Normal People

Bu aralar mini dizi furyasına ben de sardım.Bitmek bilmeyen sezonlardan sonra birkaç günlüğüne size eşlik eden diziler ayrı bir tat veriyor. Ve işin ilginç yanı bıraktığı etki de daha fazla olabiliyor.Bugün de böyle bir diziden bahsetmek istiyorum.Bitirip iyice sindirene kadar etkilerini pek fark etmedim. Çünkü başta yüzeyde gördüğüm bariz bir şey yokmuş gibi geldi.Fakat sonra anladım ki aslında vermek istedikleri de tam olarak buydu.Tüm sıradanlıkları göstermekti amaçları.

Bugün ‘normal people’ üzerine konuşmak istiyorum.Yani türkçesiyle de anlaşılabileceği üzere normal insanlar.Dizi gerçekten de bu normalliği tüm gözler önüne sermiş.Başlarda izlediğinizde baş karakterlerimiz Marianne ve Connell hakkında ‘Bu kadar da dramatize edilemez’ dediğiniz anlar oluyor.Fakat sonrasında tüm resme baktığınızda neden öyle düşündüklerini ve o anda öyle hissettiklerini anlıyorsunuz.Zaten gerçekte de geçmişte aldığımız birçok karara ileride baktığımızda ne kadar da duygusal ve mantıksız davranmışım demiyor muyuz?

Dizinin en sevdiğim kısımlardan biri de ilişkileri çok farklı yönlerden işlemiş olması. Hiç beklemediğiniz anlarda diğerleri tarafından sevilmeyen bir insan hayatınıza girip hayatınızı sevme sebebiniz olabiliyor mesela. Çünkü sevmenin neden sorusu yok.Sadece ne olursa olsun engelleyemediğin bir çekimi var.Ve baş karakterlerimiz de her ne kadar ayrı karakterler gibi gözükseler de aslında birbirlerini de bir o kadar iyi anlıyorlar. Fakat sorun şu ki erkek karakterimiz, Connell, etrafındaki insanların ne düşüneceğini o kadar önemsiyor ki dışarıdan pek de sevilmeyen bu kıza karşı kendisi de toplumu aynalıyor. Yani toplum düzeninin saçma düşüncelerine katılıyor.İşin ironik kısmıysa yıllar sonra anlıyor ki aslında insanlar onların birlikte olduğunu çoktan anlamış ve umursamamış. Burada çok benzer bir tablo görmüyor musunuz?Bizler de etrafımızdakilerin düşüncelerini o kadar önemsiyoruz ki kendi gerçekliğimizi yaşamaya cesaret edemiyoruz.

Liseden mezun olmalarından sonra her ikisi de farklı rüzgarlara kapılıp hayatlarına devam ediyor.Zaten dizinin vermek istediği bir mesaj da ‘Hayat devam ediyor’. Fakat dedik ya çekim denen illet var, bir şekilde çekilecekler yine.Bizim iki karakterimizin yolları yine kesişiyor.Bu sefer kızın hayatına başka biri girmiş.Her ne kadar Connell ile olduğu kadar tutkulu bir ilişki olmasa da mutlu bir şekilde. Burada da görüyoruz ki elden bir şey gelmeyince insanlar hayatının aşkını bulamasalar da aşkı aramaktan vazgeçmiyorlar.İlginç olan başka bir tarafsa bu sefer kızımız çok sosyal olmuş.Erkeğinse liseden kalma sosyalliğinden eser yok.Hayat o kadar değişebilir ki, sen bile değişirsin diyor dizimiz.Bir de ne oldum dememeli ne olacağım demeli, değil mi? Sen o kadar kızı etraf sevmiyor diye dışla ,şimdi de arkadaş bulama.İlahi adalet!

Her şeyi anlatmak istemiyorum.Ben daha çok dizinin konusundan çok verdiği mesajlara yoğunlaşmak istedim.Vermek istediğim iki mesaj daha var.Onlar da zaten dizinin her bölümüne başarıyla yerleştirilmiş.

Bir tanesi bu aralar birçok film ve dizinin de konusu olan ‘boşluk’ konusu.Yani, ne yaparsan yap eksik olma ve hep bir şeyler arama durumu. Karakterlerimiz birbirlerinden ayrı düştükleri anda öylesine bir boşluğa düşüyorlar ki oradan oraya savruluyorlar.Fakat ne gittikleri hiçbir yer ne de birlikte oldukları kimse o boşluğu dolduramıyor. Bence ;kendini tüm çıplaklığınla anlatabildiğin insanlar yoksa hayatında, rol yapmaya başlıyorsun.Asla kendin olamama ve başkalarının hayatlarındaki istenen karakter olma durumuna düşüyorsun. Marianne ve Connell her şeyi açık açık ve rol yapmadan konuştukları için aralarındaki bağ çok başka.

Peki bizim bu bir türlü birlikte olamayan iki aşığımız birlikte olduğunda ne oluyor.Mükemmel bir aşk mı? Hayır tabi ki.Hayatta sonsuza kadar mutlu yaşadılar sonu var mı sizce?Sonunda da yine hayat oluyor.Yani hayat, bildiğini yapıp yine araya bir şeyler koyuyor.Connell harika bir fırsatla iş teklifi alıyor ve Marianne gitmesi için destekliyor.Ama kendisi gitmiyor çünkü düzenine alışmış.”Ama neden ya?” demeden önce şunu eklemek istiyorum. Herkesin hayalleri, hayattan beklentileri farklı olabiliyor.Ve bence gerçek ilişki de bu isteklerin yol ayrımına uğradığı zaman da yoldan sapmasını bilecek kadar çok sevmekte yatıyor.

Sonda vermek istedikleri şeyse çok daha güzel.Üzülmüyorlar ve ağlamıyorlar ayrılma ihtimallerine karşı.Birbirlerini yerlerine bir başkasını koyamayacak kadar çok sevdiklerini biliyorlar.

Ve her şeyden önemlisi ‘iyi olacaklarını’ biliyorlar.

Hayat da böyle değil mi? Başımıza ne geleceğini bilemeyiz ama kendimize hep şunu dememiz lazım: ‘Bizler de insanız ve iyi olacağız.’

okur

Yazar: Masal Aslan

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.