bir evin çatlak duvarları

Bir Evin Çatlak Duvarları

Büyümek ağırlaştırabiliyor insanı. Yaşam koşullarından tutun bir boş anınıza gelip her şeyi düşünmeye başladığınız zamana kadar, karışık ve yorucu olabiliyor. Soru makinesine dönüşebiliyor – düşüncelerimizin, hissettiklerimizin, yaşadığımız tüm somut ve soyut olayların anlamı var. Bazen düşünebiliyoruz, kabuğa çekilip şeffaflığıyla sorgulayabiliyoruz, tamamen kusursuz değiliz ve kusursuz olmaya bile mecbur değiliz.

“Ne olur beni anlamaya çalış benliğim, neden bu dünyadayım, bir planın parçası mıyım bu hayatın? Şu an öyle bir zamanın içindeyim ki, ne yapacağımı bilmek istiyorum. Mutlu olmak istiyorum ama ne mutluluğun ne de mutsuzluğun esiri olmak istemiyorum.”

Nereye gittiğimizi, nereye gitmek istediğimizi, şu an bulunduğumuz bu yer bile – insanın net şekilde göremediği çok belirsizlik var. Kaybolmak gibi, bu kayboluş sanki benliğim yaşadığım durumun dışına çıkmaya çabalıyor ama başarısız oluyor. Öyle değil miyiz? Bunu yüzeysel olarak hissediyoruz ama benliğimizin derinlerinde her zaman bu durumdan çıkmaya çalışan, bir benzetme olarak düşünürsek – bir evin çatlak duvarları, o evi korumaya çalışan duvarlar bir süre sonra eskidiği için çatlayabiliyorsa ve çatlamışsa, ne yaptığımızın, ne ettiğimizin, yaşadığımız her durumun sorumlusu biziz. 

“Yüzümdeki kirlenmiş gözeneklerimden tutun, ayağımın kurumuş topuğumdan bile, yaşadığım ve yaşamakta olacağım her şeyden ben sorumluyum.” 

Ve bazen her insan gibi gitmek istiyorum uzaklara, bulunmak istiyorum kalplerde, bir kişinin gözlerine yansımak, bir dilin bahsedildiği olmak, anılmak ve bazen de ne çok istediğimi fark ediyorum bu hayattan, insanlardan. Görebiliyorum çatlaklarımı, bir başkasından ne kadar fazla, ne kadar az bilmem. Herkes gibiyim bende. Herkes gibi, izlerim var benim de. Yaşadığımız bu hayat – ağırlaştırabiliyor insanı, bize hafifleten niteliklere, neşe dolu, iyimser ve en çokta yaralarımızı saran olasılıklara ihtiyacımız var.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.