Mobbing İlk Basamağı: Gençlik/ Çocukluk

Bir önceki yazımın devamı olan bu yazımda “Mobbing” diye ele alınan duygusal şiddet türünün sadece iş hayatı ile ilgili olmadığını anlatmaya çalışacağım.

Bir çocuksunuz veya gençsiniz. Okul hayatınızı hayal etmeye çalışın ama şu şekilde;

Sınıfa girdiğiniz ilk andan itibaren içinizi kaplayan bir huzursuzluk içerisindesiniz. O günün kolay geçmeyeceğini, etrafınızdaki insanların sizinle uğraşacağının bilincindesiniz. Okuldaki bir kaç belalı tip yüzünden sürekli bir diken üstündesiniz acaba bugün ne yaşayacağım diye. Tüm gün, etrafınızdaki arkadaşlarınızın (aynı sınıftaki veya farklı sınıftaki) , sizinle çeşitli sebeplerden dolayı alay etmeleriyle uğraşıyorsunuz, hiç bir şey yapmasanız bile size bulaşacak bir sebep bulmaları yüzünden hareketlerinizde rahat değilsiniz. Ses çıkarmadığınız için isim takmalar, hakaret etmeler; biraz savunmaya geçseniz bu seferde ufak tefek hatta bazen aşırıya kaçan itiş kakışlar bekliyor sizi. Çevrenizdekilerin bu davranışları yüzünden doğru düzgün arkadaşınız yok, kimseyle arkadaşlık kuramıyorsunuz, ya sizinle konuşmuyorlar, ya siz çekiniyorsunuz ya da alay ediliyorsunuz.  Siz okulunuzun “ezik kişisi”, diğerleri ise “popüler, cool kişileri” olarak etiketli kafanızda.

Sonunda gün bitiyor ve nihayet eve geliyorsunuz. Evde sizi ebeveyniniz karşılıyor ve “Günün nasıl geçti?” diye soruyor. Yaşadıklarınızı anlatmaya çalışıyorsunuz ancak bu seferde ailenizden “okul hayatı bu olur öyle şeyler, sen derslerine odaklan kimseyle dalaşma/ hepimiz yaşadık bunları takma kafana bu kadar” diye bir tepki ile karşılaşıyorsunuz hatta eğer konuştuğunuz ebeveyniniz de o gün kötü bir modda ise, ufak bir iç çekme ile “tamam biraz sabret mezun olunca zaten bir daha görmeyeceksin onları, bu kadar abartma, arkadaşlarınla ilişkilerini kendin yaşayarak öğrenmelisin” gibi bir tepki görüyorsunuz. Hadi biraz daha kötümser olalım: O gün okulda itiş kakış yaşamışsanız, üzerinizde bunları belli eden çizikler veya kirler varsa belki de annenizden “afferin yine mi kavga ettin bu üzerinin hali ne? Dayak mı yedin yoksa/ sen vuramadın mı bir tane? / Bu kadar ısmık olma sana vurana sen de vur bir tane/ Bir daha bu şekilde görmeyeceğim seni” gibi laflarla gününe tuz biber olacak sitemler duyuyorsun. 

Nasıl hissediyorsun? Bu senaryonun tamamı veya en azından bazı noktaları tanıdık geliyor mu? O zaman şöyle açıklayayım sevgili mağdur, sen bir MOBBING MAĞDURUSUN! 

Çocukluk veya gençlik döneminde karşılaşılan bu psikolojik şiddete mobbing yerine “Zorbalık” tabiri kullanılır daha çok. Hangi isimle tabir edilirse edilsin, hayatın geri kalanında peşini bırakmayacak travmaların ilk basamağıdır okulda-ailede yaşanılan zorbalık. Mobbing sözcüğünün tarihini araştırdığımızda şaşırtıcı bir noktayla karşılaşıyoruz: Bu kavram ilk olarak çocukların birbirleri ile olan ilişkilerini tanımlamak için kullanılıyor. İş hayatında kullanılması ise yaklaşık 1950-1960larda başlıyor. Genel bir kanı olan mobbingin sadece iş hayatında yaşanan bir şey olduğu inanışı tamamen yanlış yani.

