KEŞKE HER ŞEY DÜNKÜ KADAR GÜZEL OLSAYDI

Televizyonlu Hayat

Dün… Çok değil en fazla kırk yıl öncesinden bahsediyorum. Televizyonlu hayata geçiş yaptığımız zamanlardan.

Her ne kadar TRT’nin ilk yayınlarının başladığı yıllarda henüz doğmamış olsam da yine de televizyonun belirli saatler arasında –mesai saatleri varmış gibi- yayın yaptığı dönemleri bilirim. Heidi, Şeker Candy, Kedi Musti, Red Kit gibi çizgi filmlerin olduğu, Adile Naşit’in ‘uykudan önce’ diyerek küçük yaştaki çocuklara uyuma saatinin geldiğini belli ettiği, ders veren hikayeler anlattığı programında isimlerini seslendiği çocuklardan biri olabilmiştim. Neden herkes ‘hey gidi günler hey!’ der düşündünüz mü?

Hep eskilerin, o dünkü günlerin daha az bozulmuş, daha içten, daha insansı sıcaklığını taşımasına özlem duyarız.

Eskiler daha bir sıcak anılara sahiptir. İçimizi ısıtır saflığıyla, duygusallığıyla, doğallığıyla, bozulmamış, insansı halleriyle. Dostça, arkadaşça, kardeşçe paylaşımların yaşandığı yıllar daha bir güzel gelir insana.

Her geçen gün o dünleri arayacağımız da kesin.

 O yıllarda izlediğimiz dizilerde en kötü, en hain adam olarak J.R. bilinirdi. (herkes onu Ceyar olarak bilir ama bu şekilde yazılır ve öyle okunur) Şimdi çekilen hemen her dizide J.R.’dan  beter, eli silahlı adamlar, kanlı sahnelerle dolu öyle sahneler var ki; J.R bunların yanında masum kalır.

O yüzden eskiden daha sakin, daha anlayışlı ve sabırlı insanlarmışız demek. Şimdi izlediğimiz her şey bizi geriyor. Haberlerde zaten yaşamın üzücü, stresli, sıkıcı yanını görüyoruz. ‘nasıl yaşayacağız biz. Tesadüfen yaşıyoruz’ derken bir de üstüne üstlük ders vermeyen, sinirleri geren, bizi daha da agresif yapan dizileri, filmleri izliyoruz hepten aksi insan oluyoruz. Artık küçücük çocuklar bile sinirli. Onları da geren, bilgisayar oyunları var. Hırslarını gerçek hayatta başarılı olmak için göstermeyip, oturduğu yerde sanal bir takım bir şeyleri yenmek ve seviye ilerlemek adına harcıyorlar. Aynı başarı ve sabrı hayatlarında gösteremeyen çocuklar ve gençler ekranın başına çakılıp, gıdalarını almaktan, temiz havayı solumaktan, doğanın güzelliklerini görmekten uzak bir ekran başında tüketiyorlar umutlarını, yaşamlarını, sağlıklarını.

Aile dizileri bile o kadar az kaldı ki. Ya çocukları eğiten çizgi filmler,diziler, programlar? Hepsi bir sihrin, hayalin peşinde. Her şey bir değnekle, sihirle, büyüyle düzelecek gibi. Engelliler sağlığına kavuşur, araçlar kaza yapmaz, yediklerimiz doğal ortamlarında sağlıkla yetişir değil mi sihirle? Hastanelerdeki herkes hoplaya zıplaya, çocukluklarındaki sağlıklı bir şekilde koşarak evlerine giderler değil mi? Gencecik yaşta toprağa verdiklerimiz sihirlerle tekrar hayata dönerler mi? Uzaydaki bilmem ne konseylerine ulaşsak (Allah’ı da yok sayıyorlar) ölenleri geri getirirler mi dünyaya?

Aman Allah’ım. Nasıl bir dönemde yaşıyoruz? İzlediklerimiz bile bize eskiyi aratıyor. Hadi kolaysa ‘nerde o eski günler?’ demeyin. Yaşınız otuz beşin üstündeyse dersiniz. Altında olduğu halde o günleri arayanlar da olabilir. O zaman ne demeli?

            Keşke her şey dünkü kadar güzel olsaydı. ( o eski yıllardaki gibi)

yazar

Yazar: Dans Eden Kelimeler

Bale Sanatçısı, eğitmen, yönetmen Kağan Can Odabaşı ile onun eşi Editör, kitap ve gazete köşe yazarı Ayşegül Toker Odabaşı yaşadıklarını, yaşadıklarınızı, yaşadıklarımızı, hepimizi, yaşam denen sahnede karşımıza çıkanları kendi tecrübeleri ile burada sizinle paylaşmak istiyorlar. Bize katılır mısınız?

Blog YazarBlog Okur

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.