Sarımsak Döv, Hırkayı Yere Atma

– Tamam, sevmemeye hakkın var, ama sevdi diye onu itip kakamazsın. Bu olmaz. Senin kibrini darağacında sallandırırım. Kaç  senin? Boyun kaç? Yani kaç bucak senin dünyan?

+ Tamam ona biraz sert davrandım ama..

– Kışlar sert geçer ya, senin yazın da baharın da donduruyo. Havada kalpleri dövüyosun. Kalp onlar ya, kalp! Sarımsak değil. Enginarın bile kalbi var. Yeri geliyo insan kıyamıyo ona… Sen kıyıyosun, hiç yeri gelmiyo. Hep kıyıyosun.

+ Ben de böyle biriyim demek ki… Kötüyüm, kabayım, lanet herifin tekiyim. Allah benim belamı versin. Tamam mı? Oldu mu?

– Allahın işine karışılmaz.

+ Ya ben mi dedim, gel bunu sev diye. He?

– Demedin.

+ Aynen işte, demedim.

– Peki tamam. Niye cezalandırıyosun?

+ Bana kendimi borçlu hissettiriyo. İstemiyorum diyorum, habire hırka uzatıyo. Al üşürsün, giy diyo.

– Halbuki sen çoktan donmuşsun. Üşümüyosun. İnsan bi titrer.

+ Ben zamanında titredim kimse duymadı.

– Şimdi hırkasını alıp gidicek sevindin mi?

+ Sevindim tabi, en doğru olanı yapıyo.

– İnşallah ısınmak isteyen birine verir o hırkayı. Sen kutupta yaşıyosun.

+ Anıl…

– Evet, benim..

+ Ben onu kötülüğünü istemedim.

– Chenneme giden yol, iyi niyet taşları ile dekore edilmiştir. 

Ya…

Sarımsak döv, hırkayı yere atma.

………………………………………

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.