Kırmızı Çizgiler

Thomas W. Holley, 1800’lü yıllarda yaşamış Amerikalı bir yargıçtı. Peki o günden beri yaşamış binlerce yargıçtan onu ayıran neydi?

Holley, davalarda, defterine yazdıklarının yanına küçük notlar alırken notlar ve yazıların birbirine karıştığı durumdan rahatsız olmuş, defter üreticisine sayfa kenarlarında kırmızı çizgiler olan bir defter sipariş etmişti. Kırmızı çizgi, alacağı notlarla dava yazılarını ayırarak karışmalarını önleyecekti. 

Böylece Yargıç Holley bilmeden tarihe de geçmiş oldu. 

Kullandığı defter inanılmaz bir hızla yaygınlaştı ve önce defakto sonra da resmî olarak tüm avukat ve yargıçlar tarafından kullanılmaya başlandı. Bu kullanışlı defterin ünü kıtaları aştı, dünyaya yayıldı.

Ülkemizde de – özellikle 80’li yıllarda – ilkokul öğretmenlerimiz kırmızı çizgisi olmayan defterleri kabul etmez, olmayanlara cetvelle çizdirirdi. Öğretmenlerimiz elbette bunun amacını bilmiyorlardı. (Çocuklar, defterlerinde küçük notlar almıyordu.) Amaç yoktu. Sadece gelenekselleşmiş bir durumdu. Kimse sebebini sorma ihtiyacı duymamıştı. Tek bildiğimiz o çizginin çekilmesi gerekliliğiydi. 

 İş hayatında da böyle çizgiler vardır. Böyle gelmiş böyle gider felsefesiyle hareket edilen, sebepsiz ve amaçsız kırmızı çizgiler. 

Çağa ayak uyduran şirketler kırmızı çizgilerini yavaş yavaş kaldırmaya başladılar bile. En basitinden pandemi, azımsanmayacak sayıda sektör için evden de aynı verimlilikle çalışılabileceğini herkese gösterdi. Yeni Zelanda, Japonya, İspanya ve Birleşik Devletler’deki bazı eyaletlerde bulunan şirketler haftada 4 gün çalışmayı deniyor. 

Birçok kurumsal firma 360 derece değerlendirme metoduyla “amirlerin dokunulmazlıklarını” sorguluyor, verimliliğe farklı pencerelerden bakmayı öğreniyor. 

Ticari firmaların amacı elbette kar etmek. Her yıl artan hedefler, sertleşen rekabet ortamı ve düşen nitelikli personel sayısı, şirketlerin agresifleşerek daha önce verim aldıkları geleneksel yönetim biçimlerinde ısrar etmelerine neden oluyor. 

Halbuki ‘yönetim’ işi de değişen her şeyle birlikte yepyeni şekillere evriliyor. Bu değişimi görüp yöneticilerini bu yönde eğiten kurumların başarısı, rakiplerini daha da hırslandırmaktadır. Hatta düşüşte olan firmalar ceza, baskı ve tehdit bazlı yönetim modelini çok daha agresif şekilde sahaya yansıtıyor. 

Kırmızı çizgilerde direniyor, daha önce işe yaramış fakat yeni nesile sökmeyen/ motive etmeyen yöntemlerle aynı sonuçları almayı bekliyorlar. Doğal olarak ciddi bir turn over sayısı ve düşen veri grafikleri kaçınılmaz olurken, yöneticiler, suçu yine yönetmeyi/ yöneltmeyi beceremedikleri personellerde aramaya devam ediyorlar. 

Her kurumun niçin çizildiklerini bile bilmedikleri kırmızı çizgileri vardır. 

Ta ki bir gün gerçek bir lider gelip bu çizgileri silene kadar.

Hayatımızdaki tüm gereksiz kırmızı çizgilerin silinmesi dileği ile. 

okur

Yazar: ali-bugur

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.