yalnız. yeniden.

“Harfler dans ediyor. Kelimeler bir viski daha istiyor barmenden. Cümleler sırada ki şarkıyı bekliyorlar yayık bir ağızla. Ve ardından sahneye çıkıyor duygular. Vokalde kalp ritimleri, piyona da bakışlar. Ardından sertçe kapıyı çarpıp çıkıyor mantık. Her sözünde başka bir gözyaşı var duyguların. Bense en arka masadayım. Önümde bazıları bitmiş kutu sütler. Gözlerim sahnede. Duyguların üzerinde dantelli, sırt dekolteli koyu kırmızı bir elbise var. Ayaklarında kömür siyahı ince topuklular. Benim üstümdeyse mavi, üzerinde haylaz ama bir o kadarda sevimli beyaz koyunlar olan bir pijama var. Bacaklarımın üzerinde karamel rengi battaniye. Biliyorum, oradasın. Sahnenin ardında, ışıkların yanında. Sen kontrol ediyorsun her şeyi. Bense izliyorum bu zıtlıklarla bir sirke dönüşmüş barı. Şarkıyı bilmiyorum. Fransızca. Ama içinde ki hüznü ve tutkuyu öylesine anlıyorum ki. Bir anda sahnenin ortasına yığılıyor duygular. Kimse bir şey anlamıyor, sarsılıyor sirk. Bense kıpırdamıyorum bile. Duygularım kılığına girmiş güzel kadın, şuan da yanaklarından sanki yıllardır tutuyormuş gibi dökülen yaşlarıyla gözlerimin içine bakıyor. Bir feryat koparıyor! Ardından haykırıyor: Yardım et! Ölüyorum!? Görmüyor musun, yok oluyorum! Nasıl yaşayacaksın.. sevgilim kapıyı çarpıp gitti. Lütfen, lütfen, lütfen.
Hala bedenimi kıpırdatmıyorum. Bir yandan küçük bir parçam her şeyin bitmediğini, ona yardım etmemi söylüyor. Ne yalancı ama.. Ayağa kalkıyorum. Sahneye ilerliyorum. Kanlar içinde sahnenin ortasında ki hareketsiz kadına bir bakış atıyorum. Beyaz bir perdeyi aralıyorum. Gözlerim ışıkları arıyor. Buluyorum. Yavaşça yana kaydırıyorum bakışlarımı. O anda 2.kez sarsılıyor sahne. Gözyaşlarım içime doğru akıyor. Yüzümse betondan renksiz, Bedenim demirden soğuk. Orada yalnızca bir boşluk var. Nereye gittin? Neredesin? Beni bırakmadığını biliyorum. Biraz daha. Bar tezgahına ilerliyorum. Kelimeleri dürtüyorum. Bana dönüyor. Eliyle sakallarını karıştırıyor. Bir şey boğazına düğümleniyor. Ağzını açıyor. : Artık söylenecek bir şey kalmadı çocuğum. Diyor. Ardından hızla ortada ki piste ilerliyorum. Beni süzüyor bir an harfler. Başını eğiyor. Yeniden koşuyorum güya, masalara. Cümleler derin bir uykuda. Bir an duruyorum. Bu yalnız kargaşanın ortasında. Kapıyı adımlıyorum. Açıyorum. Denize uzanan durgun ama ölü bir sokak karşılıyor beni. Tam denizin önünde ki demirlerin orada bir silüet var. Karaltı. Koşuyorum. Koşuyorum.. Ben yaklaştıkça o hayatta biraz daha uzaklaşıyor. Hareketlerinden anlıyorum. Kendini denize atacak. Yanına vardığımda o demirin diğer tarafında. Onunda yanaklarında tanıdık bir şey. Göz yaşları. Yaşamından son kırıntılar. Bana dönük bedeni zangır zangır titriyor. Belli, öğrenmiş sevgilisinin öldüğünü. O da ona kavuşmaya çalışıyor. Düşüncelerini okuyorum. Onu kurtaramadığı için acı çekmek istiyor. Hayır, bu istemekten fazla, dileniyor. Dudaklarını açıyor.: Elveda diyor. Şimdi belli oluyor, hayatımı yalnızca, ağzımdan dökülen harfler, kelimeler ve cümleler belirleyecek. Bir kaç saniye sonra oda bırakıyor kendini bu ölü dünyanın kendine zıt ölümüne. Ya da şey mi demeliyim. Kurtuluşa?

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum