Bir Haftada Bitirebileceğiniz 5 Mini Dizi

Çoğumuz iş güç arasında dizi izlemeye vakit bulamıyoruz. Bizi bu kargaşadan kurtarabilecek şey ise: mini diziler. Bu yazımda mükemmel, olağanüstü 5 mini diziden bahsedeceğim. İyi okumalar, iyi seyirler…

1) Angels in America (2003)

2003’te 2 bölümlük mini dizi halinde yayınlanan Angels in America’nın konusu şu şekilde: 1985 yılında New York City deyiz. Louis sevgilisi Prior’la yaşayan nevrotik, eşcinsel bir yahudidir. Prior, o zamanlar hakkında çok az şey bilinen AIDS hastalığıyla mücadelenin erken evrelerindedir. Louis ise partnerinin hastalığı nedeniyle yoğun stres altındadır fakat stresiyle baş edemez ve Prior’ı terkeder. Bu sırada gizli eşcinsel, Mormon ve cumhuriyetçi yazman Joe akıl hocası, Roy’dan çok iyi bir iş teklifi alır. Joe işi hemen kabul etmez çünkü Brooklyn’e tutkun olan ve Washington’a gitmek istemeyen Valium bağımlısı eşi Harper’dan endişe duymaktadır. Prior da bu zaman sürecinde kendinin bir elçi olduğunu ilan eden melekler ve hayaletler tarafından rahatsız edilmektedir. Joe ise inancı ile cinsel yönelimini birarada yaşamak için çabalamaktadır. Louis de ideolojisi ve mutluluğunu tehdit eden çelişkileriyle yüzleşmektedir (Prior’ı sevmesi fakat onun hastalığıyla yüzleşememesi, çok sevdiği ülkesinin homofobik siyasal ve sosyal yapısı, Joe ya olan sevgisinin Roy’un Joe’nun akıl hocası olduğunu öğrenmesiyle nefrete dönmesi). İlerleyen süreçte South Lake City’de tutucu bir Mormon olarak hayatını sürdüren Joe nun annesi Hannah New York şehrine Harper’a yardım için gelir ve bir gün Prior’ın Joe ile başarısızlıkla sonuçlanan tanışma girişiminden sonra tesadüfen Prior’la Mormon ziyaretçi merkezinde o kişinin Prior olduğunu bilmeden tanışır. Bu sırada gizli eşcinsel ve cumhuriyetçi bir avukat olan Roy ise örtbas etmek istediği hastalığı (Eşcinsel hastalığı(!) olarak düşündüğü AIDS) nedeniyle hastanede tedavi (AZT) altındadır. Refakatçileri ise Prior’ın en iyi arkadaşı olan ve hastanede kendisinin hastabakıcılığını yapan Belize ve Komünist Ethel Rosenberg’in hayaletidir. Oyun kara mizahi, trajik ve eşsiz diyologlarla bezenmiştir. Reagan dönemi yansıtılmıştır yani Amerika’nın muhafazakar ve güçlü olmak konusunda büyük adımların atılması dönemi…Hastalık, zıtlıklar, hayaller, politika, ihanet, din, mezhep, pişmanlık, bastırılmışlık, ırk ve seks ayrımcılığı, muhafazakarlık, özgürlük, hoşgörü/süzlük, yaşama bağlılık, güç, insanlık ve aldığı hal, adalet, affetmek ve affedilmek, bağımlılık, acizlik, kaçış ve değişim gibi insani kavramlar oyunda yorumlanmıştır ve tüm izleyenlerin eleştirebileceği düzeye indirgenmiştir.Dizinin müzikleri Thomas Newman tarafından hazırlanmıştır. Angels in america hem sahne oyunu hem de TV Miniserisi olarak birçok ödül kazanmıştır (21 Emmy ödülü dahil olmak üzere).

