Türkiye'deki İki Kutuplu Siyaset Üzerine: Cumhuriyetçiler ve Muhafazakârlar

2023 seçimleri hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı açısından “dönüm noktası” olarak görülüyor. Hemen ilerlemeden soralım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin gelecek seçimde ipi göğüsleme şansı nedir? Evet, belki artık dönüp dönüp aynı şeyleri konuşuyoruz. Ama konuşmak durumundayız. Aynı kavramlar ve aynı hususlar üzerinde yazıyoruz biliyorum ama bazı saikleri açığa çıkarmak babında yazmak ve sormak durumundayız.

Dikkat ediyorsanız ekonomik tablomuz iyi değil. Tabii ben böyle diyorum ama bu aşamada “bilirkişi” değilim. Gerçi, bir hususa yönelik kelam edebilmek için de çok fazla tedrisat görmeye gerek yok. Devletin ekonomiden sorumlu kurumlarıyla halkın bire bir deneyimlediği “gerçekler” her nedense uyuşmuyor. Zaten kamuoyundaki tartışmada “güvenirlik” üzerinden koparılıyor.

Yüksek fiyatlardan ötürü toplumun alımgücü düşmüş durumda. Ekonominin kurmayları, “yüksek faiz yüksek enflasyon” tezine iman ettikleri için kamuoyundan gelen “alternatif seslere” kulak vermiyorlar. Bence de burada sıkıntı, halkın bire bir tecrübe ettiği sıkıntıların yönetim katında “reel” olarak karşılık bulamaması. Şunu ifade edelim, AK Parti gerçekten de Türkiye’de bazı konularda, demokratikleşme çabalarında, hukuka ilişkin dönüşümlerde büyük çaba gösterdi.

Yine bu durumların hakkını vermek demek, olumsuz konularda ses çıkarmamak olarak da telakki edilmemeli. Elektrik faturalarından tutunda doğalgaz ve diğer sabit harcama kalemlerine kadar dar gelirli ailelerin bütçelerini zorlayacak ve hatta yıkıma sürükleyecek gelişmeler noktasında sadece “seyirce kalmak” sorunu çözmüyor. Türkiye’de en büyük aymazlık, sorunu çözmek adına kesin neşter vurmak yerine, “palyatif tedbirlerle” problemi geleceğe ötelemek oluyor. Sürdürülebilir tedbirler almak varken, dostlar alışverişte görsün misali politikalar çare üretmiyor, sadece insanların gözlerini boyuyor.

*  *  *

Eğer görmek isterseniz ve duyargalarınızı açık bırakırsanız, ülkemizdeki hoşnutsuzlukları ve homurdanmaları fark edersiniz. Doğal olarak iktidarlar mevcut tabloyu olduğu gibi değil de biraz makyajlayarak topluma sunarlar. Zaten biliyorsunuz, son dönemlerde en fazla aşina olduğumuz kavramların başında, algı yönetimi, algılarla oynama ve hatta şimdi biraz unutuldu ama “post-truth” kavramları gelmektedir.

Tamam, siyasi iktidarlar “siyasal erk” olmanın verdiği güce dayanarak toplumu “hakikatler doğrultusunda” yönlendirsinler. Belki, olmayan bir pembe mutluluk masallarıyla halkı uyuştursunlar. Olmayan bir değerlerden toplum inşa etsinler. Güllük gülistanlık içinde yaşanıyormuş havasını topluma yansıtsınlar. Burada siyasetçilere-özellikle iktidarın siyasetçilerine- medya kuruluşlarının epeyce bir destek verdiğini de ifade edelim.

Akabinde muhalefet partileri ne yapıyorlar? Şunu artık ben kabul ettim. Sizdeki düşünceyi bilmiyorum. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi, evet Türkiye’deki sorunlardan dem vuruyor. Muhalefetteki potansiyeli en yüksek parti olarak toplumun sorunlarına sözcülük yapıyorlar ama “daha fazlası” adına elde ne var? Değerli okuyucular, bu soruları soruyorum ama ben de bunların cevabını bilmiyorum. Ben, sadece, yaptığım okumalardan ve gözlemlerimden elde ettiğim çıkarımları yazıya döküyorum.

