Kimyager ama Sözelci

Bir yerde görmüştüm, sanırım çin atasözü:

“Bir gün mutlu olmak istiyorsan şekerleme yap.

Bir hafta mutlu olmak istiyorsan balık tut.

Bir ay mutlu olmak istiyorsan evlen.

Bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan sevdiğin işi yap.”

Bunun anlamını çok iyi bilen biri olduğumu düşünüyorum. Çünkü küçük yaşlarımdan beri hayal kuran , kitapların açtığı ufuklardan sonsuzluğa bir iz bırakmak isteyen biriydim. Yüzüklerin efendisi ve fantastik, bilim kurgu olan hemen her hikayeye ilgi duymuşumdur. Bazen aşağıda olabildiğince kısaltmaya çalıştığım (anca bu kadar kısa oldu. Acemilik de var.)meslek seçme maceramda asıl istediğim asıl hayal ettiğim mesleklerden birine ulaşabilseydim nasıl olurdu diye düşünüyorum. Ama önce başlangıç…

Şimdi bir hayal kuralım birlikte.

Bir köyde altısı kız, sekiz çocuktan biri olarak dünyaya geldiniz. Ailenizin değerlerini ve inancınızı benimseyerek ve de severek büyüdünüz.

Yok yok hayal etmekle olmuyor. O kadar ayrıntıyı hayal ettirmeye ve yormaya da gerek yok.

Evet bu bir hikaye. Gerçek mi değil mi ?

Kim bilir?

Hayatımızda bir sürü dönüm noktası vardır ve benim ilk önemli dönüm noktam bu olmuştu. Sekizinci sınıfa kadar okumuştum ancak okul ,öğrenci yetersizliği yüzünden pat diye kapatıldı. Tabii ortaokul diplomam bile olamayacaktı buna göre. Bir kız olduğumdan ve köyde ,babamın bile varlığını bilmediği, yatılı okullardan kimsenin haberi olmadığı için evde kaldım. Bir sene okula gidemedim. O yaşlarda biraz üzülseniz de tam olarak “HAYAT” bilincine sahip olmadığınız için ,okumak nedir neler getirir neleri göze almak gerekir ve sonunda ne elde edilir,  hiçbir fikriniz olmuyor.

Okulum kapanmadan önce küçük kütüphanemizin “kitaplık kolu” nun öğrencisiydim. Bir tek oradan kitap bulabilirdik çünkü benim zamanımda öğretmenlerden biri mecbur tutmamışsa ders kitabı dışında herhangi bir kitap alınmazdı.Hatta “gerekli” olmayan hiçbir şey okumamak en iyisiydi. Düşünüyorum da ben çocuğuma iki sayfa kitap okutmakta başarılı olamıyorum. Ben kitap yokluğundan Sinekli Bakkalı , Çalıkuşunu okuyordum küçük yaşımda. Orta sonda da sofinin dünyası. Böyle bir hayal gücü olunca her mesleği olmak isterdim. Bir gün şu meslek bir gün bu… Şimdiki çocuklar ve gençlerle ortak bir noktamız var en azından.

Çocukken meslek sahibi olmaya bakışımız şöyleydi. Sağlık evindeki ebe kadın. Öğretmenim kadın. O zaman bende ne olmak istiyorsun , sorusuna bu iki cevaptan birini veriyordum. Sonraları okumanın ve tarihi sevmemin etkisiyle en çok arkeolog olmak istediğimi hatırlıyorum. Tabii üstünde durulması gereken derin arzumu hep susturuyorum. Edebiyat dünyasının bir parçası olmak. Öyle uzak geliyorki dönem dönem hortlasa da bastırıyordum ve bu yaşıma kadar en yakınımdakilere bile söylemeye cesaret edemiyordum.

Okulum kapandıktan bir sene sonra-çeşitli sebeplerden- kısmet bu ya İstanbul’da bir evimiz oldu. Ve orada çalışan abimle -ve ailenin değişen diğer üyeleriyle dönüşümlü- aynı evde okumaya başladık. İki kız okuyor abi çalışıyor . Garip bir karışım.

Ah İstanbul!

İstanbul taşradan gelenler için ne ifade eder, bir cümleyle özetleyecek olsam :

” Tam bir Leyla olma hali.” derdim.

Bende leyla leyla buradaki eğitim sistemine adapte olmaya çalışırken (ki asla olamadım)lise zamanı geldi (hala İstanbullu olamıyordum.)

Lise zamanı gelince o yaştaki ben için anlamını bilemeyeceğim,büyüklerimin bile anlamlandıramadığı bir kavganın gizli öznesi oluverdim.Ya da belki bir satranç oyununun piyonu, belki de o malum çimenlerde biri. Kaçıncı yol dönemeci oldu, üç mü ?

Ortalık alev almıştı “Başörtülüler okullara ,üniversitelere alınmayacaktı. ”

Yoo yoo konumuz hala meslek seçimi . Siyaset falan  yok. Ama aşağıda meslek seçimiyle o dönemin ne alakası olduğu anlaşılacak .

