Alfred Hitchcock

Hitchcock 13 Ağustos 1899’da İngilterenin Başkenti olan Londra’da dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi sinemanın başlangıcından 4 sene sonradır. Bu da demek oluyor ki sinema ile birlikte büyümüş, gelişimini, yenilikleri ve karşılaştığı sorunlara bire bir tanık olmuş. Hitchcock denince akla gelen ilk şey ise GERİLİM. Tek kelime ile sinemanın gerilim üstadı. Hayatı boyunca 70 yakın film ve televizyon dizisi yapan hitchcock, filmlerinin tamamını gerilim türünün üstüne yazmıştır.

1920’lerin başlarında bir amerikan şirketi olan FPL stüdyolarında prodüktör yardımcısı olarak işe başlayan Hitchcock, buradan ara yazı tasarımcılığına ve daha sonra ömrünün sonuna kadar yürüteceği işi olan yönetmenliğe kadar yükseldi. Hitchcock’u diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise matematik biliyor olmasıydı. sözel bir dayanağı olan sinema sektöründe sayısalı nereden biliyor bu adam derseniz, Londra Üniversitesi Mühendislik bölümünü 1.likle bitirmesinden dolayı diyoruz. Matematik ve sinemayı birleştiren Hitchcock, hayatı boyunca kişisel olmasa da yönettiği filmlerden ötürü 2 kere En iyi film efekti oscar’ını almayı da başardı.

Hitchcock 1929 yılında filmlere seslerinde eklenmeye başlamasıyla ingilterenin tarihindeki ilk sesli filmini de yapmış oldu. Fakat Hitchcock’un asıl yükselişi ne ingiltere nede sesli filmlerdi. Onun yükselmeye adım atmasının ilk basamağı Amerika’ya Hollywood’a taşınmasıyla oldu. Sinemayı yakından takip etmek ve filmleri için daha kolay yapımcı bulma amacıyla gelmişti buraya ve öyle de oldu. Hitchcock ardı ardına yaptığı filmlerle ünü bir anda yükseldi ve tüm amerikalı film yapımcılarının gözdesi oldu. İlk senesinde yaptığı ve benim de 2 gün önce izlemiş olduğum Rebecca adlı film ile En iyi Film Oscar’ini kazanmış oldu. 1948’de 2. dünya savaşı biteli 3 yılı bile doldurmazken Rope adlı film ile İlk Renkli Filmini izleyicilere sundu ve parlak bir gişe başarısı kazandı.

Gizli Teşkilat, Vertigo ve Kuşlar filmleriyle kendi tarzını başta amerikan sinemasına ve daha sonra dünya sinemasına kabul ettirmiş oldu. Ama öyle bir filmi var ki, ne gişede kırılmadık rekor bıraksın nede izleyici de bıraktığı tesir etkisini kaybetsin, o film Pscyho. Pscyho, amerikan kültürüne ve sinemasına adeta devrim yapmıştır. o zamanlara kadar filmlerde tuvalet göstermek ve kan ile ilgili sahnelerin bulunması yasaktı. Fakat bu kural tanımaz anglo sakson bu 2 kuralı da yoksayarak o ünlü banyo sahnesinde bu 2 ögeyi de kullanmış ve kendisinden sonra yüzlerce filme örnek olmuştur.

Peki siz sinemanın büyük üstadının hangi filmlerini izlediniz? Hangilerini beğendiniz yada beğenmediniz? Tüm yorum, şikayet ve önerilerinizi yorumlar kısmına yazabilirsiniz beni dinlediğiniz için teşekkür ederim 🙂

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.