Yunus Emre, Anadolunun Gönül Çocuğu

TARİHİ BİR KİŞİLİK OLARAK YUNUS  EMRE 

Yunus Emre , 1240-1320 yıl-

ları arasında yaşamıştır. Bu yıllar, Türk milletinin Anadolu’da beka müca-

delesi verdiği bir döneme denk gelmektedir. 

Babai isyanları, Moğol istilaları Selçuklu Devletinin dağılma sürecine girmesi ve tüm bu karmaşanın içinden çıkış yolu arayan beyliklerin arasındaki rekabet. Moğollara ödenen ağır vergiler üstüne Anadoluda meydana gelen kuraklık. 

Yunus Emre bu keşmekeş döneminde Anadoluyu karış karış dolaşmış gittiği her yerde Anadolu insanına barış ve sevgiyi, birlik ve beraberliği öğütlemiştir. Moğol zulmünden kurtulmak amacı ile Bizans sınırına yakın bölgelere göç eden Türkmen obalarını manevi olarak desteklemiş bu rolü ile Mevlana, Hacı Bektaş, Ahi Evran, Şeyh Edebali gibi Osmanlı Devletinin manevi mimarlarından biri olmuştur. Yunusun yaşadığı dönemdeki etkisini Mevlana “Hangi Türk beldesine gittiysem o Türkmenin izine rastladım” sözü ile anlatır.

1320 yılında Eskişehir, Sarı Köyde vefat etmiştir.

Anadolunun bir çok yerinde Yunus Emre ye atfedilen türbe ve ziyaretgah bulunmaktadır fakat tarihçi ve araştırmacılar Eskişehir, Sarı Köyde defnedildiği konusunda hemfikirdir.

SÛFÎ KİMLİĞİ İLE YUNUS EMRE 

Tasavvuf eğitimini Ankara, Nallıhan ilçesinin Emrem Sultan Köyünde dergahı bulunan Yesevi şeyhi Taptuk Emreden almıştır.

*”Taptuk un tapusuna

Kol olduk kapısına

Miskin Yunus çiğ idi

Piştik Elhamdülillah” *

Onun Tasavvuf düşüncesi yüzyıllarca Anadolu İslam medeniyetine sirayet etmiştir.

Taptuk Emrenin kızı Bacım Sultan ile evlenmiş ve Eskişehir Sarıköye yerleşip kendi dergahını kurmuştur.

Dergahındaki Dervişlerin eğitimi ve benimsediği Sünni Tasavvuf düşüncesini kalıcılaştırmak için Risaletün Nushiyye(Nasihat Risaleleri) adlı bir yazılı eser kaleme almıştır. Gezgin bir derviş olan Yunus Emre Anadolu, Bağdat, Şam, ve Azerbaycanı dolaşmış bir çok Alim, Filozof ve Sûfî ile sohbetlerde bulunmuştur. Yunusun hakkındaki birçok bilgiye Hacı Bektaş Veli nin Makalat isimli kitabından ulaşılmaktadır.

ŞAİR KİŞİLİĞİ İLE YUNUS EMRE 

Yunusun şiirinde içinde yetiştiği Yesevi geleneğinin ve Ahmet Yesevinin etkisi açıkça görülüyor. Yunusun şiir üslubu akıcı, kolay anlaşılır aynı zamanda derin ve yoğundur. Şiirleri Didaktik ve Dialektiktir.Yunusun kendisine has üslubu Anadolu tekke ve dergah şiirinin, Halk Ozanlığı geleneğinin ve Türk Tasavvuf(ve Divan) edebiyatının şekillendiricisi olmuştur. Bir çok Halk Ozanında, Tasavvuf şiirinde, Alevi Bektaşi deyişlerinde Yunusun etkisi açıkça görülür.

Yunusun şiirlerinden oluşan Yunus Emre divanın tam olarak kimler tarafından toparlanıp kitap haline getirdiği tartışmalıdır. Yunusun divanındaki şiirlerin sayısıda yine tartışmalıdır. Genel kanı Yunus Emre nin Şiirlerinden günümüze ulaşanların sayısı Risaletün Nushiyye deki Rubai ve Mesnevileri ile 2003 adet olduğudur.

YUNUS ve YUNUSLAR 

Türk Tasavvuf edebiyatında Yunus mahlaslı birçok şiir bulunmaktadır. Bunlar Yunus, Aşık Yunus, Derviş Yunus, Miskin Yunus ve Abdal Yunustur. Araştırmalara göre sonraki dönemlerde Anadoluda Yunus adında bir çok Sufi Şair yaşamıştır. Tüm Anadolu Tasavvuf edebiyatını etkileyen Yunus Emre nin şiirleri ile benzer olması ve Yunus mahlası ile yazılmış olması Yunusların ve Şiirlerinin birbirine karışmasına sebep olmuş. Günümüzde Yunus Emre ye ait diye bilinen bir çok şiir aslında Derviş Yunusa veya Aşık Yunusa aittir. Hayatı, Menkıbeleri ve Şiirleri Yunus Emre ile En çok Karıştırılan kişi yine bir Tasavvuf şairi olan Aşık Yunustur. Aşık Yunus mahlaslı şiirlerin tamamı Yunus Emreye değil Aşık Yunusa aittir. Aşık Yunus XIV yüzyılda bursada yaşamış. Muhtemelen Emir Sultan veya Aziz Mahmud Hüayi dergahında yetişmiş. Bursada kadılık yapmış tahsilli bir Sufi ve Şairdir.

