Ölümsüzlüğün Formülü

Bir yerde okumuştum; çıkardığımız her bir ses, söylediğimiz her bir kelime, kurduğumuz her bir cümle dudaklarımızdan çıktıktan sonra dalgalar halinde etrafımıza yayılıyor, sonrasında da engellere çarpa çarpa tüm evrene dağılıyormuş. Aslında bu sesler, kelimeler, cümleler yok olmuyor; bütün evreni dolaşıyormuş.

Yani biz ölsek ve bedenimizden geriye topraktan başka bir şey kalmasa bile, söylediğimiz tüm o güzel ve kötü şeyler evrende yankılanmaya devam edecek. Bizim arkamızdan yüzlerce binlerce yıl geçecek, torunlarımızın torunları olacak. Önce fotoğraflarımız, sonra adımız unutulacak. Bizden geriye kalan tek şey, evrendeki sesimiz olacak. Doğduğumuzda ilk ağlamamızdan, ölmeden önceki son sözlerimize kadar tüm hikayemiz uzayda dalgalanacak. Bedensizce, kelimelerden ibaret oradan oraya savrulacağız. İşte bu yüzden konuşmayı çok seviyorum belki de. İçten içe geriye kendimden daha çok şey bırakmaya çabalıyorum. 

Ben öldükten sonra bile, tanışmaya devam edeceğim, her bir yıldızla, her bir gezegenle, çokça toz bulutu ve arada bir samanyoluyla. Bir gün başka canlılar bulacak belki de de beni, dinleyip anlamaya çalışacaklar. Belki bu sefer kazanacaklar. Yada belki bir kelimem dünyaya dönecek, birinin kulağına çalınacak. O kişi arkasına baktığında kimseyi göremeyecek ama ben omzuna konmuş olacağım.

İşte bu yüzden, o bizi yaşatacak kuşun kanadında, dalgaların yankısında, yaprağın üzerinde taşınan o tek kelimenin varlığına tutunarak, güzel bir ses olması umuduyla, evrene hep güzel şeyler söylemeye çalışmalıyız bence. Çünkü cenneti ancak kendi etrafını da cennet haline getirmek için çabalayanlar hakkeder. Güzellikle anılmak ve var olmak için, kelimelerimizi ve cümlelerimizi kibarlık, hassasiyet ve duyarlılıkla seçmeliyiz. Böylece varlığımızı onurlandırabilir, ölümsüzlüğü hak edebiliriz.

yazar

Yazar: Merve Basut

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.