Tutunamayanların Destanı: Selim’in Işığında, Turgut Özbenliğini Arıyor

tutunamayanların destanı oğuz atay tutunamayanlar

‘‘Altı yedi senedir kütüphanemde bulunan, en az sekiz dokuz kez okumaya çalışıp başaramadığım ‘Tutunamayanlar’ı üç gün önce müthiş bir kararlılıkla elime aldım ama heyhat! Yine tutunamadım. Üç günde 240 sayfasına tutunabildiğim kitabı, içimde afakanlar, başımda şiddetli bir migren ile bırakmak zorunda kaldım. Bu kadar denemeden sonra tekrar elime alır mıyım? Gerçekten bilmiyorum. Bildiğim tek şey; kitap, uzun çok uzun bir süre kitaplıktaki yerini koruyacak.’’

Tutunamayanlar için 23 Ocak 2019’da okuma günlüğüme bu şekilde not düşmüşüm. Fakat dayanamadım güçlü bir istekle aradan bir sene geçmeden tekrar ‘tutunmaya’ çalıştım. Sanırım bu sefer başarılı oldum. Öyle mi dersin Olric. Efendim??? Efendimiz???

Basit bir şekilde konusunu özetleyecek olursak: İntihar eden (Selim Işık) arkadaşının ardından onu intihara götüren sebepleri araştıran başkahramanın (Turgut Özben) savruluşunu daha doğrusu kendini arayışını anlatıyor kitap. Aslında yazar o kadar ince düşünüp başlıkta belirttiğim (Selim’in Işığında, Turgut Özbenliğini Arıyor) sloganı ile konuyu özetlemiş kahramanlarının isimlerini ve soy isimlerini kurgularken. İnce düşünme bütün kitap boyunca kendini belli ediyor aslında; o güne kadar Türk Edebiyatı’nda bilinçli olarak belki de bu kadar bütüncül hiç denenmemiş birçok tekniği denemiş Oğuz Atay: Kolaj tekniği, bilinç akışı, üstkurmaca, metinlerarasılık…

Kolaj tekniği; Hikâye ya da roman metninin içine, metinle direk ilgisi olmayan köşe yazıları, restoran mönüleri, ansiklopedik metinler, bilimsel makaleler vs. monte etmek, yerleştirmektir. Oğuz Atay bunu başarıyla uygulamış Tutunamayan’larda. Örneğin 724 sayfalık kitabın 128 sayfası Selim Işık’ın yazdığı şarkı formunda uzun bir şiir ve bu şiirin açıklamalarından oluşuyor. Şiir Selim Işık’ın hayatından kesitler sunuyor aslında biraz da olsa okuyucuya, onu tanıtıyor fakat takdir edersiniz ki 128 sayfa bu konu için hayli uzun. Hele ki şiirin açıklama kısmı birbirinden bağımsız (Selim Işık’tan da bağımsız) ansiklopedik metinler, bilimsel makaleler, efsaneler, İncil’den alınma bölümler ile gereğinden fazla dikkat dağıtıyor. ‘Tutunamayanlar’ın ironik bir şekilde tarif edildiği bölümden örnek vermek gerekirse:

‘‘Garip Yaratıklar Ansiklopedisinden:

Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.’’ Sayfa 149

Bilinç akışı tekniği ise; roman ve öykü yazımında karakterlerin zihninden geçenleri seri bir şekilde ara vermeden, belli bir sıralamaya gerek duymadan aktarmaya çalıştığı edebi anlatım tekniğidir. Anlık çağrışımlardan oluşan cümleler uzun ve karmaşık olmaya meyillidir.  Bu tekniği kullanan yazar, kahramanın nesneleri, hayatı, olayları nasıl algıladığını bilinç yansıması şeklinde açıklar. Oğuz Atay bu tekniği oldukça başarılı bir şekilde kullanmıştır. Teknik, kitap geneline yayıldığı halde kendini en yoğun olarak 460 ile 536. sayfalar arasında gösterir okuyucuya. 76 sayfa boyunca bir tek noktalama işaretine rastlamadan (çünkü insan zihninde bir düzen bir intizam olmadığı için noktalama işareti de gereksizdir) kahramanların bilinçlerindeki çağrışımları okursunuz. Kısa bir örnek ile taçlandırmak iyi olacak sanırım bu paragrafı.

‘‘…bana parmağını uzatarak bu kadar gürültü ediyorsun sızlanıp duruyorsun doğru söyle gerçekten istiyor musun diye sorsaydı ona ne karşılık verirdim bilemiyorum hayır biliyorum derdim ki ona ya da büyük bir olasılıkla derdim ki görüyorsun Türkçe kelimeler de kullanıyorum arada Öztürkçeye dargınlığım kalmadı tabii kimse bilmiyordu benim dargın olduğumu geçelim içimde birbirine karşı savaşan yönlerin birbirine dargın olduğunu söyleyerek geçiştirelim bunu da son anda mesele çıkarmayalım evet istemesini bilene gerçekten verilecektir verilmektedir isteyip istemediğini bilmeyenler için de yukarıda sözünü ettiğim adamın işaret parmağı meseleyi halledecektir en önemli sözü en sonda yazacağımı sanıyorsan aldanıyorsun hiçbir zaman benden bekleneni vermeyi becerememişimdir bekleyenleri utandırmışımdır daha fazla yazamayacağımı hissediyorum son anda acıklı bir sözle canını sıkmamalıyım işte bu kadar işte canım sevgilim Günseli Selim.’’ Sayfa 5536-537

