Dead Cells

Zayıf cihaz özellikleri isteyen oyunlara göz atarken keşfettiğim bu oyun ilk görüşte, benim emektar bilgisayarımın bile kaldırabileceği, düşük sistem gereksinimleri ve de türle ilgilenenlerin sevdiği piksel grafikleriyle dikkatimi çekti. 

Roguelike ve Metroidvania türünün önemli bir temsilcisi olan Dead Cells, zor oynanışıyla ve güzel piksel grafikleriyle çoğu oyuncunun sevebileceği ama bir yandan da zorlanarak sinir krizi geçirebileceği türde bir oyun olup, kendisi, şahsıma piksel oyunları sevdiren yapımdır. 

Oynanış

Oyuna “Malez” adı verilen, esrarengiz bir virüs tarafından ele geçirilmiş, tehlikeli ve ıssız adada, küçük bir hapishane hücresinin içerisinde, kafası kesilen mahkumun, içine giren parazitvari tuhaf bir yaratık olarak başlıyoruz. Daha sonrasında ne olduğunu bile bilmeden, seçimimize sunulan üç silahtan iki tanesini zevkimize göre seçip oyunun içine dalıyoruz. Bu sırada oyunun hikayesini etrafta keşfettiğimiz objeler, ada sakinlerinden geriye kalanlar ve gizli odalar vasıtasıyla anlamaya çalışırken, diğer bir yandan ise oyunun zorluğuna alışıp yeni silahlar, büyüler, yetenekler elde ederken rastgele oluşan harita dizaynlarında, belli bir sıra doğrultusuyla oluşan bölge kapıları arasında bölüm sonu canavarına doğru ilerliyoruz. 

Açtığımız geliştirmeler her öldüğümüzde korunuyor ve bu şekilde oyunda ilerlememizi daha da kolaylaştırıyor.

Oyunda öldürdüğümüz her düşman “hücreler” düşürüyor. Bu hücreler ile bulduğumuz eşya taslaklarını, her harita sonunda bulunan güvenli bölgede açmaya veya mini bölüm sonu canavarlarından sonra gözüken silahçıda etraftan bulduğumuz silahların silah yıldız seviyesini artırmaya çalışıyoruz. 

İlk defa bölüm sonu canavarını yendiğimizde doğduğumuz oda değişiyor. Açtığımız silahların ve yeteneklerin sergilendiği, kozmetik seçebildiğimiz bir yere geçiş yapıyoruz. Son canavarı her kestiğimizde baş düşman hücresi denilen, oyunun zorluğunu değiştiren ve o zorluklara yeni canavarlar ekleyen küreler elde ediyoruz. Böylelikle 5 küreye ulaşıp gerçek sona ulaşmaya çalışıyoruz. 

Oyunu bitirdiğiniz zaman oyunun 3 farklı DLC’sini alıp her birinde bulunan yeni baş düşmanlar ve  haritalarıyla oyunu baştan sona bir kaç kez daha oynayabilirsiniz.

Oyun Hakkında Görüşlerim

Oyunu ilk oynadığımda kalkan kullanmayı sevmeyen biri olarak kılıç ve yayla oyuna başlamıştım ve oyun daha ilk aşamadan zorluğunu göstermişti. İlk bölgede ancak 10 kere öldükten sonra ikinci bölgeye geçtiğimi hatırlıyorum. Oyun zorluğunu ve temposunu hiçbir zaman kaybetmiyor, açtığım her silah ve yetenekte oyundan aldığım zevk kat ve kat arttı

Oyuna tam alışıp bölüm sonu canavarını kestikten sonra gelen yeni değişkenler, beni, oyuna adeta yeniden başlamışım gibi bütün bu zorluğa tekrardan alışmaya zorlamıştı. Oyunlarda ilerlemeden önce “loot” yapıp toplayabileceğim her şeyi toplamayı sonra düşmanları kolayca yenerek ilerlemeyi seven biri olarak hücrelerle açabileceğim her şeyi açtıktan sonra tam, “her şey bitti,” derken her zorlukta gelen yeni eşya ve yeteneklerle birlikte oyundan aldığım zevk hiçbir zaman azalmadı. Ama oyun bir aşamadan sonra zorluğu yüzünden kalkan kullanmadan ilerlemeyi aşırı biçimde zorlaştırsada Kalkana alıştıktan sonra oyun normalde olduğundan daha da oynaması rahat bir hale geliyor, zorlandığım düşmanlarınsa onlar ile tekrar yüzleştiğim vakit kalkanla ve saldırılarından kaçarak daha da kolay yendiğimi hatırlıyorum. 

Tek sorun kalkanın zamanlamasına alışmanın zorlayıcı olması ve bölüm sonu savaşlarında zamanlamayı tutturmanın zor olmasıydı. Hikayesi normal bir oyuncunun anlaması için çok karışık olduğundan gidip araştırma yapmayı gerektirse de oyunun zevkli olması bu açığı bir hayli kapatıyor ve içinizdeki merak hissini uyandırıyor.

İçeriğimizi beğendiyseniz, daha fazlasına ulaşmak için, sitemiz: “Asiller Topluluğu Özgün Edebiyat Bloğu”muzu ziyaret etmeyi ve de arkadaşlarınız ile paylaşmayı unutmayın.

Şimdi tıklayın! https://www.asillertoplulugu.com/

 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.