Kirli Kadeh 2

Kirli Kadeh 2

 

Kirli Kadeh 2

BÖLÜM 2 • YEŞİL SARMAŞIK

Karanlıktan sıyrılan bedenimi içeri attığımda avuçlarıma baktım hızlıca.Pantolonuma silmiş olsam bile elimde ki kan lekesi hala varlığını koruyordu. Kan lekesi…Sertçe yutkundum. Biraz önce kapının üzerine bulaşmış olan ve benim istemsizce dokunmuş olduğum o sıvı… Kanmış… Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş olmamayı dileyerek arkama döndüm.Bana kulübesini açan karanlık yabancı hemen peşimdeydi. “Ayakta dikilmeye devam mı edeceksin?” diye sordu.Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırıp kafamı hayır manasında iki yana salladım.

Sonrasında da önümde duran üçlü kanepeye oturmuştum.Damarlarımı kemiren bir huzursuzluk vardı hislerimde. Bir şekilde burada olmamam gerektiğini biliyordum ancak ilerleyecek başka yolum yoktu. Dışarıdaki tehlikenin geçmiş olduğundan emin olsaydım bu kanlı kapıyı asla çalmazdım.Dudaklarımı azar azar kemirdiğim sırada kulübeyi incelemeye koyulmuş gerginliğimi azaltabilmek adına kişisel terapimi başlatmıştım.İçeride çok fazla eşya yoktu. Tıpkı tahmin ettiğim gibi kare şeklinde ki odanın sol köşesinde yanan bir şömine vardı. Ateşle harmanlanan odunların melodik şarkısı kulaklara şölen sunuyordu adeta.

Sağ tarafta, baklava desenli ufak perdeler dışarıda yatan geceyi gizlerken biraz ileriye bırakılmış plastik masanın üzerinde sürahi ve bardak bekliyordu.Masayı çevreleyen sandalyelerden birine kurulmuş olan karanlık yabancı, odaya girdiğim andan beri hiç yüzüme bakmamıştı. Bu denli ilgisiz olması fazla şaşırtıcıydı.Adım gibi lila rengi olan saçlarımı örten siyah bereyi çıkardım. Ortamda rahatsız edici bir sessizlik vardı ve birinin bu durumu bozguna uğratması gerekiyordu.Görmediğini bilsem de kaşlarımla şöminenin olduğu duvarı boydan boya sarmış olan yeşil sarmaşığı işaret ettim. “Canlı çiçek olayını ileri bir boyuta taşımışsın galiba?”Karşılık vermeyerek kollarını göğsünde kavuşturdu. Şimdi, elektrik mavisi gözleri üzerime çevrilmişti.Sırt çantama daha çok sarıldım. “Bak gerçekten kusura bakma. Gece gece rahatsızlık vermek istemezdim ancak buraya girmesem bela peşimi bırakmazdı.””Açıklama yapmanı istemedim.”Pekala, gerçekten insancıl (!) biriyle karşı karşıyayım yani… Olsun…Kanepede ki yastıklardan birini kucağıma çekerek yeşil sarmaşığa bakmaya devam ettim.Fazlasıyla koyu tonlu bir yeşile ev sahipliği yapıyordu ve ince yapraklarının üzerinde parıldayan başka bir sıvı vardı. Su olamazdı. Su olamayacağından emindim çünkü su, renksiz olurdu. Kırmızı değil…Avuçlarımdan çıkmayan kan lekesi şimdi yanıyor gibiydi. Kapıdan başlayarak içerideki sarmaşığa kadar uzanmış olan bu kan hikayesi, şöminenin sıcaklığını hissetmeme engeldi.Bir şimşek daha çaktı. Yağmur damlaları art arda camlara çarptı.Sessizliğiyle beni izleyen karanlık yabancıya aynı şekilde bakarak karşılık verdiğimde  ise sormaktan korktuğum kan hikayesinin ana kaynağını anlamıştım. Sadece görebilmem gerekiyormuş.Yastığı bırakıp ayağa kalktım. “Elin kanıyor.”Umursamazca eline baktı. “Yani?””Sarsana. Ya da ne bileyim araban var mı? Hastaneye gidelim. Ciddi bir şey olabilir.”Benim yaptığımı yaparak ayağa kalkmıştı o da. “Burası benim evim. Sen de istenmeyen davetsiz misafirsin. Şimdi yat şu kanepede ve sabah olduğunda kaybol.”Yanımdan geçip odanın çıkışında bulunan koridora sapacağı sırada kolunu tuttum. “Bana evini açtığın için teşekkür ederim. “Teşekkürüm umrunda değildi. O belli olan bir şeydi tabii. Yine de devam ettim. “İlk yardım seti falan var mı?” “Elimin kanamasına karışamazsın.”O, inatçılık yapıyorsa benden de aynı tepkiyi bulurdu.