Üstkurmaca; roman yazma eylemi sırasında romana kimliğini kazandıran hususların okuyucunun gözleri önüne serilmesidir. Yani okuyucuya, elindekinin bir roman olduğunu devamlı hatırlatmaktır. Bunu yapmaktaki amaç, kurmaca ile gerçeklik arasındaki bağıntıyı sorgulayabilmektir. Atay, bunu daha kitabına başlarken yapıyor. ‘Sonun Başlangıcı’ ve ‘Yayımlayıcının Açıklaması’ isimli bölümlerde yazar okuyucuya kitabın yazılış serüvenini anlatmakta, adeta okuyucuyu kitabı yazdığı masaya oturtmaktadır. Üstkurmaca, kurmacayı oluşturan anlatıcının anlattığı metne müdahil olduğu, kurmacanın hikâyesini anlattığı postmodern bir anlatım aracıdır. Kitaptan örnek vermek gerekirse;

‘‘Bütün hazırlıkları bitirdikten sonra kitabın yayımlanmasını bir süre geciktirdim. İlgili kişilerin tepkilerine engel olmak için, yaptığım kısa araştırmanın yarattığı huzursuzluğun yatışmasını bekledim. Kitabı bastırmak oldukça güç oldu. Ayrı kişiler tarafından kaleme alınmış olması nedeniyle yer yer tutarsızlıklar vardı. Bazıları, esere bir bütünlük verebilmek için, değişiklikler yapmamı teklif ettiler. Turgut Özben’in isteğine uyarak bu teklifleri kabul etmedim. Sonunda kitabın değişmeden basılmasını sağladım. Yukarıda anlattığım değişikliklerden başka, kitabın bana gönderilen biçimine dokunmadım. Turgut Özben’e (yaşıyorsa) bilmediğim yerinde, mutlu yaşaması dileğiyle sevgilerimi gönderirim. İsteğine uyarak, kitabın sonuna mektubunun ilgili bölümünü koydum.’’ Sayfa 19 / Sonun Başlangıcı

‘‘Yıllar önce meydana geldiği ileri sürülen bir olaya dayanan bu kitabın gerçekliği hakkında kesin bir söz söyleyemeyeceğimizi belirtmek isteriz. Yayımlanması isteğiyle bize kitabı getiren arkadaşımız da hiçbir araştırma yapılmamasını şart koştuğu için, kitaptaki olayların bütünüyle hayal ürünü olduğunun ve kişilerin gerçekten yaşamadığının okuyucular tarafından kabulünü özellikle rica ederiz.’’ Sayfa 21 / Yayımlayıcının Açıklaması

Metinlerarasılık; özgün bir şey üretmek için yazarın farklı metinlerden beslenmesi olarak ifade edilebilir. Yazılan metnin, herhangi bir şekilde, kendisinden önce yazılan metinlerden faydalanmasına verilen bir isimdir. Kesinlikle intihal ile karıştırılmamalıdır. Atay bu tekniği de kitap geneline başarılı bir şekilde yayar. Birçok kitaba atıf dikkat çeker ama bunların arasında kuşkusuz İncil ön plana çıkar.

‘‘Ben ve emrimdeki yüz bin şövalye, ihtirasın yakıcı alevleriyle kavrulurken, sen köşenden bizleri ibretle seyredecek ve: ‘Sevişin evlatlarım, diyeceksin. ‘Sevişin ve mutlu olun…’” Selim atıldı: “Ve zina etmeyin.” Turgut, yapma bir kıskançlıkla elini salladı. “Sonunda okuyacağım bu İncil’i ve senin okumamış olduğunu ispat edeceğim böylece.’’ Sayfa 52

“Önce Kelime vardı,” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık… Kelimenin bittiği yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.’’ Sayfa 151

Eleştirmenlerin hemen hemen hepsi ‘küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan bu eser … ‘ diye başlıyor yorumlarına. Evet, yazıldığı günler (1970) için doğrudur belki de bu yorum fakat günümüzde popüler kültürün bir metası olmuş (87. baskı / 50 Türk Lirası) Tutunamayan’lar için bu yorumun eskidiğini düşünüyorum. Kitabını yazıp bitiren Oğuz Atay uzun yıllar: ‘Okuyucum nerede?’ diyerek kitabını okuyacak kişileri aramıştır. Şimdilerde ise kitabın müşterisi bol, okuyup anlayanı az maalesef. Bu ‘tutunamamazlıkta’ kitabın çok katmanlı oluşu, yazarın ironik üslubu, karakterlerin gereksiz melankolizmi, kitapta kolaj tekniği, bilinç akışı gibi alışılmışın dışındaki tekniklerin fazlaca yer alması vs. etkili olmuştur kanımca.

Berna Moran’ın dediği gibi: ‘Saldırısını tutunanların anlayamayacağı, reddedeceği türden bir romanla yapmış’ Atay. Daha kitabı açmadan anlıyor aslında okur farklı bir romanla karşı karşıya olduğunu. Romana dair, yazıya dair tüm kuralları yıkmaya geldiğini kapak tasarımıyla belli ediyor ‘Tutunamayanlar’.

Tutuna-

mayanlar

Satırın sonu gelmeden ‘Tutunamayanlar’  kelimesini bölerek yazım kurallarını hiçe sayıp, kural tanımayan, kurallı bir hayata ‘tutunamamış’ 43 yaşında yaşamını yitirmiş, bambaşka bir yazar ile karşı karşıya olduğunuzu anlatmak istiyor belki de yayınevi.

Atay, Oğuz. Tutunamayanlar. İstanbul: İletişim Yayınları, 65. Baskı. 2014.

 

Rapor Et

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları