Damak Tadında Acılar

Gerektiği kadar fedakar biriyim aslında.  Birçok kağıda defalarca içimdekileri dökmeye çalıştım, kaç ağaç yaprakları şahit gözyaşlarıma bilinmez. Konuşamadıklarımız değil midir yazılanlar, anlamayanlar değil midir bizi ekrana oturtan bugün. Derin bir nefes alıp subjektif dökeceğim kelimeleri, öylesinede değil ama. Belki her gün aynı aş pişmez evlerimizde ama her saniye aynı acıyı çekmeyi nasıl sığdırıyoruz hayatımıza? Mum gibi eriyip  giderken, hala daha ışık vermeye  çalışıyoruz. Düştüğümüz dizlerimizden belli oysa, nedir bunların dertleri? nedir sevgisizliğin bedeli? Kaç ömre sığar bir göz yaşı? Uykuyu bölen o tatsız acılar, derin nefes aldıran..

Kuş kanadının çırpınışındaki o heyecanı arıyor gözlerim? Bir şeker olmak istiyorum bazen bir safi gülüşe sığmak, ve bazen bir hayal olmak istiyorum gerçekleşmeyi bekleyen.  bir piyano sesinde her basıldığında oktavlara hüznün sesi değil huzurun sesi olmak istiyorum. Gözlerimizin aklarındaki kırmızılıklarla sesleniyorum her bir uzvunuza, söyleyin nerede bu ahyÂr? Koca bir dünya dediğiniz değil mi evrendeki ekmek kırıntısı.. Her bir adımında binlerce çaresiz göz müteşekkir olmayı beklerken, gözleri dolu dolu sabahı eden. belki de sızıp kalan köşeye kimsesiz. Size koca bir karanlıktan yazıyorum. Bura da kimseyi duyamıyorum, göremiyorum. Ama acınızı hissediyorum. İlmek ilmek ördüğünüz boğazınızdaki düğümleri çözmeye çalışıyorum, hepimiz bir şeyler bekliyoruz; kimimiz pencere kenarında, kimimiz mermer soğukluğunda, kimimiz sevgisiz kalplerde ve her birimiz yalnız yataklarımızda.. Kendimizi sorgulamayı bırakalım küçük balık, büyük balığın kalbinde artık.  Çaresizlik, kimsesizlerin lokması, kötülükse mutluların boynunun borcu. Ne soracaksınız bunları yazdıranı ne de bir çırpıda okuyacaksınız.. siz bir solukta dinleyin beni. Bıraktıklarınızı, bırakamadıklarınızı hatırlattım belki size(?) Birileri bizi kırmış olmalı, yoksa güneş altında gölgesiz kalmamız olası değil. Bize güzel günler vaat etmediler, biz sadece bir şeylerin mütenahi olacağına inanmak istedik. Her şey bizim için. Meteliksiz duygularda, arştaki duygularda.. Birer birer tecrübe aslında. Kel kaldıktan sonra ele verilen tarak gibi derlerdi tecrübeye, gördüğümüz çukura bile bile düşmek ne peki? düştükten sonra uzanan el, bize acıyan el değilse ne? Bu acı düşünce nedensizdir tuhafıma gidiyor. Bizler yağmur altında dolaşıp şemsiyesiz gezenleriz. Bizler acıdan besleniriz. bir şeylere muhtacız. nefes almaya mecbur olduğumuz gibi yaşamaya da mecburuz.

Ne bekliyoruz, inanın bir sihirli değneğim olsaydı ekrandan size dokunup yaralarınızı sarardım. Duygunun esiriyim, mental düşünemez beşer dolaşırım. O sebeple en iyi yaralarınızı görebilirim. Bizler limandaki mavnalara bakmalıyız, dikenlere değil, toprağa basmalı ayaklarımız. İtalik değil, kasırga vursa da içimizi demir yığını görünmeliyiz. Şimdi söyleyin bana acılarınız yüreğinizin taşıyacağı kadar mı, yoksa midenize inemeyen damağınızda kalan lokmalar kadar mı?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

2 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.