Bu yaşlarda yaşanılan zorbalığın ileriki aşamalarda hayat kalitesini geri dönülemez bir şekilde düşüreceğini unutmayalım. Bir insanın hayatını bir zincir gibi düşünürsek, bu yaşanılan travma nedeniyle zincir bu noktada kırılmaya başlayıp, kişi ne iş hayatında, ne özel hayatta sağlıklı ilişkiler kuramaz. Devamı olarak yazacağım yazılarda bu zincirleme travmaları daha net görebilirsiniz.

Yukarıda verdiğim örnek biraz aşırı olarak gelebilir ancak bunların tamamını yaşamış biri olarak maalesef hayal ürünü olmadıklarını söyleyebilirim. Bir çocuk veya genç olarak yaşanılan şeyin bir zorbalık olup olmadığını ayırt edebilmek tabii ki çok zordur bu yüzden iş aslında öğretmenlere ve ailelere düşüyor. Okul hayatında zorbalığa maruz kalan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda yaygın olarak, ilgisiz ve/veya mutsuz aile bireyleri, katı öğretmen tutumları nedeniyle bu yaşadıklarını sineye çekmeye yatkın oldukları görülmüştür.  

Kendimden örnek vermem gerekirse, yaşadığım bu zorbalıklar karşısında ailemden destek göremediğimden dolayı, daha az duygularımdan bahsetmeye başladım, kimseyle gerekli olmadıkça iletişime geçemedim. Veli toplantılarında ilkokul ve lise hayatım boyunca öğretmenlerimin benim ile ilgili ortak kanısı “derslere hiç katılmıyor, aşırı sessiz, çok içine kapanık, bu kadar utangaç olmamalı” idi. Oysa derse katılmak, etraftaki onca kişinin karşısında parmak kaldırıp bir şeyler söylemek benim için alay edilme riski taşıyan yegane bir davranıştı. Maalesef ne öğretmenlerim ne ailem bunun temelini öğrenmek için çabalamadı, aksine bunun benim kendimin aşması gereken bir sorun olduğunu düşündü. Çünkü onlara göre bunlar çok normal herkesin yaşadığı şeylerdi. Aileme göre ısmık, öğretmenlerime göre içine kapanıktım. Ama şimdi o zamanları düşündüğümde yaşadığım olayların bir “Zorbalık Travması” olduğunu anlayabiliyorum.

Zorbalık kurbanı olmanın uzun vadeli psikolojik etkileri nelerdir?

Gün içerisinde yaşadığı kötü durumları ailesine anlatmaya çalışan bir çocuk/genç ailesinden destek göremeyince ve bazen ters tepki görünce bir daha duygularını anlatmayacak, içine kapanacak, kendini yalnız  hissedecek ve hatta belki de yaşadıklarının suçlusu olarak kendisini görecektir. Zorbalığın genç zihinler üzerindeki psikolojik etkisi, ömür boyu sürecek bir savaşa dönüşebilir.

Duygusal zarar genellikle fiziksel zarardan daha uzun sürer. Mağdurun kendi imajı kalıcı olarak zarar görebilir. Zorbalığın kurbanı, kendisini zorbanın gördüğü gibi zayıf ve kaybeden olarak görmeye başlayabilir. Bu, kişinin sevilmediğini hissetmesine, kendinden nefret etmesine ve dünyaya kızgın olmasına neden olabilir. Stresli durumlarla başa çıkmak için kendilerini yetersiz hissederler, topluluk önünde konuşmaları gerektiğinde gerginleşirler ve genel olarak iddialı olmayan davranışlar sergilemeye eğilimlidirler. Bir dizi kişilik bozukluğuna neden olabilir. Ayrıca insanlara güvenmede zorluk çekebilirler, işte liderlik rollerine ilerleyemezler ve yetişkin olduklarında yalnız kalmaya eğilimli olabilirler. Kendi başlarına daha iyi çalışma eğilimindedirler ve çalışmalarının üstlerinden sürekli onay almaları gerekebilir.

İzlenecek işaretler ne olmalıdır?

