in

Salat Kelimesinin Etimolojisi

Sami dillerinde müşterek bulunan ṢaLeYe/صلي – ṢaLeVe/صلو  fiilinin eski kitabelerde geçen bazı kullanım alanları şöyledir:

Gün meylederken/batarken (ܟܕܼ ܕܝܢ ܫܪܝ ܝܘܡܐ ܠܡܨܠܐ ˡᵘᵏᵃ ⁹-¹²), 

Kulağını bana dönüp/çevirip dinle (צְלִי אָדְנָךְ וּשְׁמַע  ᵐⁱˢˡᵉ ²²-¹⁶),

Kanunundan dönmedim/sapmadım (מְאוֹרַיְתָךְ לָא אַצְלֵיתִי ᵐⁱᶻᵐᵒʳⁱᵐ ¹¹⁹-⁵¹),  

Ayaklarım doğru yoldan döndüyse/saptıysa (אִין תִּצְלֵי אִסְתַּוְרִי מִן אוֹרְחָא ⁱʸʸᵒᵇ ³¹-⁷),

Duruşmada yoksula karşı adaleti saptırmayacaksınız (לָא תַצְלֵי דִין מִסְכֵּינָךְ בְּדִינֵהּ ʸᵉᶻⁱᵃᵗ ᵐⁱᶻʳᵃⁱᵐ ²³-⁶),  

Rab’bi sabırla bekledim, nihayet o da bana döndü/yöneldi(ṣəlā loti) ve kabul etti dualarımı (מְסַבָּרָא סַבְּרֵית יְיָ וּצְלָא לְוָתִי וְקַבֵּיל בָּעוּתִי ᵐⁱᶻᵐᵒʳⁱᵐ ⁴⁰-¹)

Dönmek/yönelmek anlamına geldiği anlaşılan bu fiilin üç harfli kökü (form I: *ṣalā/صَلَا) Arapça’da mevcut değildir; ancak dört harfli türevinin (form II: ṣallā/صَلَّى) Aramice’den alıntı olduğu söylenebilir. Cahiliye devrinde bir Arap şairin Pers imparatorunu övmek için yazdığı aşağıdaki şiir buna örnek:

“Dünya’nın kralları her yerden ona doğru dönerler/yönelirler(yuṣalli), bütün dünyanın önderi O’dur (تصلِي نحوه من كل فج, ملوك الأرض وهو لها إمام)”

Mezkur fiil, tanrıya yönelmek veya tanrının huzurunda eğilmek nokta-i nazarından ibadet ve dua etmek anlamında da kullanılmıştır. Örneğin Yahudiler’in Babil esareti yıllarında tüm tanrılara ibadet etmeyi yasaklayan bir kanun çıkartıldığı, fakat Daniel peygamber’in bu yasağa uymayıp İsrail’in tanrısına dua etmeye devam ettiği anlatılırken:

Daniel yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti ve daha önce her gün üç kez yaptığı gibi diz çöküp dua ederek(məṣallē) tanrısına övgüler sundu. (ודניאל כדי ידע די־רשים כתבא על לביתה וזמנין תלתה ביומא הוא ׀ ברך על־ברכוהי ומצלא ומודא קדם אלהה כל־קבל די־הוא עבד מן־קדמת דנה)

Mezkur fiil Akkadça’nın Asur lehçesinde de yaygın olarak kullanılıyordu. Örnekse Asur imparatorluğu’nun veliaht prensi Senherib, babası Sargon’a gönderdiği bir tablet/mektubunda şöyle yazıyor: 

Ben her gün efendimi kutsayan birisiyim. Efendimin hayat nefesi için her gün Marduk ve Zarpanitu’ya dua ediyorum(uṣalli) (𒅗𒊑𒁉 𒃻 𒁁𒉌𒐊 𒀀𒈾𒆪 𒌓𒈬𒊻𒋢 𒀭𒀫𒌓 𒌋 𒀭𒇡𒉺𒉌𒌈 𒀀𒈾 𒁷 𒍣𒈨𒌍 𒃻 𒁁𒉌𒐊 𒌑𒉌𒇷)”