İslam tarihindeki her Mutassavvuf gibi Yunus Emre de menkıbevi bir zat olmuştur. Yunus Emreye ait bir çok menkıbe yazılı ve sözlü aktarım metoduyla günümüze ulaşmıştır. Bunlardan Bazılarını sizinle paylaşacağım

YUNUS ve ODUNLAR 

Taptuk Emre dregahında odun taşıyarak hizmet eden Yunus bir gün Taptuğun şu sorusuna muttap olur. “Yunus evladım bu dağlarda hiç eğri odun yokmudur. Hep getirdiğin odunlar düzdür”

Yunus :” Şeyhim sizin kapınızı Hakkın doğruları ile doğrulma yeridir pak dergahınıza eğri odunu bile yakıştıramam” cevabını verdi.

YUNUS ve ÜÇ DERVİŞ 

Bir gün Şeyh Taptuk Yunusa şöyle der. “Evladım Yunus seni dün gece düşümde küçücük bir çocuk olarak gördüm bağrıma bastım, sevdim, kokladım fakat halâ çiğ idin halâ dünya kokuyordun”

Bunun üzerine Yunus “Kırk yıl kaynadık bu kazanda halaa çiğsin dediler” deyip sabah erkenden gizlice dergahı terk eder. Uzun yolcuğa çıkar bir çok diyar dolaşır. Bir gün karşısına çıkan üç derviş ile yağmurdan kaçıp mağraya sığınırlar. Üç gün bu dervişler ile yarenlik eden Yunus bu Dervişlerin bir duası ile gaybdan bir sofra kurulduğunu görür. Derviş lerden herbiri hergün sırayla dua ediyor ve gök yüzünden hemencecik bir sofa iniveriyordu. Üçüncü günden sonra dervişler “Yunus hep biz niyaz ettik Hak Teala yolladı. Bu seferde sen niyaz et” dediler. Yunus tereddüt ederek ellerini semaya kaldırdı ve üç sofra birden yeryüzüne iniverdi

Şaşıran Dervişler “Sen bu niyazı hangi ulunun hürmetine istedinki Hak Teala üç sofra birden yolladı diye sordu.

Yunus :” Ben bilmem yoldaşlar Yarabbi bu Dervişler kim hürmetine dua ederse benimde duamı o kişi hürmetine kabul et dedim”der ve sorar.

“Asıl siz bu sofrayı kim hürmetine istersiniz Hüdadan” diye sorar.

Dervişler: TAPDUK DERGAHINDA YUNUS DİYE BİR DERVİŞ VAR İMİŞ NAMI TÜM RUM DİYARINDA BİLİNİR İMİŞ işte onun hürmetine isteriz “cevabını verirler.

YUNUS ve MEVLANA 

Gezgin bir derviş olan Yunusun yolu Konyaya Mevlana Celaleddin Rumi nin dergahına düşer Mevlana ve talebeleri Yunusu memnuniyetle misafir ederler. Mevlana Yunusun ziyareti şerefine sohbet meclisleri düzenler. Yunusun Mevlana dergahından ayrılıp yola devam etme vakti geldiğinde hz. Mevlana ona yazdırmakta olduğu Mesnevi den ilk 80 beytin bir nüshasını hediye eder. Hediyeyi memnuniyetle kabul eden Yunus “Bunlar ne olaki hünkarım” diye sorar.

Cevaben Mevlana “Biz bu dizelere Hüdaya olan vuslat(kavuşma) ımızı yazdık” der.

Bunun üzerine Yunus “Bunun için bunca şeyi yazmaya ne hacet vardı hünkarım. Ben olsam ETE KEMİĞE BÜRÜNDÜM YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM der geçerdim” yanıtını verdi. Mevlana da Yunusa(zayıf bir rivayete göre) “Eğer ben bu sözü söyleye bilseydim Mesneviyi hiç yazmazdım demiştir.

Anadolu Türk kültürü ve Medeniyetini şekillendiren Mevla Celaleddin Rumi , Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi bilge kişilikler sadece ülkemizde değil bütün dünyada tanınmış araştırmalara ve makalelere konu olmuş. Hakkında konferanslar, seminerler, sempozyumlar düzenlenmiş. Bu ululuların hayatları ve öğretileri ile ilgili bir çok dilde kitaplar yazılmış, üniversitelerde kürsüler açılmıştır.

Kaynaklar:

Mustafa Tatçı, Yunus Emre Yorumları, Divanı İlahiyat, Risaletün Nushiyye

*Not:

Bu yazı Mustafa Tatçı nın araştırmaları esas alınarak hazırlamıştır *

yazar

Yazar: Mastaura

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.