CHP, Türkiye’nin modernleşme aşamalarında Türk Silahlı Kuvvetler ile en büyük paya sahip olan siyasal partisidir. İlerlemelerde, ilerici atılımlarda CHP’nin büyük hizmetleri olmuştur. Ama dünya ve Türkiye değişirken, sizin hâlen Cumhuriyetin ilk yıllarında kalarak olayları tahlil ederek değerlendirmeniz, gerçek manada toplumda olması gereken karşılığı bulamaz. Bu açıdan ilerici bir parti olan CHP, dönemdeki gelişmelere bağlı olarak tarihte takılı kaldığında, muhafazakârlaşmaya başlar. Yanisi, direnç noktasında “statükoculuk” göze çarpar. Cumhuriyet Halk Partili kesimlerde belki de en fazla rahatsızlık yaratan husus, kendilerine “statükocu” denmesidir. Bir düşünün, yıllar geçmesine rağmen 10. Yıl marşlarını dinlemekten fazla “ileriye” gidemeyen partiye, muhafazakâr ya da statükocu denmez de ne denir?

*  *  *

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ’nin “Türkiye Eğilimleri Araştırması” sonuçları, insanların akıllarında kalan bazı sorulara cevap vermesi yönünden açıklayıcı nitelikte.

Araştırmaya katılanların %55.7’si cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini tercih ederken, %44.3’ü parlamenter sistemi benimsediğini belirtmiş.

Çeşitli okumalarda gördüğüm kadarıyla, AK Parti seçmeni ile CHP seçmeni arasında “anlamlı” bir geçirgenlik yok. Ben de bu görüşe katılıyorum. Kamuoyu nabız yoklamalarında uzman olmuş kişilerin belirttiği üzere, daha önceleri AK Parti’ye oy vermiş kitleler, partilerine kızdıkları hâlde bile CHP’ye oy vermeyeceklerini belirtiyorlarmış. Aynı şekilde CHP’ye oy veren kitleler, partilerinden hoşnutsuzluk duyduklarında bile AK Parti’ye yönelmeyeceklerini belirtiyorlarmış.

GELECEK Partisi ve DEVA Partisi muhafazakâr hassasiyet taşıyan seçmenlerin yöneldiği bir diğer alternatif partilermiş. Ben daha önce de yazmıştım. Bu tip partiler daha çok konjonktürel ortamın elverişliliğinden kurulan partiler. Bu partilerin, siyaset kurumu içinde varolacaklarına inanmıyorum. Genelgeçer atmosfer içinde yüzergezer seçmenin oylarına talip olan bu partiler, sadece olası seçim opsiyonlarında yedek siyasi aktör olarak konumlanmaktalar.

Bir de şöyle bir algı uyandırmışlar sağ-muhafazakâr seçmen tabanında: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidardan giderse bizlere yapılan yardımlar da kesilir. Sanırım, burada şunun da etkisi var, insanlar devlet olgusuyla hükümet olgusunu ayırt edemiyorlar. Yine, 20 yıldır tek başına iktidar olmanın avantajıyla devlet kurumları üzerindeki tam kontrol toplum indinde, özellikle AK Parti seçmeninde devlet=AK Parti hükümetleri olarak sembolize ediliyor.

Şu bir gerçek, AK Parti bu zamana denk hiçbir Cumhuriyet Hükümetlerinin sergileyemediği performansı göstermiştir. Zaten burada bir sıkıntı yok. Buradaki tıkanma, muhalefet kanallarından neşet ediyor. Yıllardır neden özellikle CHP, SEÇMEN indinde olması gereken sıçramayı yapamıyor. Gerçekten ben de anlamış değilim. İleri de siyasetbilimciler, siyaset sosyologları ile siyaset psikologları bunu etraflıca irdeleyeceklerdir.  

kooplogger

Yazar: Erhan Salman

Ben, ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ BÖLÜMÜ mezunuyum...

Yıllardır çeşitli mecralarda, dilimiz döndüğü kadar bir şeyler karalamaya çabalayan biriyim...

Yazma sevdasına ilk önce politikadergisi.com sitesinde başladım, sonra sırasıyla radikal blog ve milliyet blog mecralarında sürdürdüm...

Hâlen milliyet blog mecrasında yazmaya devam etmekteyim...

Elimden geldiği ve dilim döndüğü ve kalemim yazmaya devam ettiği sürece, siz kooplog ailesi ile paydaş olmaya devam edeceğim...

Yazma serüvenimde bana paydaş/yaren olmanız dileğiyle,

Esen kalın...

Blog YazarBlog Okurkooplogger

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.