Türkiye Neden Cemaatlerden Kurtulamıyor?

Toplum tek başına bireylerden oluşurken cemaat kavramında bir ideali paylaşan bir bütünlük vardır. Türkiye’de İslami muhafazakârlar için ise cemaat, dışardan gelen tehditleri ve günahlara karşı kurtulmak, İslami hayatı güvenli bir sığınakta yaşamak olarak görülmektedir. 

İnsan cemaat içindeyken kendini daha güvenli hisseder. Eğer düşersek bizim elimizden tutacak binlerce kişi olduğunu bilmek bizi güvenli hissettirir. Özellikle tehlike ve günahla dolu büyük şehirlerde ayakta kalmak için küçük şehirdeki insanlar cemaatleri kendilerine sığınak olarak gördü. Aslında sırf bu yüzden modern Türkiye’nin inşasında köyden kente göçün yaşandığı yıllarda cemaatlerin ortaya çıkışı ve yayılması da yaşandı. Bir dönem yaşanan siyasi baskılar da muhafazakâr için cemaati daha önemli kıldı. Bu nedenle cemaatler ayrıca siyasi bir boyutta kazandı. Çok partili döneme geçilmesiyle görünür hale gelen cemaatler, Özal dönemi liberal açılımlarla meşruluk kazanabildiler.

Türkiye Neden Cemaatlerden Kurtulamıyor?

FETÖ’nün Genişlemesi

Akp’nin ilk iktidar yıllarından itibaren İslamcı ve liberal cemaatler kurumlarını meşrulaştırmaya başladı ve büyük kazanımlar elde etti. Cemaatler artık en güvenilir sivil toplum kuruluşları olmuşlardı. Cemaatler ayrıca halkın tek tipleşmesine karşı hem de İslami talepleri karşılamak amacıyla siyasete çağrıldılar. Türkiye’deki neredeyse bütün kesimler cemaatleri sivil toplum kuruşları olarak görülmesi gerektiğini ve özgür siyasi hakları olması gerektiğini savundu. Fakat dini liderleri bulunan cemaatlerin sivil toplum olup olamayacağı sayılmadı.

2000’li yılların başında yaşanan gelişimler o kadar hızlıydı ki, baş döndürücüydü. Teknolojik gelişimler küresel dünyayla bizi burun buruna getirmişti ve dini cemaatler daha da önemli bir hal almıştı. Özellikle FETÖ. Gruba bağlı basın organları içinde yazan yazar ve akademisyenler yazdıkları yazılarla cemaatlerin hepsini sivil toplum olarak görülmesini savundular. O dönem bilinmiyordu ama asıl amaçlarının FETÖ’ye hukuki ve toplumsal meşruluk kazandırmaktı. 2000-2016 yılları arasında yazılan cemaat ve sivil toplum ilişki hakkındaki akademik makaleler adeta o zamanki ismiyle Gülen güzellemeleriyle doluydu. Türkiye’de aslında cemaatlerin bu kadar genişlemesi tek bir cemaatle mümkün oldu. Cemaat örgütlenmesini tek başına FETÖ çekerken, diğer cemaatler kendi özel alanlarında faaliyet gösterdiler.  

FETÖ kendine öyle sivil toplum örgütü olarak lanse etmişti ki ülkede hala cemaat tartışmaları sürerken FETÖ istediği gibi faaliyet alanlarını genişletebiliyordu. Örgütün Türkiye’de sahip olduğu vakıflar, okullar, dernekler ve ticari işletmelerin toplamı o kadar fazlaydı ki diğer cemaatlerin sahip olduklarının toplamını dahi aşıyordu.

Dünyevileşme ve sekülerleşme karşısında bireye korunak sağlayacak, ahlaki bir temel sağlayacak cemaat yapısı İslami çevreler tarafından çokça desteklendi. Fakat aslında diğer dini cemaatlerin faaliyetleri toplumsal karşılıklar bulamadı. Çünkü FETÖ öyle bir örgütlenmiş ve öyle bir mekanizma kurmuştu ki Türkiye’deki diğer cemaat yapıları adeta hizmet etmekte oyun dışı bırakılmıştı. 15 Temmuz öncesine baktığımızda cemaat yapılandırmalarının hizmet halkasındaki yeri %1’i ancak görmekteydi.

FETÖ Sonrası Cemaatleşme

15 Temmuz ile birlikte tüm Türkiye, bir dini cemaatle değil bambaşka bir yapılanmayla karşı karşıya olduğumuzu gördük. Bildiğimiz tarzda bir dini cemaat değil aslında bir istihbarat cemaati hatta kült bir grup olduğunu gördük.  Kült grup, katılmak için hem manevi hem maddi bedeller ödediğin ve girdikten sonra çıkışın olmadığı gruplara denir. FETÖ ve Oktar örgütleri bu kült yapılanmanın Türkiye’deki şubeleri.

