Mektup

Mektup

Mektup

     Sevgili dostum,

     Uzun zamandır sana yazamadım biliyorsun, hayat koşuşturması. Ama hep aklımdasın. On sene önce beraber vakit geçirdiğimiz yerden yazıyorum sana bu satırları. Otelde gecenin bir yarısı aklıma düştün. Daha doğrusu Bursa seni aklıma düşürdü. Sen tanıştırmıştım bu kenti bana. Şimdi farklı bir gözle baktım bu kente. Gün boyu yollarını arşınladım.

     Tanpınar’ın geçmiş ve geleceği bir arada yaşayan Bursa’da ikinci zamanı yaşadım bugün. Sokaklarında dolaştım. Bu kentin caddelerinde kimler dolaştı, neler düşündüler, neler yaşadılar diye düşündüm gün boyu. Her şeyiyle büyüleyici… Evet, bugün beni gene büyüledi senin şehrin.

     Sıcak geçen bir gün boyunca arşınladığımız sokaklarını hatırladım. Keşke yanımda olsaydın. Yeşil Cami’deki dinginliğimi hissetseydin. Andre Gidenin Tanrının ibadet için beklettiği mekan sözü geldi aklıma. Oradaki iç huzurumu düşünürken. Sahi sen demiştin bu sözü, kahve içerken o küçük çay ocağında. Yazarken bile iliklerime kadar hissettiğim dinginliği, keşke sen de olsaydın.

    Sonra kalabalıktan sıyrılıp avludan seyrettim Yeşil Camiyi. Asırlardır her şeye direnen yapısını, zamana direnen görüntüsünü izledim. Her şey bir zamanı anlatıyor, bu kentte diye düşünüyorum. Var olan ve olmayan ikinci bir zamanı.

     Muradiye Cami’nin etrafındaki mezarlık. Yüksek şehirlerin arasındaki padişahların mekânları türbeler. Sessiz ölümün acı yüzü gibi değil, öyle sessiz ki huzurun dinginliği başka bir zamana götürüyor sanki. Seninle gezerken farkına varmamıştım bu hissin. II. Murad’ın türbesine gittim. Üstü kubbeli çok basit bir bina olan türbenin orta yerinde, Macar’ı Arnavut’u birçok muharebede mağlup ettikten sonra tahttan feragat ederek Manisa’ya giden, orada yaşayan bir padişahın, burada yatıyor olması. Tarihçiliğini konuşturdun gene deyişini duyar gibiyim.

    Bütün bu debdebeli hayata rağmen şimdi burada bir fakir gibi toprak bir manzaraya gömülmek istemiş biliyor musun? Karın ve yağmurun üstüne yağması için kubbenin üstü açık. Bursa’nın tenha, sakin köşesinde yatıyor ve Bursa’da farklı bir zamanda beni karşılıyor gibi hissettim.

    Emsali görülmemiş yükseklikteki çınarların arasında beni selamlıyorlar gibi hissettim. Bu sakin ve huzur dolu köşe, hem ölümün, hem yaşamın ardından farklı bir zamana açılıyor gibi. Sultanların mezarlarını gölgeleyen çınarların serinliği bir ürperti verdi içime, ama içimdeki dinginliğe hiçbir şey yapamadılar.  

   Sonra Muradiye’nin sokaklarına attı beni rüzgâr. Üst katları daracık sokaklara doğru taşan tahta kirişleri ise altındaki dal ve çubuklardan örülmüş duvarı ve harcı gözden gizleyen sıvanın üzerindeki binanın ana hatları karşıladı beni sonra. Öyle parlaktı ki renkleri…

   Yüksek bir tepeye çıkıp şehre bakmak istedim. Tarih ve doğanın iç içe geçtiği bu şehre. Her gelişimde tarihi yaşıyorum. Senden sonra kopamadım bu kentten. Her fırsatta beni bir şeyler buraya sürüklüyor. Her sefer farklı geliyor gözüme. Keşke bu sefer sen de olsaydın. Geçmişe tanıklık ediyorum, sanki zaman makinesinden geçmişe gelip, zamanı içime çekiyorum. Buraya her gelişimde mekan değiştirmeyen zamanı, değiştiriyorum sanki. Bir tarih sergisinin içinde yürüyen bir bedevi gibiyim.

   Tarihi dile getireni, bir devleti kuranı işlenen çiniye bakıyorum sanki. Yüzyıllar boyu emeğin göz nuruyla rengini katan yeşili, baharın türlü neşelerini işleyen, asırları canlandıran, modern resmi fotoğraftan ayıran bu şehri içime işliyorum.

    Sana çok şeyler anlatmak istiyorum. Lütfen çok kısa sürede gel artık. Biliyorum sende seviyorsun bu şehri. Sen de özlemişsindir.

    Bursayı tanıdıktan sonra yaşadığım ikinci zamanı, eski bir kartpostalın canlanışını, sokaklarında canlanan Osmanlıyı, çarşılarında hareketlenen eski zaman insanlarını, camilerindeki hissettiğim duyguları, hepsini anlatmak istiyorum sana. Yeşil türbede gördüğüm yaşamdan daha sevimli gelen ölümü. Yakup Kadri’nin ‘’Ölüm yalnız burada korkunç değildir’’ sözünü hatırlıyorum. Gezerken ki hissettiğim duygumu, mekanı değil zamanı gezdiğimi, hepsini, hepsini anlatmak istiyorum sana… Birden karşıma Zeki Müren geliyor. Onun bu dinginlikle yattığı yeri kıskanıyorum.

   Zeki Müren de bizi görecek mi? diye söylediğin söz geldi aklıma. Dostum seni özledim. Seninle bu kentin ikinci zamanında yaşamak, tekrar kentin yarattığı huzuru iliklerime kadar içime çekmek istiyorum. Lütfen hayat koşuşturmasında kaybettiğimiz zamanı burada telafi edelim.         

                                                               Bak bu sefer Zeki Müren bizi görecek.

                                                                           Seni özleyen dostun.                                                                                                                               

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.