Zorbalığın ne olduğunu açıkladığıma göre bununla ilgili neler yapılabilir bunlara geçelim. Çocuğunuzla ilgili aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız bilin ki ortada ters giden bir şeyler var;

  • Eve yırtık, hasarlı veya eksik giysi, kitap veya diğer eşyalarla gelirse
  • Açıklanamayan kesikler, çürükler ve çizikler var ise
  • Vakit geçirdikleri varsa da çok az arkadaşı varsa
  • Okula gitmekten, okula yürüyerek gidip gelmekten, okul servisine binmekten veya akranlarıyla organize etkinliklere katılmaktan korkuyor gibi görünüyorsa
  • Okula gidememek için bahaneler bulup, uyduruyorsa
  • Okula giderken ya da okuldan dönerken uzun bir yoldan çıkıyorsa
  • Okul çalışmalarına ilgisini kaybettiyse veya aniden okulda başarısız olmaya başladıysa
  • Eve geldiklerinde üzgün, huysuz, ağlamaklı veya depresif görünüyorsa
  • Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı veya diğer fiziksel rahatsızlıklardan şikayet ediyorsa
  • Uyumakta güçlük çekiyor veya sık sık kötü rüyalar görüyorsa
  • İştah kaybı yaşıyor ise
  • Sık sık para istiyorsa,

Nasıl bir yol izlenmeli?

Eğer çocuğunuzun zorbalığa uğradığını düşünüyorsanız öncelikle çocuğunuzu yakından izlemeye devam edin. Okuldan geldikten sonra gününün nasıl geçtiğini mutlaka sorun. Anlattığı şeyleri dikkatlice dinleyin. Arkadaşları ile yaşadığı sıkıntıları günlük herhangi bir sıkıntı olarak görmeyin, duygularına önem verin. Hangi arkadaşları ile sorun yaşadığını tespit edin, o arkadaşı ile ilgili ikili ilişkilerini izleyin. Bu durumun devam ettiğini anladığınız zaman öğretmenine bilgi verin. Öğretmenle konuşma sırasında çocuğunuzun yanınızda olamamasına özen gösterin çünkü bu durum çocuğunuz için daha büyük bir stres sebebi olacaktır. Arkadaşlarının bu durumu öğrenirse ona yapacaklarını düşünüp bu sefer size karşı da bir agresiflik sergileyebilir. Eğer zorbalığı yapan kişilerin ailelerini tam olarak tanımıyorsanız, karşı taraf ile iletişimi öğretmene bırakın. Çünkü sizin de tahmin edebileceğiniz gibi her aile doğal olarak kendi çocuğunu savunmaya eğilimli olacaktır. Bu sebepte bu yola girmemenizi tavsiye ederim.

Aile içinde yaşanılan zorbalığa karşı da çok dikkatli olunmalı. Ebeveynler arası yaşanılan tartışmaların sebebi veya sonucu asla çocuk olmamalı. Yaşanılan sorunlar yüzünden mutsuz bir evlilik sürdüren ebeveynler, kendi dertlerine dalıp çocuğu göz ardı edebilir veya okulda yaşadığı tartışmalarda “sen neden karşılık vermedin” gibi bir agresif tutuma girebilir. Unutmayın çocuklarınız sizin tercihleriniz ile bu dünyaya geldi. Çocuklarınız sizin sorumuluğunuzda olan bireylerdir, sizin deney tahtanız veya evliliğinizin bir parçası değillerdir.

Öğretmen olarak ise, içine kapanık olarak gördüğünüz öğrenciniz ile daha net bir iletişim ortamı yaratmalısınız. Bu içine kapanıklığın sebebini öğrenmek için birebir sohbetler oluşturmalısınız. Eğer sınıfındaki veya okulundaki arkadaşları ile yaşanılan bir sıkıntıyı size anlatıyorsa bunu kesinlikle dikkate almalısınız. Öğrenciler arasındaki birbirlerine isim takma durumlarını bir eğlence kaynağı olarak görmemelisiniz. İsim takılan öğrenci bu duruma gülüp geçiyor olabilir ancak o lakabı sizin ağzınızdan da duymak bazen yaralayıcı olabilir. 

Sonuç olarak mobbing sadece iş hayatında başımıza gelmez. Çocukken ailemizden, okuldaki arkadaşlarımızdan hatta bazen öğretmenlerimizden bile mobbing görüyor olabiliriz. Maruz kalınan bu davranışlar sırasında kendimizin bir mağdur olduğumuzu idrak edemiyor olabiliriz ancak bu durumun normal bir süreç olmadığını bilmek ve ses çıkarmamız gerektiğini bilmeliyiz. 

Uzun bir yazı olduğunun farkındayım, umarım bilgilendirici ve farkındalık yaratan bir yazı olur. 

Bir sonraki yazıma kadar kendinize iyi bakın.

yazar

Yazar: Gizli Özne

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum