Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Hepimiz zaman zaman bazı durumlardan endişe duyar, çeşitli düşünceler üzerine kafa yorarız. ‘Kapıyı kilitledim mi? Ocağı kapatmış mıydım? Dokunduğum yerden mikrop bulaşmış mıdır?’ gibi düşünceler bazılarımızın zihninden gelip geçerken bazılarımızınkinde tekrar tekrar dolaşırlar. Halk arasında takıntı hastalığı olarak bilinen takıntı-zorlantı bozukluğu yani obsesif kompulsif bozukluğa sahip olan bireyler için bu cümleler yalnızca basit birer soru değildir. OKB’li bireyler bu sorulara çoğu zaman ‘evet ya da hayır’ cevabını verip geçemezler. Sorular tekrarlanmaya devam eder.

OKB’li bireyler, rahatsızlık veren bu inatçı düşüncelerin anlamsız ve yorucu olduğunu bilseler bile hayatlarının büyük bir kısmını bunun getirdiği zorluklarla devam ettirirler. Kişi kendini durduramaz ve zihnindeki düşüncelerin yol açtığı davranışları katı bir biçimde uygular. Bazen de davranışları tekrarlamamak için çeşitli yollara başvurur. Örneğin, bir başkasından onay alma ya da yalnızlarsa ocağın altını kapatıp kapatmadığından emin olunamaması gibi durumlara yol açan şüphe kompulsiyonlarında, not alma ve fotoğraflama gibi yöntemlere başvurabilirler.

Peki bireyin tüm bu süreçleri yaşamasına sebep olan OKB nedir?

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB): Kişinin istenmeyen, takıntılı düşüncelerinin (obsesyon), zorlantı davranışlara (kompulsiyon) dönüştüğü bir anksiyete bozukluğudur. Kişinin ocağın altını kapattığı halde, kapattığından emin olamaması ve zihninde sürekli ‘kapatmış mıydım, ya kapatmadıysam?’ gibi soruların dolaşması obsesyona örnektir. Obsesyonların, ocak, kapı kilidi gibi nesneleri defalarca kontrol etme, sürekli el yıkama, bir işi sayarak ya da dua ederek yapma, anlamsız nesneler biriktirme gibi davranışlara dönüşmesi de kompulsiyona örnektir.

Tarihi, Gelişimi ve Oluşum Nedenleri

OKB’den ilk kez 1838 yılında Esquirol tarafından bahsedilmiş daha sonra Freud tarafından 1917’de tekrarlanan klinik bir tablo ile tanımlanmıştır. Yapılan çalışmalarda OKB’nin en yaygın görülen dördüncü ruhsal hastalık olduğu tespit edilmiştir.  Hastalığın ortalama başlangıç yaşı 21.9 ile 35.5 arasındadır. Hastaların %65’inde başlangıç yaşı 35’in üstündedir. Oluşumunda hem genetik faktörlerin hem de çevresel faktörlerin etkisi vardır. Yapılan çalışmalarda OKB’u olanların üçte ikisinde ayrıca bir psikiyatrik bozukluk bulunmuştur. Bu bozukluklar sırası ile agorafobi (%39), alkol kötü kullanımı (%34), majör depresyon (%32), distimi (%26), madde kötü kullanımı, sosyal fobi (%19), panik bozukluğu (%14) ve bipolar bozukluktur  (%10) (Bayar & Yavuz, 2008).

Sık Karşılaşılan Obsesyon ve Kompulsiyon Çeşitleri

Kirlenme-Bulaşma: Bulunduğu alan ve kendi kişisel temizliği üzerine takıntılı kişiler, her an kendilerine mikrop bulaşacağı korkusuyla sık sık oldukları yeri ve kendilerini temizlemektedir. Sürekli el yıkama davranışı örnek olarak gösterilebilir.

Simetri:Kişi mükemmeliyetçi düşünce yapısıyla çevresinde düzensiz, hatalı herhangi bir şey olmasına tahammül edemez. Nesnelerin duruş, boyut, renk, aralık açısından simetrik olmasını ister. Harf hataları, yazım yanlışları ya da kendi oluşturduğu düzenin değişmesi de kişide rahatsızlık oluşturabilir.