Türkiye’nin kuruluşundan beri dini ve metafizik kavramlar karmakarışık bir hal aldı. İnsanların dini anlayışları hakkında ne bilmesi gerektiğini anlamaz oldu. Bu krizden de fayda sağlayarak her şeyi kirleten bu kült gruplar oldu. Ülkemizde tarikat, cemaat, kült grup ne demek hepsi birbirine karıştı.

Ülkemizde hala pek çok cemaat irili ufaklı varlığını sürdürmektedir. Birçok muhafazakâr insan da bu cemaatlerde var olmaya devam ettirmektedir. Modern zamanın yaşamından kurtulmak için tek güvencelerinin bu cemaatler olduğunu düşünen insanlar bir hayli fazladır. Bir yandan da bu kült gruplar yüzünden toplumda bir panik havası da mevcut. Konuyla ilgili çözüm ise henüz mevcut değil. 

Rapor Et

blogger

Yazar: İdil Ceren Yılmaz

Gezegendeki yolculuğunun 24'üncü yılında. Atmosferde başıboş gezen hikayeleri yakalayıp insanlara anlatmak en büyük tutkusu.

Blog YazarıYıllık Üyeİlk Yazım

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Yorumlar

Yorum Yazın
  1. Yaşamın karşısında uçmalı kaçmalı inançlar, yozlaşmış değerler, altıncı yüzyıl çöl gelenekleri bir yere kadar kebdini koruyabilir. Gerekli olan güçlü bir sosyal devlet, düzgün denetlemelerdir. Yeni nesillerin kurtarılması önemli.

  2. kurtulamaz çünkü ülkede cahil adam çok. düşünsene adamların sattığı okunmuş terlik,sakal suyu vsvs gibi şeyleri alacak binlerce mal var bu ülkede.

  3. kardeşim m. gormz m. ıslamoğlu m. özturk s. ateş h. karaman bunlar ıran suudi yahudiler fonluyor vahabi reformcu hadis inkar resule sav sahabeye hakaret ayetler fazlalıkmış ehli sunnet menzil ve mahmud efendi hz bu ılahıyat zındıkları fetönun devamı reformcular ALLAH DOSTLARI TASAVVUF YOLU EHLİ SÜNNETTİR

  4. Üsluba: Yazınız ön yargılara, güncel siyasi denge ve gelişmelere, realite içinde siyasi bir duruşa yönelik olarak algılanabilir. Yazınızda bir kuvvet ve yoğunluk göremedim. Konunun işlenişi yüzeysel ve çarpık kalmış.
    İçeriğe: Cemaatlerle yaşadığınız rahatsızlığın nedenine değinmemişsiniz. Muhafazakarın büyük şehire uyum problemine modern kabile ilişkisi yaklaşımı ile bir değerlendirme getirmek istemişsiniz. Türkiye’nin sorunu şeffaflık sorunudur. Devlet daireleri dahil tüm sosyal yapıların her kapısı herkese açık ve her an denetime hazır olmadıkça bu sorunlar bitmez. Biz buna açık toplum diyoruz(Türkiye’de bu kavramları sevmezler çünkü bir ulusun geleceğini kurtarır.). Metafizik ile ilgili bir eleştiriye gitmeden önce Kant gibi batı filozofları karşısında çok daha öncesinde konuları işleyen Farabi, Fuzuli gibi büyük islam filozoflarına haksızlık etmiş olmayalım. Hiç kimse diyanet(DİB) in başlı başına bir tarikat olduğunu söylemedi şimdiye kadar. İtikatların ve akidelerin birleştirilmesi ancak ve ancak güç istenci ile açıklanabilecek bir durumdur. Kısaca yönetenin yönetme hakkına sıradan kişiyi, varsayımsal bir kabule zorlama amacıyla “dyun” a bağlı(madun) olan inananların baskılanmasına hizmettir amaç. Bu da Cumhuriyet öncesi Fetvahane kurumundan hiç ama hiç farklı değildir. Olay sadece bir modernite sorunu olmuştur, din ve inanç hürriyeti sorunu değil. Tarikatlar bu inanç özgürlüğüne yönelik toplumsal uzlaşmayı teyit etmeye yönelik ortaya çıkmıştır. Kullanılan her özgürlük toplum içindeki barış ve huzur ortamını bu vesile ile hukukun geçerli olduğunu teyit ve temin eder. İşte sizin ve birçoklarının esası itibariyle kaçırdığı en önemli nokta budur.
    Saygılarla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yükleniyor...

0

Facebook Yorumları