Aynı fiil eski Arapça ve Habeş/Ge’ez dillerinde de mevcuttur. Mesela bu dilde kaleme alınan bir Yahudi apokrifası, İdris peygamber’in miraçta gördüklerini şöyle anlatır:

Gökte duyduğum üçüncü ses, yeryüzünde yaşayan insanlar için dua ediyordu(yəṣeləyu) ve ruhların rabbinin adıyla yakarıyordu. (ወሣልሰ ፡ ቃለ ፡ ሰማዕኩ ፡ እንዘ ፡ ይስእሉ ፡ ወይጼልዩ ፡ በእንተ ፡ እለ ፡ የኀድሩ ፡ ውስተ ፡ የብስ ፡ ወያስተበቍዑ ፡ በስሙ ፡ ለእግዚአ ፡ መናፍስት ። Enok book 40:6)

Bir şarap üreticisinin, fermante ettiği şarap ekşimesin diye tanrıdan muhafaza isteyişini betimleyen eski bir Arapça beyit: 

“Onun küpü rüzgara/havaya maruz kaldı, o da -ekşimesin diye- küpüne dua etti(ṣallā alā) ve tanrıdan koruma istedi. (وقابلها الريح في دنها وصلى على دنها وارْتَسَم)”

Sonuç olarak kök anlamı üzerine çok tartışılan ṣallā/صَلَّى fiilinin form I’de “dönmek/yönelmek; takip etmek” anlamına geldiği, form II’de ise yaygın olarak “dua” anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Form I:   Arm.  ṣəlā/צלא,   Sry. ṣəlā/ܨܠܳܐ,    Ar. *ṣalā/صَلَا,    Asr. ṣalā’u/,    Hbş. ṣälävä/ጸለወ

Form II:  Arm.  ṣalliy/צלי,  Sry. ṣalliy/ܨܰܠܝ,   Ar. ṣallā/صَلَّى,    Asr. ṣullû/,      Hbş. ṣälläyä/ጸለየ

Form II (ṣallā), Yukarda Daniel peygamber örneğinde görüldüğü gibi “ritüel/ayinsel dua” ve Senherib örneğinde görüldüğü gibi “kutsama/blessing (hayır duası)” anlamında kullanılabilmektedir. Aramice ve Arapça’da bu ayrım fiilin kendisinden sonra gelen edatlarla öbek fiil (phrasal verb) haline getirilmesiyle sağlanmaktadır:

Tanah-Mizmorim 40-1: “Rab’bi sabırla bekledim ve nihayet bana salât ederek(ṣəlā loti) duamı kabul etti (מסברא סברית יהוה וצלא לותי וקביל בעותי)

Aslında yönelmek veya dua anlamına gelen ṣəlā/צלא fiili burda lot/לות edatıyla bir öbek fiil (phrasal verb) haline geliyor ve “kutsama (tanrısal bir lutuf, rahmet vb.)” manası kazanıyor. Benzeri örnekler diğer Sami dillerinde de karşımıza çıkar mesela Babil’in son hükümdarı Nabonidos, evvelce sıradan bir kişi olduğu halde, sonradan krallığa terfi etmesini tanrıların salâtına (=kutsamasına) borçludur. Şöyle söylüyor:

Ben yalnız bir kimseydim; Ben Nabonidos, kalbinde krallık hayali olmayan kimsesiz bir çocuktum. (fakat) tanrı ve tanrıçalar bana salât ettiler/ᵏᵘᵗˢᵃᵈⁱˡᵃʳ ve (böylece ay tanrısı) Sin, kral olmam için beni çağırdı. (𒁹𒀭𒉺𒄿 𒌉 𒂊𒁺 𒃻 𒌋𒌋𒈠𒀭 𒆷 𒄿𒋗𒌑 𒃻 𒈗𒌋𒌓 𒀸 𒊮𒁉𒅀 𒆷 𒋰𒋗𒌑 𒀭𒈨𒌍 𒌋 𒀭𒈹 𒀀𒈾 𒌋𒅗 𒌑𒉌𒇻 𒌑 𒅇 𒀭𒌍 𒀀𒈾 𒈗𒌑𒋾 𒅎𒁀𒀭𒉌)

Fasih Arapça’da ʿalā edatıyla kullanılan ṣallā fiili de “kutsama (tanrısal lutuf, rahmet, bereket, koruma vb.)” anlamına gelir. Bu manada Erken İslâm dönemine ait bu bazı metinler var:

صلى الإله على امرِئ ودعته “Ayrıldığım (yalnız bıraktığım) adama tanrı salât etsin

صلى على عزة الرحمن وانبتها ليلى وصلى على جاراتها الاخر “Rahman, Azze’ye ve kızı Leyla’ya salât etsin ve diğer komşularına da salât etsin

صلى على ىحىى واشياعه رب كريم وشفيع مطاع “itaat edilen bir şefaatci ve kerim olan rabb, Yuhanna’ya ve arkadaşlarına salât etsin

AHZAB 56’da yuṣalli/تصلِي fiili, yukardaki örneklerde olduğu gibi ʿalā/على edatıyla kullanılmıştır.

Ayrıca henüz klasik/fasih Arapça’nın (yani Kuran Arapçası’nın) konuşulan bir dil olarak tedavülde olduğu erken bir tarihte (hicri 72 dolaylarında) bu ayet, Kubbetu ‘ssahra tapınağına yazdırılıp tefsir edilmiş:

l إن الله وملائكته يصلون على النبي يا ايها الذين امنوا صلوا عليه وسلموا تسليما صلى الله عليه والسلم عليه ورحمت الله “Allah ve melekleri peygamberi kutsuyor. Ey iman edenler siz de onu kutsayın ve esenlik dileyin. Allah onu kutsasın (ṣallāʾllāhu ʿaleyh); Esenlik ve Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun

Bu kitabe, ayetin kayıtlı olduğu en eski belgedir; Henüz H. 72 yılında Kuran dilini ana dili olarak konuşan insanlar ṣallū ʿaleyh (صلوا عليه) emrininin ne manaya geldiğini açıklamışlar ve bu, Kubbetu ‘ssahra tapınağının duvarında korunarak günümüze kadar ulaşmıştır. Böyle bir belge elimizdeyken şimdi çağdaş müfessirlerin “ṣallā-yuṣalli” fiiline “yardım/destek” anlamı vermesinin çok da değeri olmasa gerektir.

Müslümanlar sadece Muhammed’i değil, geçmiş peygamberleri de “ṣallāʾllāhu ʿaleyh/صلى الله عليه” formülüyle kutsuyorlardı. Örnekse Kubbetu ’ssahra kitabesi iç N-NE’de şöyle bir kayıt var:

l اللهمـ صلى على رسولک وعٮدک عىسى اٮں مرٮمـ “Allahım! kutsa (salât et) rasulün ve kulun olan Meryem Oğlu İsa‘yı

Güncelleme: 31.08.2020

okur

Yazar: İlker Kurt

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

3 yorum

Yorum Yazın
  1. Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun. ayetinde eğer namaz olarak tabir ediyosanız salatı şu anlam çıkmazmı ? ( haşa huzurdan allah ve melekleri peygambere namaz kılıyorlar doğru bi manayamı gider???) bence burda kalıba destek manası daha uymaktadır.

    • Bahsettiğiniz ayette alā (على) edatıyla kullanılıyor ki, bu edatla kullanılırsa “ritüel dua (namaz)” anlamına gelmeyeceğini yazmıştım; son bölümde eski Arapça şiirlerden örnekler de verdim.

  2. Bu çalışmanızdan dolayı teşekkür ederim. Değerli bilgiler. Yazmayı düşündüğüm makalede kullanmış olduğunuzu bilgilerden yararlanmak istiyorum. Mümkünse kaynakçanızı paylaşabilir misiniz? Ben bunu konuyu etimolojik safsata bağlamında değerlendiren bir makale yazacağım. Allah ilme şevkinizi arttırsın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.