Özgürlük ve İnsanlık Çelişkisi

Özgürlük olduğunu sandığım şeyin asıl esaret olduğunu bilseydim eğer , hiçbir zaman özgürlük peşinde koşmazdım. İnsan ne kadar özgür olabiliyor ki bu hayatta. Her ne kadar özgürlük için savaşırsan savaş hep bir yerlerde bir şeylere esir oluyorsun. Esaret olmadan neye yarar ki zaten özgürlük. Ben de öyleydim, özgür olmak ,hiçbir şekilde bağlı olmamak mümkün sanırdım. Güçlü olmak özgür olmak sanmıştım. Ama asıl öyle değilmiş. Hep bir şeylere bağlı kalıyor insan. Ailesine, eşine, evine ,bir şehre veya bir işe. Hiç yoksa bile bir duyguya ,arzuya ,fikre ,isteğe  bağlı kalıyor insan. Hukuklara ,yasalara, sisteme, topluma, düzene , ahlaka  bağlı kalıyor.. özgürlük vicdanmış bu yüzden. Arkanda seni vicdanen rahatsız eden bir şeyler yoksa özgür kalıyorsun. Öyle her canın istediğinde ,canının istediğini yapmak bir özgürlük değilmiş. Ben de anladım…

Önce özgür kılmak istedim kendimi, gittiğim yerler ,saatler, insanlar beni sınırlandırmasın istedim. Özgür olmak bir tene değmek sandım, bir tenden sonra istediğin her tene değmek özgür olmak,  kafana estiğinde alıp çantayı çıkmak özgür olmak… Değilmiş hiçbiri ,bunların çoğu içimde tarifi olmayan vicdan sancısı, pişmanlık ve insanların çıkarlarını bıraktı bana. Sonra bir anda hayatım değişti. Artık insanları eskisi gibi tanımıyordum. Onlar  da değişmişti. Artık çok daha kültürlü ama bir o kadar bağnaz , gelişmiş ama en geri, lüks içinde iyi eğitimli yüksek mevkili ama en alçak olanlardı.  Her türden insan tanımıştım ve devam ediyordum. 20 yaşındaydım… Daha ne kadar yaşamışlığım olabilirdi ki ama oluyordu. Sanki bir reenkarnasyon sebebi ile bu bedene sıkışmış gibi hayatı çok farklı yaşıyordum. Yoruluyordum bu yüzden. Kimsenin aklı uymuyordu bana, tanıdıkça soğuyordum herkesten ama arzularıma, ya da  mecburiyetlere esir olduğum için ses etmiyordum. Bu yüzden hata üstüne hata yapıyor ve sabah uyandığımda pişmanlıklarım yüzünden herkesten nefret edip arama mesafe koyuyordum. Ama iyi ki de koymuştum. Gerçekleri anca öyle görüyordu insan. Herkesin yüzü işte o zaman ortaya çıkıyordu. Aralarında bazen tanımayı çok istediğim, hayatına dahil olmak için  delirdiğim insanlar vardı… Ama aslı öyle değilmiş, herkes oldukça iğrençmiş. Bunları bu kadar çabuk görmemin nedeni kimseyle duygusal bağ kurmuyor ,yüzeysel ama olmadığı kadar yakın ilişkiler kuruyor oluşumdu. Eğer duygusal bir bağ olsa çoğu gerçek arzularını saklayacak , içinde tutup yada başka yerde yaşayarak gizleyeceklerdi. Ama bana karşı gizleme ihtiyaçları yoktu ,ketum olduğum kadar onlar için fazla anlayışlı ,sınırı olmayan, özgür düşünceli bir kadındım. En hayran olduğum adamın bile sapkın yanlarını ,saçmalıklarını, çocuk hallerini, iğrençliklerini ve hatta hayatta daha fazla tiksinmeyeceğim tavırlarını görmüştüm. İnsan böyle miydi ? kabul etmeli miydim?  Herkes bu kadar iğrençken peki  ben ne kadar iyiydim. Değildim ,kimseden farkım yoktu. Herkes kadar iğrenç ve zavallıydım. Benim de içten pazarlıklarım, ikinci bir yüzüm ,pis arzularım ve hatta en iğrenç tavırlarım vardı. Ama yine de herkesten daha iyiydim. Belki de öyle sanıyordum. Son zamanlarda artık sevgi istiyordum. İnsanlarla yaşadığım tüm bu şeyleri bir yere bağlayamıyor, herkesin bana bakış açısını görüyor ve artık olgun duygular bekliyordum. Sevgi , saygı, vicdan ,merhamet ve hatta biraz anlayış ve saflık bekliyordum. Ama böyle elde etmem mümkün değildi çünkü her gün herkesle aynı davranmaya devam ediyordum. Ve şuan olduğu gibi kendimle çelişiyordum.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

5 Yorum

  1. @byfilozof okuduğum ve beğendiğim yazılara öyle güzel yorumlar yapıyorsunuz ki insanın yorum yapası kaçıyor. bunun üstüne ne yazsam yavan kalacak diye düşünüyorum hep 🙂 .

    @iremben merhabalar, yazınızı çok beğendim özgürlükle ilgili tespitlerinizi güzel ve haklı buluyorum. tüm insanlar iğrenç ve zavallı ise kendimize iğrenç ve zavallı diyerek hakaret etmesek daha güzel olmaz mı. sonuçta biz de onlar gibi bir insan oluruz yalnızca.

  2. Mücadele üzerine kurulu bir düzende; gerçek iyiler, kötü ruhlarına başkaldıranlardır. İyi ruhların özgürlüğü verdikleri mücadelede saklıdır.
    Kötü ruhun esareti altında özgürlük yolunda verdiği mücadelede…
    Belki iyi ruhlar özgürlüğünü kazanamaz ama kazanılabilecek en iyi ruhu kazanırlar;
    Mücadele ruhunu.
    “Hayatta kalmak” üzerine kurulu düzende insan başka ne ister ki?
    Özgürlük için sürekli çırpınırız fakat belki de asıl özgürlük, mücadelenin kendisidir.

    Farkındalık yaratacak bir yazı olmuş. Yazınızda edebi tarzınızı konuşturmuşsunuz. Emeğinize sağlık.
    Nietzsche’den bir aforizma ekleyerek yazıyı bitirmek istiyorum.
    “Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim…”