Kendinin İnfazına Şahit

Burası kocaman bir oda. Tavanında beyazdan turuncuya, yer yer mora çalan bulutlar var. Bulutların arasında yükselmekte olan gümüşi bir beyazlıktaki Ay, tıpkı bir çengel gibi. Çengelin ucunda kiminin hayalleri asılmış, kiminin bedeni.

Dur… Bak bir ip sallanıyor o gümüşi çengelin ucunda. Kalın, düğüm düğüm bir ip. Yukarıdan aşağıya inen her düğüm biraz daha kalınlaşmış görüyor musun? Biraz daha sıkılaşmış. Yukarıdan aşağıya inen her düğüm daha da karmaşıklaşmış. Sanki kalın halatı tutan ipler tel tel ayrılmışta birbirine dolaşmış.

Dinle… Sessizliğin en derinlerinden gelen şu sesi dinle. Duyuyor musun? Birileri hızlı adımlar atıyor, sanki bir şeylerden kaçarken attığı her adımda ardını kolluyor. Sanki bir şeylerden korktuğu için yürüyor. Sanki bir ölüm adım adım yaklaşıyor. Sanki…

Bekle… Sakın kıpırdama. Seyret şimdi bulutların altındaki yemyeşil meydanı. Bak ilerideki küçük tepeciğin ardına. Yüzünde kara bir maskesi olan yarı çıplak bir adam yaklaşıyor, omzundaysa sanki tülden bir gölge taşıyor. Bir cellat bu. Mahkumları senelerdir ustalıkla infaz ettiği adımlarından belli olan eski bir cellat.

Korkma… Cüret etme buna. Zira burada az sonra bir infaz gerçekleşecek ve sen bunu bilerek seyretmeye geldin. Sen bu infazın gerçekleşmesine o kalın ipi, gökteki çengelin ucuna geçirdiğinde izin verdin. Fark etmeden attığın her düğümü insanlar çözmeye çalıştıkça iyice sıkılaştırdın.

Sızlanma boşa… Sadece dur ve izle Bu hikayenin katili de sensin celladı da, biraz sonra infazı gerçekleştirilecek mahkumuda. Her katil dönüp dolaşıp öldürdüğü cesedin başına geri dönermiş. Sen biraz erken davrandın. Ama ziyanı yok. Sadece öylece dur ve emrini kendin verdiğin ölümü izle.

Cellat tanıdık değil mi? Maskenin altından görünen gözleri, duruşu, az sonra işleyeceği cinayet için yüzüne takındığı soğukluk sana fazla tanıdık. Az evvel oda mı demiştin buraya? Yanılıyorsun, burası aldığı her ışığı fazlasıyla yansıtan bir ayna. Sen bir aynanın içindesin ve durmuş kendini izliyorsun.

Baksana, cellatta sensin, celladın omzunda taşıdığı tülden ruhta. Sen bu gün burada kendini infaz edecek, faili kendin olan bir cinayet işleyeceksin. Evet bunu gözlerini kırpmadan, hiç canın acımadan yapacaksın. Çünkü unuttun mu, senin kendine zerre kadar acıman yok. Tek bir zerre kadar…

Görüyorsun değil mi? Celladın adımları git gide hızlandı ve bir tepeciği aşıp o gümüşi çengelin ucunda sallanan kalın halatın altında durdu. Yavaşça düğüm düğüm olmuş halatın ucundan, şeffaf bir mürekkep olup damlayan hayalleri seyretti. Farkındasın değil mi? Bunlar sana aitti. Sahip çıkmayıp bazen bir şarap parasına sattığın, kıymetsiz hayallerin. Şimdi bu görünmez mürekkebi hiçbir kağıt kabul etmeyecekti.

İyice izle bu infazı, ömrün geçsin yine de unutma. Bak, cellat infaza başladı bile. Omzundaki gölgeyi düğüm düğüm olan ipe doğru kaldırdı. Son bir kez bu zayıf gölgeye bakarken ifadesi bir taş kadar katıydı. Halata iyice yaklaştı ve tam boynundan ipe astı. Şeffaf mürekkep tülden gölgeye bulaştı çok geçmeden. Şeffaflaşıp Ay’ın ardındaki Güneş’e karıştı. Güneş bundan sonraki tüm zamanlarda o mürekkebin parıltısını yerdeki çimlere yansıttı. Ne yazık, sana artık Güneş’in aydınlattığı yolda yürürken bile huzur yok.

Git şimdi… Bu infaz burada bitti. Hem zaten yansımandaki cellatta gidecek az sonra. Hiç düşünmeden Güneş’in kendine kattığı o parıltıyla aydınlattığı çimenleri ezip gidecek. Hadi git artık, sen de git…

*****

Her ne zaman okuyorsanız keyif almışsınızdır umarım, ilgilendiğiniz için teşekkürler.

-Raskolnikovv

 

yazar

Yazar: emekli

Blog OkurBlog Yazar

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.