Vazgeçebilmek

Doğduğumuz gün bir seçim yaptık ve nefes almayı seçtik hepimiz. Ama her seçimin bir vazgeçiş olduğunu düşünürsek, bu seçimin sonucunda belki de dünyada en güvenli olduğumuz yerden, anne rahminden vazgeçtik. Her yeni doğan bebek, dünyaya ilk ağlayarak gelir. Ağlayan bebek tercihini yapmış ve nefes almıştır ama tercih yapan olmak bizi her zaman mutluluğa götürmüyor maalesef. Kimine göre biz o gün özgürlüğü seçtik, kimine göreyse dünyanın dayattıklarına mahkum olmayı. Ama neyi seçersek seçelim ve neyi kaybedersek kaybedelim hepimiz ağladık, oksijen ciğerlerimizi yakarken, avazımız çıktığı kadar bağırdık. Kimine göre çok şey anlattık, kimine göre hiçbir şey, bana göreyse çokça yanlış anlaşıldık. 

“Vazgeçebilmek, vazgeçme olanağı ya da olasılığı bulunmak.“

Vazgeçebilmek aslında vazgeçmek değildir. Sadece ihtimalleri dahil etmektir. Bizi daha güçlü kılar çünkü bizi bir parça gerçekliğe yaklaştır. Vazgeçebilmek güçtür; kalan olmak değil bırakacak, gidecek kadar güçlü olmaktır. Vazgeçebilmek özgürlüktür; hüküm giyen değil, karar alan olmaktır. Zaten bu yüzden korkutur insanı, çünkü vazgeçebilmek düşüncesi aslında vazgeçmenin yarısıdır. Varoluşun karın ağrısı, avaz avaz çığlığıdır.

Her gün bir karar alıyoruz. Biraz vazgeçiyoruz, biraz vazgeçiliyoruz. Bazen vazgeçebilecek kadar güçlü oluyoruz, bazense bizim yerimize başkalarının bu kararı vermesini bekliyoruz. Hepimiz bir parça kalıyor, bir parça gidiyor, bir parça gideni bekliyoruz. Günün sonundaysa, parça parça olan benliğimizi birleştirip, elimizde ne kaldığına bakıyoruz.

Kalmaların da gitmelerin de çok meşhur olduğu şu günlerde, keşkelerden alamıyoruz kendimizi. Can Dündar’ın da dediği gibi ;

“Mağlubiyetin takısıdır, keşke.”

En çok kendimize mağlup olduğumuz şu günlerde, haklı olmak maalesef ki hiçbir işe yaramıyor. Yapılacak tek şey, keşkeler yollara dökülüp bizi desenimizin en başına geri götürmeden, buraya gelirken dokunduğumuz tüm o duvarların izlerini hatırlamak ve bu labirentten en kısa sürede çıkmak. Aksi taktirde sonsuzluğun sonuna dek kafamızın içindeki keşkeler imparatorluğunda kitli kalacağız. Ve çıkarken heybemize, günün sonunda elimizde kalanlardan başka bir şeyleri almaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Çünkü alışık olduklarımızı bulmanın umuduyla labirentte kalanları aramak yada kaybolanlara kendimizi hatırlatmak için çabalamak bizi kaybolmaktan başka hiçbir yere götürmüyor. Vakit, bize duvarların arkasından seslenenleri değil, bize perde açanları duyma vakti. Vakit duvarlardan ve keşkelerden vazgeçme vakti. Her ne kadar insanlardan vazgeçemesek de, onların duvarlarından vazgeçebiliriz. Çünkü hiç birimiz duvarlarla savaşacak kadar güçlü değiliz.

yazar

Yazar: Pandora

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum