Nesne Devamlılığı ve ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)
Nesne devamlılığı, psikanalitik nesne ilişkileri kuramında, özellikle de Melanie Klein ve Donald Winnicott gibi kuramcıların çalışmalarında öne çıkan bir kavramdır. Bu kavram, çocuğun zihninde sevilen, bakım veren figürlerin fiziksel olarak orada olmasalar bile varlıklarını sürdürebildiği bir içsel temsil oluşturma kapasitesidir. Piaget’ye göre bilişsel anlamda nesne devamlılığı yaklaşık 8. aydan itibaren başlasa da, psikodinamik bağlamda bu, duygusal ve ilişkisel bir kapasiteyi ifade eder.
Bir çocuğun, etrafındaki şeylerin görüş alanının dışındayken bile hala var olduğunun farkına vardığında nesne kalıcılığına sahip olduğu söylenir . Başka bir deyişle, eğer siz köşede saklanırsanız ve bebeğiniz sanki Dünya’dan kaybolmuşsunuz gibi davranırsa, henüz nesne kalıcılığına sahip değildir. Ancak gelişimlerinin belirli bir noktasında, sizi göremedikleri zaman bile hala var olduğunuzu anlarlar. İşte o zaman başlarını köşeden uzatıp sizi bulmaya başlarlar.
Duygusal süreklilik de, diğer insanların size aktif olarak sevgi göstermeseler bile sizinle ilgilendiğine güvenmenizi sağlayan belirli bir nesne sürekliliği türüdür. Partnerinizin, arkadaşlarınızın ya da ailenizin sizi görmese yada aktif olarak sevgi göstermese de, sizi sevmeye devam edeceğini bilmek ve onlar için değerli olacağınızdan şüphe etmemektir.
Nesne Devamlılığı Gelişmediğinde Neler Olur?
Nesne devamlılığının sağlıklı gelişmediği durumlarda –örneğin bakım verenin tutarsızlığı, travmatik ayrılıklar ya da aşırı duygusal yoksunluk– çocuk, fiziksel olarak ayrılan bir nesneyi duygusal olarak da tamamen kaybolmuş gibi deneyimler. Bu durum bireyde:
- Yoğun ayrılık kaygısı,
- Terk edilme korkusu,
- Kendi benliğini bir arada tutmakta zorlanma,
- İlişkilerde “ya hep ya hiç” tarzı kutupsal yaklaşımlar
gibi örüntüler geliştirebilir.
Nesne Devamlılığı ve Benlik Gelişimi
İçsel olarak sürekliliği olan bir nesne temsili geliştiremeyen çocuklar, bu eksikliği benlik algılarında da taşırlar, benlik bütüncül ve sürekli bir yapı yerine parçalı, belirsiz veya zaman zaman değersiz hissedilen bir yapıya bürünebilir.
Çünkü dış nesnenin sürekliliği, içsel benliğin bütünlüğünü de destekler, bireyin kendini sürekli, tutarlı ve değerli bir varlık olarak algılamasına yardımcı olur.
Bu algının eksikliği, düşük özsaygı, kendilik değeri sorunları ve hatta narsistik kişilik bozukluklarına yol açabilir.
Nesne Devamlılığı ve İlişkisel Bağlar

İçsel nesne temsili sürdürülebilir olan bireyler, başkalarıyla kurdukları bağlarda daha güvenli ve sabırlı davranabilirler. Uzaklık, sessizlik ya da kısa süreli anlaşmazlıklar ilişkiyi tehdit etmez; çünkü zihinsel olarak sevgi veren nesnenin yokluğunda bile var olmaya devam ettiğine inanılır. Ancak bu kapasite gelişmemişse, birey sosyal ilişkilerde sürekli teyit arar, karşı tarafın ilgisindeki en küçük eksiklik bile terk edilme olarak algılanabilir. İlişkideki iletişimsizlik, sessizlik ve uzaklık onlar için tetikleyici olacağı için sürekli karşı tarafın onları sevdiğini kanıtlaması talep edilebilir.
Bunun yanında bazen ilişkide “tehdit” yaratan taraf onlar olur. Yanlarında olmayan ve uzun süre görmedikleri insanları arayıp sorma ve iletişim kurma ihtiyacı hissetmedikleri “hayırsız” olarak tanımlanan taraf olabilirler.
ADHD ve Nesne Devamlılığı İlişkisi

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (ADHD), sadece dikkat ve dürtü kontrolüyle ilgili değil, aynı zamanda duygusal düzenleme ve ilişkisel süreklilikle de yakından ilişkilidir. ADHD’li bireylerde görülen bazı ilişki zorlukları, nesne devamlılığının tam gelişmemesiyle bağlantılı olabilir. Bunun sebepleri arasında:
- Dürtüsellik nedeniyle ilişki içindeki geçici olumsuzlukları tolere edememe,
- Zihinsel olarak başkasının niyetini ya da duygusunu sürdürebilme kapasitesinin sınırlı olması, yani sürekli karşı taraftan duygusuna ve niyetine dair açıklama bekle,
- Birinin orada olmadığında, onun “beni seviyor” halinin içselleştirilememesi, yani yan yana aktif bir sevgi hali gösterilmediğinde sevildiğine ve değer gördüğüne inanamamak
- Yan yana veya aktif olarak iletişim içinde olmadığında, diğer insanlara kargı ihmalkar ve unutkan bir yapıya sahip olmak,
- “Şimdi yoksa beni sevmiyor” şeklinde çocukça ve siyah-beyaz düşünme kalıpları yer alabilir.
Bu bağlamda, ADHD’li bireyler sosyal ilişkilerde anlık onay ve ilgiyi daha yoğun arayabilir ve verebilirler. Sürekli iletişim, hızlı cevaplar ya da yüksek yoğunlukta ilgi ihtiyacı, ilişkiyi sürdürebilir kılan içsel temsillerin zayıf oluşuna işaret edebilir. Bu da hem arkadaşlık hem romantik ilişkilerde istikrarsızlıklara yol açabilir.
2015 yılında yapılan bir inceleme, DEHB’li çocukların arkadaşlık ilişkilerinde genellikle akranlarından tarafından daha az sevilme, daha az arkadaş edinme, daha fazla reddedilme ve yalnızlık yaşama, daha az karşılıklı (karşılıklı bağlılık içeren) ilişki kurma, daha fazla çatışma ve saldırganlık yaşama gibi sorunlar yaşadığını ortaya koymuştur. Bu incelemeye göre, DEHB’li çocukların P ila p’i, akran ilişkilerini sürdürmede zorluk yaşamaktadır.
2012 tarihli daha önceki bir araştırma ise, DEHB’li 90 yetişkinin daha çocuksu davrandığını, savunmaya geçtiğini, daha nörotik ve güvensiz bağlanma biçimleri gösterdiğini ortaya koymuştur.
Sonuç: Nesne Devamlılığı Bir İlişki Köprüsüdür
Nesne devamlılığı ve duygusal süreklilik yalnızca çocukluk gelişiminin değil, tüm yaşam boyunca sürdürülebilir ilişkilerin temel taşıdır. ADHD gibi nörogelişimsel farklılıklar, bu kapasitenin gelişimini doğrudan ya da dolaylı etkileyebilir.
DEHB bazı zorluklar doğurabilir, ancak aynı zamanda farklı düşünme biçimleri, yaratıcılık ve enerji gibi olumlu özellikler de beraberinde gelebilir. Önemli olan, bireyin bu farklılıkları tanıması, kabul etmesi ve bunlarla etkili şekilde başa çıkabilmesidir.