Kanepeye bıraktığım beremi aldım ve karanlık yabancının sağ avucunu tutup derin kesiğe bereyi bastırdım. Islak siyah saçları, bana kapıyı açmadan önce yağmurda dolaştığını işaret ediyordu. Bacaklarını saran siyah pantolonu çamurla lekelenmişti. Oduncu gömleği ise elindeki yaranın silik imzalarını taşıyordu.Şömine ateşinde oldukça dikkat çekici gözüken elektrik mavisi gözlerini bir iki saniye sonra gözlerimden kaçırıp avucunu ellerimin arasından çekti.”İlk yardım seti masanın altında.” donuk perdeden seslendirdiği cümlesinin ardından komut alan asker misali harekete geçmiştim.Karanlık yabancı kanepeye otururken masanın altına eğilip ufak kutuyu aldım.Sırtımdaki mücevherat dolu çantanın ağırlığı, ıslak kıyafetlerimle birleşince hiç rahat hissetmiyordum ancak bu denli baskı altında tutulduğum bir ortamda bulunduğumdan ötürü, bazı şeyleri kafama takmamam gerekiyordu.Kanepeye oturup karanlık yabancının elini, avucu yukarı gelecek şekilde dizlerime koydum.Sürahide kalan azıcık suyla ıslattığım pamukla yaranın çevresini temizlemeye başlamıştım. Hırsızlığın bana öğrettiği en önemli şeylerden birisi, pansuman yapmaktı belki de.”Burada yalnız mı yaşıyorsun?”Kısa bir bekleyişin ardından yanıtladı. “Bu bilgi hayatını mı kurtaracak?””Sadece sohbet etmeye çalışıyordum.””Sana evimi açtım. Yaramı sarmana izin veriyorum. Sohbetin de eksik kalsın.”Beni evine aldığını sürekli olarak dile getirmesi kaba bir davranıştı belki ama onun kibarlıkla alakası olmadığından emindim bir şekilde.”Adım Lila” diyerek devam ettim. Nedense gerçek kimliğimi belirtmek istemiştim. Önemli olmasa da…”Bu bilgi ne işime yarayacak peki? Bana ne senin adından.”Gözlerimi devirerek bıkkınlığımı yansıtmaya çalıştım. Anlaşılan olağan bir gece, beklemiyordu beni ileride. “Şu an bir sıcak çikolataya hayır demezdim,” dedim. Soru sormaktan vazgeçerek monolog tarzı konuşmaya girişmiştim.”Sana sıcak çikolata mı yapmamı istiyorsun? Evimi açtığım bir yabancıya sıcak çikolata yapacağım öyle mi?”Gülümsedim. “Fark ettiysen soru sormadım. Mutfağı gösterirsen ben kendime sıcak çikolata yapabilirim.””Burası otel mi?””Ya mutfağı göster ya da sabaha kadar soru sorayım?””Koridorun sonunda.”Aldığım iki kelime yeterliydi benim için.Yetersiz malzemelerden ötürü üstünkörü sildiğim yarayı gazlı bezle sarıp ayağa kalktım.Sırtımda bakışlarını hissediyordum fakat geriye dönmeyip koridora adım atmışım.İlerlediğim her santimde şöminenin ısısı azalıyordu. Yine de dışarıda donmaktan iyiydi tabii.Ahşap koridoru tüketip mutfağa ulaştığımda lambanın anahtarına dokundum.Ortam, soluk beyaz bir ışıkla aydınlığa kavuştu.Mutfak ise… Sadelik kavramını utandıracak kadar boştu desem yalan söylemiş olmazdım kesinlikle.Şöyle ki; suntadan imal edilmiş olan dolaplar duvarlara can havliyle yapışmış, yıkılmamak için son bir kez direnişe geçmiş gibi duruyorlardı.Köşesi kırık damarlı tezgâh, ‘geçerken uğradım bir çay içip kalkacağım’ diyen teyzelerin kafasında takılıyordu. Buzdolabı da kapının hemen girişine konumlanmış titreyerek kendi depremini oluşturuyor, yandaşlarına imdat sinyalleri yolluyordu.Eh, tabii lamba vardı bir de… Hani şu Edison’un ürettiği ilk ilkel numunelerden olan lambalardan…Böyle bir yerde sıcak çikolata malzemeleri bulmam, uzaylıların semt pazarlarında domates ticaretine başlamasıyla eşdeğerdi.Ketılın kulpunu kavrayıp musluktan çeyrek litre su doldurdum. Acil durumlar için cebimden ayırmadığım karamelli çikolatamı tezgaha bırakıp kupa aramaya koyuldum.Dördüncü dolapta bulduğum mavi kupayı da tezgahın üzerine bıraktıktan sonra suyun kaynanasını beklemeye koyulmuştum.Ellerimi ceketimin cebine yerleştirip tezgahtan uzaklaştım. Titreyen buzdolabına da sırtımı yaslamıştım.Çantamın ağırlığı omzumu fazlasıyla zorluyordu.