2) Years and Years (2019)

Years and Years’ın konusu, 5 kardeşten oluşan Lyons ailesi üzerinden ekonomi, ekoloji, iklim ve politika alanındaki sorunları ele alıyor. Dizide, İngiliz orta-üst sınıf beş kardeşten oluşan bir aile olan Lyonsların eşleri ve çocukları ile beraber 2019’dan 2034’e kadar olan yaşamlarını konu ediliyor. Dizide ayrıca Amerika başkanı Donald Trump’ın ikinci dönem için seçildiği, Brexit’in sonuçlarının iyice somutlaştığı, Çin ve Amerika arasındaki ekonomik gerginliğinin dehşet verici bir zirveye ulaştığı, küresel ısınmanın sonuçlarının, mülteci krizinin ve dünya genelinde aşırı sağa yönelişin bizi nasıl bir geleceğe sürüklediği gibi konulara dair tahminler yapılıyor.

3) Generation War (2013)

2. Dünya Savaşı’nı konu alan Alman yapım bir mini dizi. Nazi ordusunun Doğu Cephesi’nde Moskova’ya doğru kesin zafere ilerleyen aynı birlikte görevli abi-kardeş, başka birlikte görevli bir hemşire, şarkıcı olmaya çalışan bir genç kadın ve Alman vatandaşı olan Yahudi bir terziden oluşan beş yakın arkadaşın savaş sırasındaki hikâyelerinin anlatıldığı bir dizi. Ancak pek çok diziden farkı savaşı değil, savaşın insanları getirdiği hali en çarpıcı şekliyle anlatıyor. Üstelik de savaşın kaybedenler gözünden bu denli iyi anlatılması mümkün olamaz desek, ne denli kaliteli bir yapıt olduğunu anlatmış oluruz…

4) Dekalog (1989)

Polonya sinemasının en ünlü yönetmenlerinden olan Kieslowski’nin az bilinen önemli yapıtlarından olan Dekalog, Musevi inancındaki ilk 10 Emir’e tekabül eden, 10 orta metrajlı filmin bir araya gelmesiyle oluşmuş muazzam bir çalışmadır. Tanrı katından gelen ve amacı toplumun temel düzen pratiklerini kurmak olan 10 Emri Kieslowski, 55 dakikalık 10 ayrı filmde, farklı insan öyküleriyle ele alır. Dini anlatımın her hangi bir şekilde su yüzüne çıkmadan arka planda, alt metin olarak kaldığı filmler, 20yy.’daki bireyin ve bireyselleşmenin, kişisel ahlâk çıtasında geldiği noktayı irdeler.
Kieslowski daha sonra bu filmlerden ikisine ilave çekimler yaparak “Aşk Üzerine Kısa Bir Film” ve “Öldürmek Üzerine Kısa Bir Film” adlarıyla iki uzun metraja daha imza atmıştır.

5) Feud: Bette and Joan (2017)

Bette Davis ve Joan Crawford… Bu iki isim belki de Hollywood dünyasının belki de en çok çekişen iki kadın oyuncusu. Öyle ki, her ikisi de 1930 ve 1950 yıllarına dek yüzlerce sinema filminde başrolde oynamışlar ancak hiçbir zaman yan yana gelmemişler. Yıllarca gazete ve dergilere birbirlerinin hakkında ağza alınmayacak sözler sarf etmişler. Ancak sonunda kaderin bir cilvesi olsa gerek “What Ever Happened to Baby Jane” filminde başrolleri paylaşma kararı almışlardır. Ancak bu filmin çekim süreci oldukça sancılı geçer. Hatta bir rivayete göre: Bette Davis, What Ever Happened to Baby Jane filmindeki oyunculuğundan ötürü Oscara aday olur. Buna çok içerlenen Joan Crawford, diğer Oscar adaylarını tek tek arayarak onlara ödül aldıkları takdirde Oscar heykelciğini kendisinin almasını önerir. Sonunda Oscarı başka bir oyuncu kazanır ve Joan Crawford onun yerine gidip heykeli alır…

yazar

Yazar: OBF

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.