Siemreap. Kamboçya

52 yaşında olduğunu biliyordum çünkü daha önceden nüfus cüzdanını görmüştüm, motorsikletinin kontağını  çantasının içinde ararken  ne var ne yok hepsini çıkarmıştı nüfus kağıdı da  çıkardıklarının içindeydi o anda gözüme çarpmıştı.  Tabiki bana 49 yaşında olduğunu söylerdi. İnce, uzun boylu,narin yapılı,esmer, kısa burunlu, çekik gözleri yanaklarının oyuğunda boya olan kaşlarının altında yorgun,yorgun bakardı. Tam bir güney asyalı olmasının tasarımıydı, saçları simsiyahtı boyasını kendi yapardı,çok az gülerdi, yufka yürekliydi, bakışlarında horlanmışlığın, ezilmiş liğin,ötelenmişliğin keskinliği vardı.  Çeğen tozağı gibi alev alır, sıcaklığını hissettirir ama yakmazdı.Dolu, yağmur karışımı, tatlı sert hızlı gelişi olan dalaz gibi, bi anda  ıslatır, ıslanır boşaltır kendini, gökkuşağı renklerine bürünürdü. Çavdar tenli, selvi boyluydu, dalları kısa, yaprağı çok azdı, sonbaharın hüznü boylu boyunca yapışıktı üstünde. Adı Sophea ydı, az konuşurdu, konuşmaya başlayınca bütün hayat hikâyesini anlatırdı, katmerli olmayan

 dudaklarının arasından dökülen sözcükler çıtır, çıtır gevrekti ama ağırlığı vardı, yüreğe dokunuşu taraflı karar veren yargıç tokmağı gibiydi. Bı ara  eczaneye birlikte gitmiştik ayak parmaklarının arasında oluşan kaşıntıyı yok edecek krem almak için o an eczanede gördüğüm tartının üzerine çıkıp tartıldığımda  ben 59 kiloydum. Sophea ya seslendim gel sende tartıl, geldi gülümseyerek çıktı tartının üzerine 41 kiloydu. Şimdi öğrendim konuştukları sözcüklerin yürek terazisindeki ağırlığını. Kendi bütününden daha ağırdı konuştuğu kelimelerinin anlam ağırlığı. Fırtınalı hallerinde, karşısındaki kişiyi avlamak, ben senden üstünüm bencilliğinin dürtüsüyle namlusunda kurşun olarak kullandığı kelimelerin hedefe ulaştırılmasında bayağı bı tecrübesi vardı,  bende yara aldım ama  darılmadım çünkü hayat hikâyesini can kulağıyla dinlemiştim.

Pol Pot döneminde, yani sadece 4 yıl  içinde, ülke nüfusunun yaklaşık yarısı-3 milyon kişi- katledilmişti. Öldürülenlerin ve zulüm görenlerin sayısı o kadar çoktu ki.  Sophea yada vardı bu sayının içinde. Bu sebeple insanlar çaresiz bir şekilde bıçaklarla ya da dövülerek öldürüluyordu.Ülkedeki üniversiteler, okullar, postaneler, fabrikalar, gazeteler, dergiler, fabrikalar, bankalar gibi kurumların hepsi kapatıldı, tahrip edildi. Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkese düşmandı. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüluyordu. Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, gazeteci, yazar kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçiriliyor ve katlediliyordu. Demokrasi medeniyetini yok etmek iddiasındaki bu rejim pek çok kişiyi gözlük kullandığı yada yabancı dil bildiği gerekçesiyle suçlayarak öldürüyordu. Toplumun geleneksel değerleri tahrip eden Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Aile fertleri birbirinden koparılarak herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlaniyordu. Çocuklar diktatör rejimin kurumlarına emanet ediliyordu. Toplanan çocuklar beyinlerinin yıkanması ile rejime sadık askeri güç haline getiriliyordu. Eskiye dair her şeyi imha eden Pol Pot  hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmayı planlama çalışmalarının içinde  çocukluk dönemlerinin geçtiğini göz yaşlarıyla anlatmıştı Sophea.

Savaş ve bu savaşı başlatan tek adam rejimi diktatörlük uygulamaları. İşkence, zulüm, sürgün, sömürü dönemlerini yaşayan

Sophea nın tıravma lı günlerinin kalıntılarının hâlâ varlığını beden üstünde sürdürmesinin izleri silinmemişti insan ilişkilerinin her alanında görülüyordu. Sophea, gövdesi kalın,boyu uzun, dalları büyük, yaprakları çok, kökü toprağın altında metrelerce alana yayılmış bir ağacın gölgesinde yasemin çiçeği gibi konuma sokulmuş. Ne kokusu vardı, nede boy verip çiçek  açıyordu çünkü, ışık alamıyor, yağan yağmurda ıslanmıyor, topraktan beslenemiyordu.

Diktatör rejimlerin,ve savaşların doğa ve insanlar üzerinde bıraktığı kalıntıların acı hatıralarını bire bir gördüm ve çok üzülmüştüm! M.gok

okur

Yazar: Mehmet-gok

Blog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.