Lisede bölüm seçimine gelinceye kadar leylalığım , bizim bilmediğimiz ama bizimle ilgili olan bu yeni durumlara ayamama halim ,devam etti. Lise ikiye (onuncu sınıf) geçince kesin ve geri dönüşümsüz olarak sayısalcı mı yoksa sözelci mi olacağıma karar vermek zorundaydım. Tabii bizim zamanımızda bu geri dönüşü olamayan bir seçimdi. Şimdi değiştirilebiliyor galiba.        ( çok yaşlı olduğumda ortaya çıktı böylece :))

İşte bloğumuzun ve hikayemizin asıl ana fikri burada. Şimdi böyle bir durumu yaşayan leyla kızımız neye göre karar verecek.  Bir iki yıl önce arkeolog olmak istiyordu. Ona “onlar hep işsiz kalıyor.” ,dediklerinde bile böyle kararsız hissetmemiş kızımız !

Okulda öğretmenlerle iletişim kurmak için son derece”İstanbullu” olmak zorunda ama olamıyor. Etrafında bölüm seçmekle ilgili bilgisi olan yok. Olanlardan onun durumuna derman olacak olan yok.

Şimdi diyeceksiniz ki bunun neresi mesele; matematik ve fizikte başarılıysa fen değilse sözele geçecek. Bir de eşit ağırlık bölümü vardı ki akıllara zarar…

Yok işte öyle kolay değildi. Benim durumumda olup “okuyup mesleği olsun, kocası dovemesin ,ezemesin” diye okutulan kızlar için olay basitti bir meslek seçecektim. Ancak benim gerçeklerimle (tam olarak benim de hakim olamadığım gerçeklerim ) ülkemizin o andaki gerçekleri fena halde çakışıyordu .

Böyle bir ortamda haliyle bütün istediklerimi hayallerimi bir kenara bırakmakla değerlerimi en azından kısmi olarak bir kenara bırakmak arasında sıkışmış, ama hala fazlası ile leylaydım. Bizimkiler “Durma oku. Yen bu cahilliği”  cengaverliği ile gaza getirdiler beni.Bense tek başıma neyi nereye koyacağımın (en başta da kendimi) bilgisine sahip olamıyordum. Hani derler ya “puslu hava” diye. Ama ben kurt değildim ve bu hava beni daha da sersemletti. Ya hayallerimi bir kenara atacaktım ya da bedelini ödemeyi göze alıp bir şey okuyacaktım.

Bu kararı verince meslek seçimindeki tek kriterin “seçtiğim meslek SERBEST çalışmama olanak vermeli.” oluyor. Yoksa aynı sorunlarla boğuşurdum. Özetle öğretmen, hakim,avukat,doktor,hemşire v.s. hiçbirini seçemezdim. En kritik soru peki ben hangi dersleri yapabiliyorum. Bunun için tek klavuzum lise birdeki karnem. Ne var orda:

Türkçe: beş ; matemati:2 ; kimya ve biyoloji de beş. Sözel derslerin hepsi iyi fizik ehh…(hatırlanmıyor.) .

Burada şahsi yolculuğuma bir virgül koyup öğretmen olmak isteyenlere, ama en çok da sayısal derslerin öğretmeni olmak isteyenlere bir iki kelam etmek isterim. Lütfen ama lütfen bildiğinizi aktarabilme yeteneğiniz olduğundan emin olun. Matematiği oturduğu masadan tarih anlatır gibi anlatabileceğini sanan matematik öğretmenim yerine gerçek bir öğretmenim olsaydı o , sayısal bölüm o kadar da kabus olmazdı. Yani en azından isteğe değil de ihtiyaca yönelik seçtiğim mesleği kazanacak kadar matematik öğrenebilirdim. ( yine başlı başına blog konusu:))

Evet lise birdeki karneme güvenerek serbest mesleklerin kralı olarak gördüğümüz eczacılık bölümünü okuyacağım diye kendi kendime karar verip sayısalı seçtim. Veee fakat lise iki ve sonrası tam bir faciaydı. Zar zor bitirdim . Tabii ki ilk yıl ÖSS’ den çakıldım ki kafadan ikinci yıl hazırlanmayı kabul etmiştim. Zira ailevi durumlardan ötürü sadece bir kez dershaneye gidebilecektim ve onu da sadece ÖSS’ ye hazırlanacağım bir zamana denk getirmem gerekiyoru. Okulu zamanında bitirebilmek bile bir hayal olmak üzereyken bir de ÖSS ile uğraşamazdım. Sanırım hala, hem liseyi bitirmek hem de sınavlara hazırlanmak bir çözümsüz bilmece , gençler için.

