DEPREM GELİYORUM DEMEZ AMA İHMAL HER ZAMAN VARLIĞINI HİSSETTİRİR

30 Ekim 2020, saat 14.51

Tam da bu yazıyı yazarken oturduğum koltukta bomboş bir şekilde otururken bir anda yaşadığım o korkunç an…

Konum gereği ilk saniyelerde her zaman olan bir şey deyip geçiştirdiğim fakat sonra ayakta bile duramadan anneme sarılıp ölümü beklediğim o korkunç an…

Kişisel ihmalim yüzünden bir deprem çantam bile olmadığı için gerekli eşyaları aceleyle alıp çıktığımda gelen o çığlıklar…

Sabaha kadar beklediğimiz o sokaklar, ailesini kaybetmiş küçük çocuklar, kargaşada birbirini kaybetmiş insanlar, ailesini kurtarmak için canla başla çalışan insanlar, gelen yardımlar, uykusuz geceler…

Saat 14.51 den beri İzmir’de hayat tam olarak böyle geçmekte.

Doğduğum yıldan beri yaşanmış olan en şiddetli depremlerden biriydi geçtiğimiz günlerde yaşanan 7.0 büyüklüğünde ki deprem. Yüzden fazla insanın hayatını kaybettiği, eşimizi dostumuzu yitirdiğimiz, evsiz kalan dostlarımızın olduğu o deprem. Bizi hem mucizelere inandırdı hem de neden daha fazla mucize olamadı diye sorgulattı.

Birinci kaynaktan yaşamak zorunda kalmış biri olarak söylüyorum ki çaresizlik o anı tanımlayabilecek tek kelime. Artçı sarsıntıları da hala yaşamaya devam ediyoruz. Arama çalışmaları sona erdi. Ölen öldü kalan kaldı. 

Ama asıl soru, ölen neden öldü? 2020 yılında 7 ve üzeri şiddetinde yaşanan depremler arasında en çok ölüm yaşanan yer neden bu güzel kentimiz oldu? Takdir-i İlahi mi? Kader mi? Vadeler mi dolmuştu?

Birbirimizi kandırmayalım. Vadesi dolan ölenler değil, tuzla buz olan o binalardı.

Hemen herkesin müteahhit olabildiği, imar izninin kolayca çıktığı, malzemeden çalıp az paraya çok satmak isteyen o ihmal karların yaşadığı bir dönemden geçiyoruz. Deprem doğadan gelse de onu en az şiddetle hissetmek bizim elimizdeydi. Ama bu oyunu hep beraber kaybettik. Binalarımızı güçlendiremedik. İnsanlarımızı eğitemedik. Nereye imar izni verildiğini sorgulamadık. El birliğiyle depremleri en şiddetli şekilde hissettik.

2020 İzmir depreminde 114 kişi öldü. Kurtarılan hayvanlar olsa da ölüp giden hayvanlar da oldu. Depremin en çok hasar verdiği bölge olan Bayraklı-Manavkuyu-Bornova bölgesi bundan, çok değil, yirmi otuz yıl kadar önce bataklık bir bölgeymiş dostlar. Biz oraya koca koca binalar dikip içine de bir sürü insan doldurduk. 

Ne olabileceklere hazırlıklıydık, ne olanı durdurabildik, ne de geleceğe önlem aldık.

İşte sonuçlar da burada. Kim ne derse desin, hangi iktidar gelirse gelsin, ihmal oldukça ölüm eksik olmaz.

Çok verimli bir yazı mı bilmiyorum ama böyle bir şey oldu. Unutmayalım. Bunu da yaşadığımız ve sindirdiğimiz diğer felaketler gibi sindirmeyelim. 

Buraya bir de video bırakmak istiyorum. Japonya’da bir deprem anı. Çok yorum yapmayacağım. Siz anlarsınız. Sadece sorgulayalım istiyorum. Biz bu ülkede bu şartlarda yaşıyor muyuz, yaşayabiliyor muyuz yoksa yaşamak için elimizden geleni mi yapmaya çalışıyoruz? Bana sorarsanız biz bu ülkede cehennemi yaşıyoruz. Her konuda.

yazar

Yazar: ÖZGE

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.