Kuşku ve Kontrol: Kişinin bir eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğinden emin olamaması nedeniyle tekrar eden kontrol davranışlarında bulunmasıdır. Kişinin ocağı kapattığından emin olamaması ve bunu tekrar tekrar kontrol etmesi örnek olarak gösterilebilir.

Sayma Kompulsiyonu: Kişinin, yaptığı herhangi bir eylemi belirli bir sayıya kadar sayarak tekrar etmesi durumudur. Kişinin üç kere ‘tamam’ gibi bir kelimeyi tekrar etmezse başına kötü bir şey geleceğini düşünmesi örnek gösterilebilir.

Dini Obsesyonlar: Kişinin dini inançlarına ters düşüncelerin zihninde dolanmasıdır. Allah’ın varlığını inkar etmek gibi düşünceler örnek gösterilebilir.

Saldırganlık Obsesyonu: Kişinin başkalarına ya da kendine zarar verme düşünceleridir. Kişinin makas gördüğünde makası kullanarak karşısındakini yaralamasıyla ilgili zihninde dönen düşünceler örnek gösterilebilir.

Cinsel Obsesyon: Kişinin kendisi için kabul edilemez olduğunu düşündüğü cinsellikle ilgili zihninde dolaşan düşüncelerdir. Kişinin ebeveyniyle ilgili cinsel içerikli imgelere sahip olması örnek gösterilebilir.

Dokunma Kompulsiyonları: Kişinin zihnindeki düşüncelerden kurtulmak için belirli nesnelere dokunma davranışıdır. Kişinin kapıya dokunmadığı takdirde kötü bir olay yaşayacağını düşünmesi örnek gösterilebilir.

Biriktirme Kompulsiyonu: Kişinin ileride lazım olabilir düşüncesiyle gerekli olmayan nesneleri biriktirip saklamasıdır. Kişinin kendisine olmayan kıyafetlerini attığı takdirde kötü bir şeyler olacağı düşüncesiyle onları saklaması bu kompulsiyona örnek olarak gösterilebilir.

Teşhis

OKB’nin teşhisi için hastanın semptomları değerlendirilir. Obsesyon ve kompulsiyonlar kişiyi çok fazla etkiliyor ve günlük hayatındaki işlerinin aksamasına sebep oluyorsa hastalık dışarıdan da fark edilebilir. Fakat tanı, uzman bir doktor tarafından kişinin semptomlarının incelenmesi, obsesyon ve kompulsiyonların bir arada görüldüğünde ya da herhangi birinin tek başına mevcut olup günlük hayatı etkileyecek düzeyde ise konmalıdır.

Tedavi

OKB’nin tedavisinde, ilaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapi bir arada kullanılmaktadır. İlaç tedavisinde serotonin sistem üzerinde etkili olan (serotonin geri alımını durduran) ilaçlar kullanılırken bilişsel-davranışçı tedavide maruz bırakma yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntem ile kişi tahammül edemediği düşünce, davranış ya da duruma maruz bırakılmakta ve bir yandan da kompulsiyonları önlenmektedir. Büyük oranda tedavide başarı sağlanan EMDR adlı psikoterapi kullanılarak da hastanın çocuklukta öğrendiği negatif öğrenmeler, düşük benlik inançları, mükemmeliyetçilik algısı yerine olumlu inançlar ve öğrenmelerle geçmiş, şimdi, gelecek olarak üç kapsamlı şekilde ele alınarak kazandırılır.

 

Kaynakça

  1. Bayar, R. ve Yavuz, M. (2008). Obsesif kompulsif bozukluk. İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi.
  2.  Konkan, R., ŞENORMANCI, Ö., Güçlü, O., Aydin, E. ve Sungur, M. Z. (2012). Obsesif kompulsif bozukluk ve obsesif inançlar. Anatolian Journal of Psychiatry/Anadolu Psikiyatri Dergisi, 13(2).

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum