PANDEMİ’DE ETKİLENEN PSİKOLOJİMİZ

Neredeyse 1 yıldır ülkemizi kasıp kavuran bir pandemi süreci içerisindeyiz. Ölümcül Corona Virüsü tüm dünyayı sarmış ve yakamızı bırakmamak üzere ant içmiş durumda. Bu inatçı virüs yüzünden kimimiz aile üyelerimizi kaybettik, kimimiz arkadaşımızı kimimiz de hayatımızı paylaştığımız insanı… Oldukça zor ve garip bir hayat şartları içerisindeyiz. Baş etmek için tek çare sosyal mesafe kurallarına uymak ve dişimizi sıkıp beklemek. 

Evet hepimizi fazlasıyla yordu bu süreç. Aklımızı yitirme sınırına geldik, fazlaca ağladık, çokça sinirlendik. Etrafımızdakilere çattık, kavgalar ettik. Evlere kapandık, sosyalleşemedik. Yani psikolojimiz pek de iyi etkilenmedi bu durumdan. Aslında normal olan da bu zaten. Hiç alışık olmadığımız bir olaya verilen psikolojik tepkilerimiz aslında anormal değil, olması gereken tepkilerdir. O yüzden çok da fazla endişelenmeyin. 

Bu sürecin yalnızca bize dair olmadığını, tüm insanlığı tehdit ettiğini aklınızdan çıkarmayın. ‘Neden ben? Bıktım artık niye sürekli evdeyim? Tam da hayatımın baharında olacak iş mi bu?’ gibi sitemleriniz olmuştur illaki. Biliyorum, çünkü ben de dedim aynılarını. Ben de çok zor günler geçirdim, yeni normale adapte olmakta çok zorlandım. Ama atlattım, depresyondan kurtulabildim. Nasıl başardığımı paylaşmak istiyorum çünkü bu yazıyı okuyan çoğu kişide depresif ruh halleri, çökkünlük, bıkmışlık var. Bir nebze de olsa yardımcı olmak istiyorum. 

Öncelikle şu sorulara içinizden yanıtlar vermenizi istiyorum:

Uyku problemleri yaşıyor musunuz? Çok fazla uyuyup yataktan çıkmakta oldukça zorlanıyor musunuz?

Önceden büyük bir zevkle yaptığınız şeylerden artık zevk almıyor musunuz?

Sinir ve öfke nöbetleri yaşıyor musunuz?

Ağlamak artık sizin için rutin bir durum mu oldu?

Yemeğe olan ilginizde artış ya da azalış oldu mu? 

Hiçbir şey yapmadığınız halde yorgun mu hissediyorsunuz? bu soruların çoğuna ‘evet’ dediyseniz yazının kalanını pür dikkat okumanızı tavsiye ediyorum. Tabi ki bu bir kesin tanı ölçeği değil. Tanı için bir uzmanla görüşmeniz gerektiğini unutmayın. 

Öncelikle, bu saydığım durumların hepsini uzun süre yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim ki gerçekten çok yıprandım. Hem kendimi hem de çevremdekileri yıprattım. Pes etmeye ramak kalan anlarım oldu fakat kendime sürekli şu notu söyledim: “Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken her şeyi bırak.” Bıraktım. Şu an uçuyorum. Daha da uçmaya devam edeceğim. 

Her gün en az yarım saat yürüyüş yapmanın 50 mg antidepresanla eşdeğer olduğunu biliyor muydunuz? Bu yüzden daima yürüyün. Kalabalık olmayan sokaklar illaki vardır, çekinmeyin. 

Kendinize bir aktivite yaratın. Mümkünse ev içinde yapabileceğiniz bir şey olsun. Mesela yeni bir dil öğrenebilirsiniz. Ya da müzik aleti çalmayı deneyin. Ben depresyon dönemimde tuval boyadım. İnanın çok iyi gelmişti. 

Yoga yapın, meditasyon yapın. Hem bedene hem beyne faydası bol. Bir kere başlayan bi daha bırakamıyor o derece.

Bolca kitap okumaya gayret gösterin. Zihninizdeki kötü düşünceleri uzaklaştırdığını gördüğünüzde hayret edeceksiniz. 

Lütfen kendinizi odanıza kapatmayın. Bu depresif ruh, yalnızlıktan beslenir. Ailenizle vakit geçirin, en azından onlarla aynı ortamda bulunun. Bu bile iyi geliyor.

Ama kesinlikle sizden en büyük isteğim bolca su içmeniz ve yataktan çıkmanız. Yatmak insanı daha da yoruyor, yattıkça yatasın geliyor. Kendinize bu kötülüğü yapmayın. Ruhunuz, ruhumuz hassas bir dönemden geçiyor. Şefkatli olun zihninize. Üstüne gitmeyin. Geçici bir süreçte olduğumuzu ve her şeyin bir sonu olduğu gibi bunun da bir sonu olduğunu unutmayın. Şimdilik yeni normale alışmaya çalışalım ve kendimizi çokça sevelim, pozitif kalalım. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.