Evlenmek mi? Ev'lenmek mi?

Evlenmek mi? Ev’lenmek mi?

Evlenmek mi? Ev'lenmek mi?

Yaşadığımız zamanın en büyük problemlerinin ana kaynağı toplumun en küçük birimi olan aile kurumunun aksaklıklarıdır. Bu problemlerin çözülmesi için sağlıklı bireyler yetişmesi gerekir. Bunlar da ancak ve ancak sağlam kurulmuş bir aile müessesi içinden çıkacaktır. Bu sebeptendir ki mutlu evlilikler, sağlam karakterli anlayıslı çiftler gerekir. Peki bu bilinçle mi yapılıyor evlilikler?

Siz cevap vere durun ama bana kalırsa bu düşünce ile yapılan evlilikler çokta fazla değil. Zira insanların birbirine tahammülü kalmadığı şu zamanda insanlar birbirini çok kolay harcar oldu. Tüketim çılgınlığımız evlilikleri, sevgileri, tüm ilişkileri de kapsar oldu. Artık çok kolay sevip çok kolay vazgeçiyoruz. Evlenip 1 ay geçmeden boşanabiliyoruz. Eşimizi, dostumuzu bir kalemde silebiliyoruz. Oysa önceden insanların birbirine güveni, sadakati ve emeği varmış vazgeçmek kolay olmazmış. Şimdi bizler kimseye emek vermediğimizden mütevellit ‘banane, ne yaparsa yapsın’ cı olmuşuz. Evlenmek; aslında sevdiğin adama/kadına ‘evet’ demek, onunla bir ömre ‘varım’ demek, hastalıkta /sağlıkta ‘yanındayım’ demek, ‘seni seviyorum’ demek, ‘özelimsin’ demek, tatlı telaşlar, huzurlu anlar, mutluluklar, kocaman bir aile, yeni eşya kokusu, bir ev kapısı iki anahtarlıktan çokta ötesi değil. Anlayana! Şimdi bulunduğumuz düzenin anladığı evlenmek ise, yakışıklı/güzel eş adayı, pahalı bir daire, lüks bir araba, en afillisinden ev eşyaları, falancanınkisinden daha güzel bir düğün, filancanın yaptığı kınadan daha orijinal bir kına organizasyonu, en iyi dış çekim fotoğrafçısı, en çok konuşulan gelinlik, en büyük ve gösterişli düğün pastası filan filan. Daha da uzatılabilir bu liste. Bunlar o kadar olması gereken şeyler gibi işliyor ki insanların ‘ben de yapmalıyım’ demesine sebebiyet veriyor. Sonrasında herşey bitip elinde 10 yıl boyunca ödeyeceği kredi tutarı kalıcağını idrak edemiyor sevgili düğün mağduru dostumuz.  Yani bu böyle olmamalıydı. Biz aslında bir ‘ev’ için, en iyi düğün, en güzel gelinlik içen evlenmiyorduk.

Evet yeni eşya kokusu yeni evli çift olduğunun bir ibaresi olsada bu en pahalı, en afillisinden bir yerine beş almaktan geçmiyordu. İhtiyacın kadarını ihtiyaç dahilinde alacaktık. Önemli olan mutlu olmaktı. Oysa biz yanlış anladık herşeyi. Biz sandık ki ‘ev’ leniyoruz, oysa evleniyorduk. Daha sonra zamanla gerçekleri bir bir anlamaya, sorumluluklar ağırlaşmaya başlayınca katlanamayıp boşanıyor olduk. Aslında hesaplamalara göre çok mutlu olacaktık. Allah Allah neden böyle oldu ki?

Asıl gerçek şuydu dostum. Mesele önce eşini sevmekti olsundu yapabilirdik, bunu yapamadık. Onu olduğu gibi kabul etmeyi aslında demekki başaramadık. Önemli olan yılın en konuşulan düğünü değil, birbirine ömür boyu evet diyen bir çiftin mutlu anı ve sadakati olmalıydı, bunu hiç anlamadık. Evimizde huzur olmalıydı, birbirimize anlayışlı olmalı, saygı ve sevgi çerçevesinde bir evlilik sunacakken, biz birbirine yabancı iki ev arkadaşı olduk. Sonra hayat çekilmez, evlilikler mutsuz, insanlar tahammülsüz oldu. Oysa düzen baştan kokmuştu da farketmemiştik.

Yokluk zamanlarında, annesi ile aynı evi paylaşmak mecburiyeti içinde olan bir ‘adam’ ın evine bir kutu helva alacak kadar parası olmadığından emzikli eşinin sütü olsun diye gündüz iş yerinde verilen kahvaltılıktan ekmek arasına koyduğu helvayı kimseye göstermeden cebinde getirip akşam eşine yedirdiği, sevdanın ve muhabbetin bu demlerde saf olduğu zamanlardan, paranın, malın mülkün kıymet görmediği zamanlardan hiç nasip alamamıştık. Ne yazık.. 

Toprak evlerde, dar odalarda, soba diplerinde, tek odalı kırk nüfuslu aileler olmadık. 3+1 evlerde 2 kişi sığmayı  beceremediğimiz zamanlar yaşıyoruz biz. Her şeye bu kadar kolay kavustuğumuzdan mı nedir bilmem ama kıymet bilmek nedir unuttuk. Sevmek ne? bilmiyoruz. Aile olmak ne? Nasıl olunur? bilmiyoruz. 

Ah bilsek bir bilsek her şey ne kadar değişir. Sevgi dolu, vicdanlı, kendini bilen etrafına saygılı nice bireyler yetişir. Değişir bu dünya, çocuklara tertemiz bir dünya bırakırız. Ama, umut baki olacak elbet.. 

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 Yorum

  1. Bir daha bir daha okudum. Özellikle yokluktan iş yerinden ekmek arasına helvayı koyup süt emziren eşine getirmesi çok duygulandırdı beni.küçüklügüme döndüm bir an. Annem işçiyi fabrikada güzel menü oldugu zaman mutlaka bize getirirdi. İşte budur sevgi.yeni yazınızı merakla bekliyorum yazın arkadaşım. Sevgiyle kal. Tekrar tebrikler