Kırışıklıktan Sızan Işık

Kaynak belirtilmedi

Gözlerini açtı, bakışlarını soluk ve ruhsuz tavana dikti. Bir süre tavan ile bakıştıktan sonra kalkmak, yüzünü yıkamak istiyordu… Belki de sadece yataktan kalkmamak için kendine bahaneler üretecek zaman kazanmaya çalışıyordu. Uyumuştu ama vücudu halen yorgundu, isteksizdi. Sanki o kalkmak isterken vücudu “Hayır, yatak daha güvenli!” dercesine kalkmasını engellemek, adeta onu yatağa çivilemek istiyordu. Zor da olsa vücudunu ikna etti, yatağından tatsız ve yorgun bir edayla kalktı. Uyku sersemi, koridorda lavaboya doğru yürüyordu. Fakat içinden bir ses halen “Henüz geç değil; yatağına geri dön, sadece uzan. Söz veriyorum, daha iyi hissedeceksin.” diyordu. O, sesi duyuyordu; içten içe hak verse de yatağına geri dönemezdi. Zor da olsa lavaboya ulaştı; musluğu sevimsiz bir ifadeyle açtı, akan suyun sesine dayanamayan biri gibi. Çünkü akan su ona yaşamı, var olmayı ve hatta kendi yolunu bulmayı hatırlatıyordu. Bu duygudan hoşlanmasa da birkaç kez elleri su ile temas etti; yüzüne, ruhuna birkaç kez su çarptı. Yüzünden akan su damlacıklarını sakince temizledikten sonra aynaya baktı, kendini uzun uzun süzdü. Gözlerine, ağzına, burnuna hatta saçlarına umursamazca göz gezdirdi. Bir anlığına başını önüne eğdi. “Acaba yaşamdan keyif alıyormuşum, yaşamak istiyormuşum gibi kendimi toplasam mı?” diyerek düşüncelerini yokladı. Aynaya tekrar baktı. Bu sefer göz bebekleri büyümüştü; sanki alnındaki damar daha kalın ve belirgindi. Kıpkırmızı olmuş suratı ile göz kenarlarındaki huzursuzluğun hediye ettiği kırışıklıklara bağırmaya başladı. Aynada “Bu hayat senin, sadece sen düzeltirsin.” diye bağırırken ses tellerinin zorlandığını hissetti. Aslında amacı bağırmak değildi; kendini ikna etmesi için bağırması gerektiğine inanıyordu. Aynaya tekrar baktı ve göz kenarlarındaki kırışıklıklardan bir ışık hüzmesinin dışarıya doğru aktığını fark etti. “Neler oluyor?” diyerek telaşlanırken göz kapakları istemsiz ama huzurlu bir şekilde kapanmaya başladı. Gözlerini açtığında kendini karanlık bir ormanda ve ıssızlığın ortasında yüzüstü uzanırken buldu. “Neredeyim ben, buraya nasıl geldim?” soruları aklını kemirirken ormanın ıssızlığında yürümeye başladı. Kaybolmuş ama kendinden emin adımlarla etrafını incelerken birden gözüne yerde duran, ay gibi parlayan anahtarın ışıltısı çarptı. Yerden aldığı anahtar o kadar parlıyordu ki “Sanki aydan bir parça tutuyorum elimde.” dedi içinden. Onu dikkatle incelerken aniden deniz kokusu almaya başladı. Hiçbir şey anahtarı almadan önceki gibi değildi sanki; artık bir şeyler değişmişti. Kulakları dalga sesleri ile dans etmeye başlarken yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Anahtarı cebine koydu; biraz daha ilerledi, sonunda ormanın o ıssız ve kasvetli havasından kurtulup ay ışığının aydınlattığı bir sahile çıktı. Belirsizlik içinde “Neredeyim?” diye etrafına bakarken bir rıhtım gördü, hemen rıhtıma doğru yürüdü. Rıhtıma ulaştığında içinde bir his belirdi; sanki rıhtımda uzun zamandır onu bekleyen bir şey vardı. Dikkatlice etrafı inceledi ve rıhtımın ucunda bir sandal gördü. Sandalın yanına gitti; kulaklarında ürpertici bir şekilde “Bin ona!”, “Sandala bin!” diyen cinsiyetsiz fısıltılar yankılanmaya başladı. Bir an şüphe duysa da sandala binmesi gerektiğine karar verdi ve belirsizliğin verdiği heyecan ile sandala bindi. Ahşap kürekleri kendine doğru çekmeye başladı. Sanki kolları kürekleri çekerken normalden fazla zorlanıyordu ama denizi küreklerle okşayarak ilerlediği için mutluydu. Ani bir fırtınaya girdi; fırtına “Dur!” dercesine dalgalar ile sandalı dövüyordu. Durmak ve geri dönmek için artık çok geçti; istemiyordu da zaten, sadece ilerlemek istiyordu. Bir kez daha küreği kendine çekti, bir kez daha ve fırtınadan çıkmıştı artık. Kısa bir mola verdi ve soluklandı. Ağız kenarını yanağına doğru kaydırarak içinden “Keşke daha önce böyle bir deneyim yaşasaydım.” diyerek heyecansız, renksiz konfor alanında geçirdiği zamana acımıştı. Pişmandı. Ama geçmiş, geleceğine hükmetmiyordu. Fırtına yoktu artık; bir süre daha durgun denizin huzur veren dalga sesleri eşliğinde ilerlerken önünde bir kapı belirdi. Denizin verdiği huzur birden kendini şaşkınlığa, telaşa bıraktı. “Denizin ortasında nasıl kapı olabilir?” diye düşünürken üzerinde “Kaderinde hep güzeli ara.” yazısını fark etti. Yazı, cebindeki anahtar ile aynı parıltıya sahipti. Elini cebine attı ve anahtarı çıkardı. Anahtarı kapıya yaklaştırdıkça ikisi daha çok parladı. Kapı açıldı. Yüzüne vuran ay ışıltısı onu içine çekti. Bu sefer tekrardan odasında uyandı, yatağında. Hızlıca dineldi ve şaşkınlık içinde etrafına baktı. Odasında her şey aynıydı fakat yüzünde masum bir tebessümle artık biliyordu. Odasında her şey aynı olsa da artık o gördüğü rüyadan sonra aynı kişi olarak kalamazdı. Kendini neşe içinde yatağına geri bıraktı.

HakanCG
Düz insan.
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Girdaptan Çıkış: Benim Bilinçaltı Dönüşüm Serüvenim (Part 3)

Girdaptan Çıkış: Benim Bilinçaltı Dönüşüm Serüvenim (Part 3)

Sonraki
Uğursuz Sayılarda Bu Gün

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.