in ,

Kişiliğimizi Kaybediyoruz! Sosyal Medya

Size bir gününüzü düşünün desem ilk aklınıza neler gelirdi? Gününün çoğunda neler yapıyorsun, en çok zamanını çalan/alan şey nedir, desem mesela?

Hepimiz olmasak da birçoğumuzun vereceği cevap belli: “Sosyal Medya’da geziyorum, video izliyorum, mesajlaşıyorum.”

“Hadi buyur… Bu da mı sosyal medyaları kötüleyecek?”, “Biz bilmiyor muyuz sanki bunları?”, “Sizde konu bulamayınca sosyal medyalara sarıyorsunuz kardeşim!” diyenleri duyuyor gibiyim.

Evet dostum, bunlardan bahsedeceğim. Ne de olsa biz bizeyiz, sana süslü cümleler kurmaktansa öz cümleler kurmayı yeğlerim. Evet, belki genel zararlardan bahsedeceğim ancak bu zararlar sağlığa bağlı zararlar olmayacak. Seninle sosyal medyaların nasıl bizi biz olmaktan aldığını, nasıl kendi düşüncelerimizi belirtmekten aciz bıraktığını konuşacağız dostum. Bu bölümde sadece kötü yanlarına odaklanacağım. Belki de bir sonraki bölüm de sosyal medyanın iyi yönlerinden, güzel kullanıldığında seni nasıl geliştireceğinden bahsederiz.

Günümün yarısını sosyal medyada geçiyorum desem inanır mısın? Elbette inanırsın çünkü bu aramızda çokta anormal bir durum değil sanki ne dersin? Gözleri bozuyor, zihni yoruyor falan gibisinden konulara hiç girmeyeceğim netice de benim alanım değil.

Sosyal medyalar, bizden kimliklerimizi, dostluklarımızı alıyor. Bunlar yetmezmiş gibi özgüvenimizi de kırıp atıyor, e tabi aldı pençesinin içine sömürmeden bırakır mı? Neden bıraksın.

Aslında tekrardan bir düşündüm de benim eleştireceğim sanırım sosyal medyalar değil, onu kullanan kişiler. Ha yok içerik üreticileri değil, hani şu hiçbir şeyi beğenmeyen tayfa var ya. Her şeye karışmadan duramayanlar hani. Heh ya onlar işte!

Hayatımı değiştirdiler benim. Ben düşüncelerini dile getirmeyi çok seven bir insanım, neredeyse hemen hemen her konuda bir düşüncem oluyor. Bu insanlar, bana düşüncemi paylaşmanın ne kadar zor olduğunu ve kendi düşüncem olamayacağını anlamamı sağladılar.

“Ne alaka ya? İsteyen istediğini söyler, ne diye kendi düşüncen olamasın ki?” Neden biliyor musunuz dostlarım, saygı yok! Saygı ve nezaket kavramından o kadar soyutlaşmışlar ki nezaketi eziklik, zayıflık olarak görüyorlar. Ne kadar da acı ama! Sırf sadece kendi görüşünü bildirdin diye küfür yiyebilirsin, hakaretlere uğrayabilirsin. Alt tarafı görüşümü bildirdiğim için dostlar sadece bir fikir zıtlığından sebep.

“E küfür müydü şimdi o kadar abartarak söylemeye çalıştığın şey?” diye düşündüysen eğer hadi gel birlikte bir empati kuralım ne dersin? Sen umursamadın, ben umursamadım. Peki ya yüz binlerce belki de milyonlarca kişinin bulunduğu platformda kendi fikrini ilk defa belirten kişi. Sırf zıt görüş bildirdi diye küfür yiyebilecek bir potansiyalde. Belki de bu kişi küçük bir çocuk, belki de genç fakat bu tarz ağır ithamları kabullenemiyor. Bunların sonucunda ne mi oluyor, elbette hepsi için konuşamam ancak özgüven kırılıyor, bir daha insan içinde düşünce belirtilemiyor. Hep derler ya ilk deneyim çok önemlidir diye.

