12. Tekvin

Gizemli bir tablo… Yeryüzünün efendilerine rağmen kurulmuş bir ülke… Ve bu ülkenin kaderi üzerinde oynanan büyük oyun… 

İşadamı Hakan Turan’ın hayatı, manevi kız kardeşi Melek’in kaçırılması ile bir gecede altüst olur. Kız kardeşinin izini süren Hakan, kendini paranın kadim efendileri arasındaki bir savaşın ve yıllar önce gerçekleşmiş cinayetlerle kurgulanmış bir bilmecenin tam ortasında bulur. Tüm ülkeyi kaosa sürükleyen bu sırrın anahtarı Osman Hamdi Bey’in gizemli bir tablosundadır. Mihrap ismiyle de bilinen Tekvin’de… (tanıtım bülteninden)

Tekvin, akıcı kurgusuyla kalınlığına bakmadan okunacak altı yüz sayfalık bir roman. Kurgu, gizem, polisiye türündeki roman yazar Arif Ergin’in ilk kitabı. Arif Ergin aslında bir mühendis, endüstir mühendisi. Kitapta da mühendis ve tasarımcı bir beyinin izlerini görmek mümkün. Yüz on dört bölümden oluşan kitabın bölüm adları 102.S, 6.Ü, 78.V şeklinde harflerden oluşuyor. Okuyucunun acaba burada da bir şifre mi var diye düşündürecek şekilde rastgele sıralanmış harfler. Bölüm adlarının yanı sıra içinde de bir çok gizem bulunan kitap aslında iki günlük olaylar silsilesinden ibaret. Ana karakter Hakan Turan öyle  bir karmaşanın içine düşüyor ki bir an önce çözmezse ne kardeşini kurtarabilir ne de hapisten kurtulabilir.

Kitabı özellikle yeni okuma alışkanlığı edineceklere ve son zamanda okumaktan uzaklaşmış olannlara öneririm. O kadar güzel akıp gidiyor ki kitap okumayı sevdiriyor. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki ; bu kitabı bitirdikten sonra o hızla birkaç kitabı daha rahatlıkla okuyacaksınız.

Ekim 2018’de çıkan kitabın yazarın söylediğine göre son halini alması beş yıl sürmüş. Çok ciddi bir kurgusu olan hikaye İstanbul’da geçiyor. İstanbul’u iyi bilenlerin ayrıca keyif alacağı, bilmeyenlerin ise geri kalmayacağı kadar başarılı betimlemelere sahip olan kitabı okuyan herkes çok seviyor. Barış Özcan’ın bile özel bir öenri videosu çektiği kitap yılın en iyi elli romanından biri seçilmiş ve bu elli roman arassındaki tek polisiye olma özelliğini koruyor.

https://www.youtube.com/watch?v=Z06PqZ-t7EI

Biz, Yeni Dünya Düzeni’ni yeraltının derinliklerinde karanlık bir mağara gibi tasarladık. Bu mağaranın bir ucunda, içeri ışık süzülen bir boşluk var. İnsanların sırtlarını ışığa çevirdik. Onları kollarından, boyunları ve bacaklarından zincirlerle bağladık. Öyle ki sadece karşılarındaki karanlık mağara duvarını görüyorlar. Işıkla aralarından bir sürü nesne geçiyor ve ışık bu nesneleri mağaranın duvarına gölge olarak yansıtıyor. İnsanlar, nesneleri değil, sadece onların duvara yansıyan gölgelerini görebiliyorlar. (tanıtım bülteninden)

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.