Tabii burdaki ana fikir şu: Matematikte ve fizikte berbat olmam eczacılık hayaliyle fena halde çelişirken, “ülke durumları” nın zoruyla istediğim bu meslek de artık uzaktan el sallıyordu. Bu toparlanması zor durumu toparlamama yardımcı olabilecek eğitim ordusu hazır ve nazır beni bekliyordu tamam ama benim onlara yetirebileceğim bir bütçem ne yazık ki yoktu. Sade dersanemdeki sade anlatımlı eğitim kadrosu ise sana eczacılık olmadı kimya verelim dedi. Böylece ,eczacılık olmazsa biyoloji olsun bari derken kendimi kimya bölümünde buldum. Nihayettt…! Sadede yaklaştım.

Toparlıyorum bu kısmı. Kendi istekleriniz dışında bir şeyler tercih etmek zorunda kaldıysanız “o şeyi yapabilecek kapasitede” olsanız bile bilinçaltınızda bir “ben yapamıyorum” direnci oluşur ve başarıya değil mutsuzluğunuza odaklanırsınız, istemeden.Üniversitede şunu gördüm: Benden başka bir sürü farklı sebepten kimyayı istemeden okuyan arkadaşım vardı. Yani elli kişinin içinde (benim konuştuklarım içinde) “Ben küçük yaşlarımdan beri kimya okuyup bilim adamı olmak isterdim” diyene ben rastlamadım.

Benim gibi eczacı olmak isterken puanı yetmediği için gelenler; matematik öğremeni, kimya öğretmeni, mühendis v.s olmak isteyenler… Hepsi bir yıl daha hazırlanmaktansa bu bölümü seçmişti. Bazı şanslılar hemen bu duruma adapte olup bu bolumde başarılı oldular. Onlar akademisyen kadrosu için çetin mücadeleler saflarına uğurlanırken biz sıradanlar “Hele önce bitirmeyi bir başarayım da” cephesinde kaldık. Buradakiler için teskere , ay pardon diploma almak bazen sekiz yılı bile bulabiliyordu. Daha neler neler.

Acı ama fazlasıyla güzel ülkem gerçeğinin özetiydi bu. Kimse ne yapabilip ne yapamayacığını bilmiyor. Herkes dort yılı bitireyim de olmadı memur olurum kafasındaydı o yıllarda. Şimdi bu da deveye hendek atlatmakdan daha zor oldu. Kariyer planlaması İŞKUR daki kuyrukta bir an önce ilerlemek oldu. Girişimcilik, evden çalışma sunan meslekler yeni revaçlar. Hala bu kadar leylaca olmasa da şimdiki gençlerde de “Şu meslek olsun çünkü para orada daha fazla” ya da “Şu meslekte atanma çok kolay kesin o bölümü seçmeliyim.”

Vakti zamanında ;daha sekiz dokuz yaşlarında mimarlık belirtileri gösteren bir köy çocuğu ,o zamanlar imkansıza yakın göründüğü halde köyünden çıkıp İstanbulda en iyi mimarlık fakültelerinden birini kazanır. Bu genç tıpkı Aziz SANCAR’ın ki gibi bir başarı hikayesi yazabilecekken okuldan sonra aklı diger abilerince “Kısa yoldan zengin olmak varken ne uğraşacaksın mimarlıkla. Gel hemen patron ol.” diyerek genci başka bir sektöre geçmeye ikna etmişler.

Gerisi ;Mimar olmak için yaratılmış ve bunu erken yaşta, o şartlarda yaşarken bile farkedebilme lütfuna erişmiş, yetmemiş bu mesleğe sahip te olmuş ama köprüden önceki son sapaktan yanlış yöne sapmış gencin hazin hikayesine dönüşmüş. Asla zengin olamadığı gibi yıllarca emek verdiği bu bambaşka sektörde tutunamadı da.

Keşke tüm gençlere sesimi duyurabilsem de şunu onlara söyleyebilsem:

Hangi mesleği yapmak için yaratıldığınızı anlayacak kadar Allah’ın sevdiği bir kul olma saadetine nail olduysanız sakın başka maceralara girmeyin. Hayat kaybettiğiniz o lütfu bir daha bulamayacağınız kadar kısa.

Yok ,benim gibi neyi çok iyi yapabileceğinizi bulamadıysanız eğer en azından neyi hiç yapamayacağınızı iyice anlamaya çalışın. Çünkü insan sevdiği işi yaparsa sadece manen mutlu olmaz. Bu ona uzun vadede de kazanç getirir. Bu temizlik işi de olabilir (Bkz. Temizlik yaparak ünlü olup kendi TV programı olan genç.), takı tasarım da. Hayvancılık da olabilir Yazılım Mühendisliği de. Hepsinde yol başarıya ve paraya da çıkabilir; hüsran ve parasızlığa da. Sonucu (tamam kabul biraz da nasip:)) ne kadar tutkuyla ve sebatla yaptığımız belirliyor. Gerisi ya nasip!

okur

Yazar: halidehatun

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.