Tek sorun bu mu peki? Elbette hayır! Şimdi sizlere sosyal medyaların nasıl dostluk bitirdiğini kendi üzerimden anlatmak isterim. Ben öyle aşırı sosyal bir tip değilimdir, haftanın beş günü gezip iki gününde de telefonları susmayan bir tipleme yaptıysanız kafanızda silin bence. Her neyse dostluk diyorduk. Aslında bu konuyu giriş kısmında bahsettiğim kendimiz olamamak konusuna getireceğim. Bir arkadaşım var mesela yüz yüzeyken aşırı samimiyiz. Konular konuları açıyor, sohbetimizin sonu zor geliyor, kesintisiz çok uzun süreler konuşabiliriz belki de. Herkes evlere dağıldığında ise sohbete telefondan devam etmek istiyorum diyelim, arkadaş anlayamıyorum birden her şey değişiyor. Birden aşırı derecede soğuyor. Uzun uzun cümleler kuran kişi, iş internet üzerinden konuşma olunca iki kelimeyi zor birleştiriyor. Bunu tek kişide de yaşamıyorum dostlar. Sanki o insanı zorla konuşturmaya çalışıyormuşum gibi hissediyor ve geri adım atıyorum, aramızdaki samimiyet ise azalmaya başlıyor.

Bu olay ise bende özgüvensizliğe sebebiyet veriyor çünkü kimsenin benle konuşmak istemeyeceğini düşünmeye başlıyorum. O kadar mı sıkıcıyım yoksa? “Ayıp olmasın, yazdı şimdi çocuk. Alınır falan cevap vereyim.” düşüncesiyle mi cevaplanıyor mesajlarım? Düşünmeden edemiyorum dostlar.

Başkalarına havalı gözükeceğiz, umursamazmış, çok fazla kişiyle konuşuyormuş gibi gözükeceğiz diye kendi benliğimizden mi oluyoruz yoksa?

Ne var herkes samimice davransa? Bir  kerede havalı olmayı ver arkadaş ne değişir?

Belki fark etmiyoruz ama değişiyoruz. Kendi kişiliğimizi kaybediyoruz. Sosyal medya da sahte bir kişilik yaratıyor ve ona bürünmeye başlıyoruz. Bu kişilik kendi sevdiğimiz değil başkalarının sevdiği kişilik olsa bile kendimizi buna zorluyoruz. Storylerden gittiğimiz güzel  yerleri paylaşıyor, gittiğimiz lokantalardan yiyeceklerimizin resmini çekiyor, gittiğimiz konseri sakinlikle ve keyifle dinlemek varken aynı konserden onlarca hikaye paylaşıyoruz. Kime neyi beğendirmeye çalışıyoruz? Farkında değiliz sanırım ancak kendimiz olamıyoruz. Çoğunluğun kabullendiği ve beğendiği insana dönüşmek için zorluyoruz kendimizi. Çoğunluk için uğraşırken onların istekleri içinde kaybediyoruz kendimizi.

Sizce de hala sosyal medyanın tek zararlı yönü gözlere mi yoksa bütün kişiliğimize mi? İnsanların istediği kişi olmaktansa kendi istediğimiz kişi olsak, bizi böyle kabullenmeyenlere de kapıyı göstersek daha mı iyi olurdu hayatımız acaba?

Bu olay sadece kişiliklerimize de işlemiyor aslında, davranışlarımızı yönettikleri gibi düşüncelerimizi de yönetiyorlar.

Bir olay patlıyor, iki taraf karşı karşıya. Sen a kişisini tutarken herkes b kişisini tutmaya başlıyor. Ya kararının arkasında duruyorsun ya da yalnız kalma korkusuyla düşünceni değiştiriyorsun. Bu sürekli hale geldiğinde ne yapacaksın peki değişecek misin? Davranışlarını onlar yönetiyor zaten düşüncelerini de mi bırakacaksın onlara? Fark etmiyor musun, yavaş yavaş yok oluyorsun, kendini karanlığın içine atıp ortalıktan kayboluyorsun. Sen artık sen değil onların istediği kişisin.

Kim bilir belki de ben abartıyorumdur sosyal medyaların zararını.

yazar

Yazar: Ceyhun

Ben Ceyhun. 18 yaşındayım. Yazar hayatıma sekizinci sınıfta başladım. O zamanlar kısa hikayeler yazıyor ve onları bir platformda yayınlıyordum, aynı zamanda o platformda bulunan hikayeleri de okuyup kendimi geliştirirdim. Şuan da kendi e-kitabımı yazıyorum ve bu tarz platformlar da yazılar yazıyorum, ayrıca kendi sitemde de bu tarz yazılar yazarak paylaşıyorum. Şuan yolun daha çok başındayım fakat her gün kendimi daha çok geliştirmek için çabalıyorum. Şuan amatör olsam bile ileri de bu işte profesyonel olmak istiyorum.

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

6 yorum

Yorum Yazın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.