Yorganın Altından Çıkmak İstemiyorum

Yorganın Altından Çıkmak İstemiyorum

Yorganın Altından Çıkmak İstemiyorum

Size de öyle oluyor mu?

Bazı günler yorganı başınıza kadar çekip, saatlerce uyumak istiyor musunuz? Yatağınızın ve yorganınızın sıcağını bırakıp, güne karışmak zor geliyor mu?

Bu durum genelde sağlık sorunu olarak düşünülse de benim söylemek istediğim başka bir durum. Uykusuz kaldığım ya da kendimi çok yorgun hissettiğim için değil yorganın altına saklanma isteğim.
Çocukça bir kaçış belki de. Çocukluk zihnimizde yarattığımız canavarlardan, kötülerden saklanmak için yorganın altına girmeyi istemek gibi.

Ben yorganın dışındaki güne karışmaya korkuyorum. Aylarca hastanelere gidip, eşim iyi olsun diye hastane odalarında sabahlayınca hayata bakış açım değişti. Sağlık ve yaşam ne kadar değerliymiş daha iyi anladım.

O yüzden şimdi sabah olup da, kedilerim beni uyandırdıklarında yataktan erken çıkmak istemiyorum. Biliyorum ki dışarıda şehit haberleri, deprem korkusu, hayat pahallılığı, zor şartlar altında yaşam süren insanlar ve hayvanlar var. Hastalar var. Trafik kazaları var. Ölenlerin haberleri var. Hastalıklar, mikroplar var. Trafik kazalarında ölen ve yaralananlar var.
Yataktan çıkıp da korona virüs korkusu ile sokağa adım atmak istemiyorum. Televizyonu açınca şehit haberleri duymak istemiyorum. Dizilerde acı çektirilen, öldürülen insanlar görmek istemiyorum. Kan, silah, ölüm olmasın. Kimse eceli gelmeden ölmesin istiyorum.

Kadın cinayeti haberlerini duymadan bir gün geçmiyor. Kız arkadaşını, ayrıldığı nişanlısını ya da eşini şeytanın aklına gelmeyecek işkencelerle öldüren erkekleri insan gibi göremezken ben yorganın altından çıkıp nasıl güne başlarım? Sokakta yürüyen masum insana saldıranlar varken ben nasıl hayata karışayım?

Hep o yatağın sıcağında ve güveninde saklı kalsam açlık sınavından geçen yoksulları, depremzedeleri görmez miyim? Şehit haberleri ile içim kahrolmadan yaşayabilir miyim? Sevdiklerimin ölüm ya da hastalık haberlerini almadan gün geçebilir mi? Ormanlar yanmadan, hayvanlar işkencelerle öldürülmeden ya da barınaklarda zor şartlara mahkum edilmeden yaşanabilir mi?

Hayatımızı kısıtlayan (en hafifi internet engeli olsa gerek) hastalıklar, engeller, ilaçlar, serumlar olmadan özgürce, sağlıklı yaşayabilir mi insan? Ağrı olmadan, yediklerinden kuşku duymadan günü geçirebilir mi?

“Neyi yersek yaşarız- ya da neyi yersek hasta oluruz, ölürüz?” Korkusu ile güne başlamak istemiyorum ben. Bir doktor sütü yasaklasa diğeri serbest bırakıyor. Ekmek yeniyor ya da yenmiyor. Kimi yumurtayı aklıyor, kimisi de haklıyor. Kalkıp da ne yiyeceğimi düşünmek, ne ilaç yutacağımı hatırlayarak güne başlamak istemiyorum.

Ben istiyorum ki.. kapımın dışında yaşam güzel bir şekilde, sorunsuzca akıp giderken; -trafik kazalarını bırak, trafik sıkışıklığı bile olmadan günler geçerken- ben yatağımda yumulup, yorganın altında uyuyayım. Sokaktan nadiren araç sesi duyulsun. Simitçi ya da eskicinin sesi ile çocukluğumun huzur dolu günlerine dönebileyim. Hatta bir de yoğurtçu geçse o sokaktan. Çıngırağını çalarak “Yoğurtçuuuu” dese.

Ben yorganın altından hiç çıkmasam da hayatı kısıtlayan, üzen, acı veren hiçbir şey yaşanmasa

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.