmadığın merhemi, ne demeye sürsün adam orasına burasına?

-Meziyet sürmeden sürdürmekte patron.

-Bence asıl meziyet senle bu konuşmayı sürdürebilmekte Cemal.

-Normal bir muhabbet bekliyorsanız kapıda onlardan tonla bekliyor. İşi kapmak adına türlü dalavere istiyorsanız gene çareniz bu kapının ardında. Müşteri güveni için kendi vücudunu kobay yapacak bir kurban arıyorsanız yönünüzü gene bu kapının ardına çevirmelisiniz. Telaşa mahal yok ben şifa niyetine kakalarım bu tıbbi zımbırtıları. Korkmayın zira ben hayatımda kendim hariç herkese kazık atmış biriyim. Sanılanın aksine ben de her şeyin bir ilki yoktur. Kimse silkeleyemez bu gördüğünüz şahsı. Yani sizin anlayacağınız, size yaranmak uğruna sizin ne idiğü belirsiz ilaçlarınıza deney tahtası olup da kazıklayamam kendimi.

-Hatırlatırım sana Cemal firmamız sana muhtaç değil sen firmamıza muhtaçsın. Bu iş illa ki olacak ama senle ama sensiz.

-Hay hay! Cahit Bey, ne duruyorsunuz öyleyse. Bensiz bir dünya hayal ettiğim gibi bensiz bir şirketi de pek tabi tahayyül edebilirim. Ama siz hiç normal olmayan bir şirket düşündünüz mü? Anormal büyüme hızı, normal olmayan satışlar, normal seyrinde dalgalanmayan rakamlar. Ya dibine kadar batan, ya da arşa değen bir hisse…

-Cemal alt tarafı şirketimiz adına bir bölgeye, yalnızca bir bölgeye ilaç satacaksın nedir bu firmanın kaderini sana tabi kılan şey?

-Bu silsileyi doğru takip edememişsiniz patron. Zira bu normal bir iş mülakatı değil. Öyle olsaydı şayet, reprezant ilanınızdan ötürü size başvuran kişi, reprezant olmak isterdi. Bense tıbbi atıktan ve bana hastane koridorlarını anımsatan her şeyden nefret ederim.

-Öyleyse ne demeye geldin buraya be dangalak? Diye sertçe çıkıştı, patron.

-Ben senin makamına talibim patron. Ben bu şirkete senden daha fazla kâr hâsılatı getireceğimden eminim…

         Bu sözlerin üstüne deliye dönmüştü patron. Bu had hudut bilmez haspaya nasıl siktir çekeceğini bilememişti. Aniden ayağa kalkıp fırlattı kül tablasını. Kaşı yarıldı Kafti’nin ve kahkahalara boğulup terk etti odayı. Kapıyı açtığında konuşulanları duymak için kapıyla adeta tek vücut olmuş Sait neredeyse düşecekti. Gene kelek diye bağırdı Kafti. Yıllarca yerimizde saydık, sabitliğin kitabını yazdık ama sabit gelirle hiç barışmadı yıldızımız diye yanıtladı Avel. Uzunca bir koridoru yürüdükten sonra bankta onları bekleyen Rüştü’yü gördüler.

      Kaptın mı işi diye sordu Kafti’ye. Olanı biteni kelimesi kelimesine anlattı Kafti. Yüzünden akan oluk oluk kana aldırış etmeden. Nihayetinde bitirdi Cemal mülakat özetini anlatmayı. Ve ne düşünüyorsun diye sordu Rüştü’ye. Rüştü de gayet normal karşılıyorum dedi, gülüştüler…

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.