Ancak ‘çıkar kenara at’ fikrini zihnimden sürgün etmek zorundaydım zira bu mücevherle ulaşabilmek için  kırk takla atmam gerekmişti.Gözlerimi kapattım. Ketılın sesi tüm mutfağı doldurmuş garip başlayan gecenin daha da garipleşmesini sağlıyordu.İsmini benimle paylaşmak istemeyen karanlık yabancının tavırları çok tuhaftı mesela. Daha önce onun gibi biriyle karşılaşmadığımdan emindim. Ki zaten ben kendimi tuhaf sanıyordum. Onun kapısını çalmasaydım böyle sanmaya da devam ederdim hani.Beynimde binbir çeşit düşünce cirit atarken ketıldaki su nihayet kaynamıştı. Sırtımı buzdolabından ayırdım ancak suya ulaşamadım. Çünkü dışarıdan yükselen silah sesleri, yağmurun sesini bastırırken korkuyla sıçramama neden olmuştu.”Buldular,” diye sayıkladım. Heyecanla camdan tarafa bakıyordum. “Buldular…”Belli ki peşimi bıraktıklarını düşündüğüm güvenlik görevlileri, vazgeçmemişti.Mutfaktan çıkmak üzere arkama döndüm. Eş zamanlı olarak da bir kurşun, mutfak camını parçalayarak içeri daldı.Çığlık atıp dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerimle kafamı koruyup buzdolabının yanına sinerken ruhumdan yükselen ağalama isteğime kement vurmaya çalışıyordum.Yaklaşık beş dakika boyunca titreyerek silah seslerini dinlemiştim. Karanlık yabancının nerede olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Nedensizce benim yüzümden belaya bulaşmış olmamasını diledim. Ben, hırsızlık yaparak kendimi çukura itmiştim. Çamurumu tanımadığım bir adama bulaştırmaya hakkım yoktu.Silah seslerinin kesildiğinden emin olur olmaz çabucak oturma odasına döndüm. Yalnızca beş dakika… Yalnızca beş dakikada savaş alanına dönmüştü burası. Üstelik kimseler yoktu. Yeşil sarmaşıktaki kan yoğunluğu artmış gibiydi.Korkuyla sarmaşığa yaklaştım. Yapraklardan birine dokunduğum esnada da arkamdan bir yerden tetik çekilme sesini duymuştum.”Kıpırdama,” dedi biri.O an bırak Lila Haner’i, korkusuz Vina Hood bile kıpırdayamazdı zaten.★

okur

Yazar: Felina

English Language and Literature

Blog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.