Bir İp Cambazından Diğerlerine Mektup

Bir İp Cambazından Diğerlerine Mektup

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız

Bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya

Aşka dair diyoruz bu ilk anı olmalı

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız

Ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla

Düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz

                                                                 İsmet Özel

 

Başkalarının; dizeleriyle şair, üzerimize büyük gelen kıyafetleriyle moda ikonu, düşünceleriyle filozof, dayatmalarıyla siyasetçi, sesleriyle sanatçı oluyoruz. Bize verilen, ayağımızı vuran ayakkabılarla, navigasyonların tarif ettiği yollarda yürüyoruz. Farklı bir sokak görmekten ölesiye korkuyoruz. Instagramda, istediklerimizi değil en çok beğenilen pozları veriyoruz. Kulaklıklarımızda günün popüler şarkıları çalıyor, popüler olmayan bir şarkı duyarsak hemen kapatıyoruz. Ve kendimize insanlar belirliyoruz. Onların güçlü yanlarından ilham almak yerine hayatımızdaki nihai amaç haline getiriyor, geçmişle yatıp kalkıyoruz.

Eric Hoffer’a göre gençlerde çocukluktan yetişkinliğe geçiş döneminde büyük bir lidere özenme, onun gibi davranma, onun fikirlerini savunma eğilimi görülüyormuş. Bu onların büyüme çabası oluyormuş. Sanırım ortalama 70 yıllık hayatımızın tamamı büyüme çabasıyla geçiyor.

Metrelerce yukarıda gerdirilmiş bir ipin üstünde hayatta kalmaya çalışan akrobatlarız. Amacımız sadece ipin üstünde kalmak, ne tarafa gittiğimizi düşünmek aklımıza gelmiyor. Ya da hiç ilerlememek bizi rahatsız etmiyor. Düşmekten o kadar çok korkuyoruz ki düşen birini, olur da elimizden tutup çeker diye kaldırmak bile istemiyoruz. Düşsek belki bu gerilimde kurtulacağız, bunu tahayyül edemiyoruz. Peki sen bakıyor musun ne tarafa gittiğine?

Psikolojide çözüme giden yolda ilk  ve en büyük adım fark etmektir. Ancak fark edilen durumlar eylemle süslenmedikçe zihnimize yük olmaktan başka işe yaramaz. İnsan kendine bir hedef belirlemedikten sonra yürünülen yol adım atmaktan fazlası olabilir mi? Şuan yeterince kendimiz değilsek, pes edip vazgeçmek mi gerekli?

Nietzsche’nin de kitaplarından sıkça değindiği latince bir deyişten bahsedeceğim : Nosce te ipsum. Kendini tanı; sınırlarını, yeteneklerini, zaaflarını, güçlerini tanı ve kendini sev anlamına gelir. Kendimizi başkalarına tanıtmaktan önce kendimizi ne kadar tanıdığımızı düşünelim. Hayatta en çok ne yapmayı severiz, bu düzende bize düşen görev nedir, en çok neye ağlar neye öfkeleniriz, yalnız kalınca ne düşünür, düştüğümüzde ilk kime gideriz, bizi en çok ne yaralar, hayattaki en büyük çılgınlığımız nedir, en uç en saçma ne yaptık ya da ne yapacağız? Ben de dahil pek çoğumuz bu sorulara cevap bulamaz.

Haklı sebeplerimiz de vardır. Sonuçta bize biçilmiş fanuslarda yaşarken kendimizi ne kadar tanıyabiliriz? O sudan kafamızı çıkarmadan ne kadar nefessiz kalabileceğimizi, kurtulmaya çalışmadan kaç metre yukarı sıçrayabileceğimizi nasıl ölçeriz? Bu hayatta herkesin payına düşen beyaz atlı bir prens ya da saçını merdiven yapan bir rapunzel midir? En önemlisi herkes bunu mu ister? Çocukluğumuzdan beri anlatılan masallarda, kendi saçma sonumuzu yazmadan nasıl yaşayabiliriz?

Fikirlerinden dolayı akademisyenlikten atılan Nietzsche saçmalamayı bıraksaydı bugün Zerdüşt’ü okur muyduk? Kadınların kendi adlarıyla şiir bile yazamadıkları dönemlerde Virginia Woolf geri adım atsaydı, başka kadınlara ilham olmasaydı şuan benim yazımı okur muydun? Yüzlerce denemeden başarısız çıkan Edison, yaptığının saçma olduğunu düşünseydi ampulü bulur muydu? Mersin’in Arslanköy’ünde yaşayan Ümmiye Anne “Buralarda tiyatro olur mu?” diyenlere kulak assaydı Ronaldo ile reklam filmi çekebilir miydi?

Bir İp Cambazından Diğerlerine Mektup

Daha yüzlerce örnekle devam edebilirim. Ama hepsi aynı sonuca varacaktır. Başkalarının sözlerinden, değerlerinden kurtulmadan kendi hikayemizi yazamayız. Hayatımız başkalarının alıntılarından öteye gitmez. Ama bu yazıyı okumak senin için bir başlangıç olabilir. Doğmayı seçmediğin bir şehirden, almayı seçmediğin bir isim ve soyisimden sıyrılıp bu yazıyı okumayı seçtiğin  için teşekkür ederim.

Dünyanın en saçma lafı saçmalama’dır. Doğduğumuz andan itibaren göbek adımız gibi sürekli duyarız. İnsanlar kendilerinin yapmaya gerek duymadığı her şeyi saçma bulurlar. Halbuki en büyük icatlar, kimsenin hayal etmediği şeyleri düşünenlerden çıkar. En güzel anılar saçmalamadığın olaylardan, en büyük deneyimler verilen saçma kararlardan, en güzel tecrübeler bu saçma hayatı yaşarken ortaya çıkar. Bir kez doğdun ve bir kez öleceksin. Kendin olmaya başlamanın tam zamanı!

Başkalarının saçma bulduğu ama senin yapmaktan keyif aldığın bir şeyi yorum olarak bırakmanı rica ediyorum. Saçmaladıkça çoğalmanın vakti geldi de geçiyor.

Sevgilerimle!

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum