Kaderimiz Kendi Ellerimizde

Fotoğraf sahibi: Tima Miroshnichenko (@Tima Miroshnichenko on Pexels)

Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi hissederek , ölmemeyi isteyerek bu dünyanın ilk tek ve son yaşam olduğuna inananların sayısının fazla olmasının sebeplerini , bi anda aklıma gelen rahatsız edici paranoya gibi düşünüyorum . Çünki bunun ne kadar gerçek olduğunu uzun zamandır anlamış değilim . Normal yolunda ilerleyen zihnime , o yolda yürürken çelme takan yada yola bariyerler koyan anlaşılması zor belirsizlikler sunan paranoyalar , eğer yalnızca öldüğümde sona erecekse mecburen bu hayat boyunca devam edecek demektir . Ölümün tanımı ; sona ermek , yokolmak , hiçlik veya tebdili mekan , gerçek yurda dönüş , ait olunan yere gitmek mi ? Buna şahsen karar vermeden önce , insanın içinde ki yokolmamaya dair istekleri ve bu dünyada asla hiçbir zaman kalıcı huzur ile bitmeyen gönül ferahlığını elde edemeyişinin sebeplerini sorgulamak gereklidir . Nefes almaya , hissetmeye , tecrübe etmeye , düşünmeye , öğrenmeye ölünceye kadar devam ettiğime göre ; bütün bunlar gerçekleşirken gittiğim yol kendi oluşturduğum bir yol mu yoksa herhangi bir kimse yada kimselerce geçmişte veya şuan oluşturulmuş bir yol mu ? İnsanın hata yapma lüksü her zaman vardır . Kendine zararı dokunacak hataları yaparak , bu yolla isteyerek yada istemeden , faydalı – faydasız terazisi üzerinde , kalıcı huzur ile gönül ferahlığına yaklaşır . İçinde ki tatminsizliğe çözüm bulmaya çalışanlarla bu tatminsizliği kabullenenler olarak iki ye ayrılabilir ölmekle yokolacağını düşünenler ve ölümün sonsuzluğa açılan kapı olduğunu düşünenler …Kötü olumsuz hiçbir şey hissetmemenin – düşünmemenin bu dünyada mümkün olmadığının uzun zamandır farkındayım . Zaten bu dünyada ki soyut ve somut / maddesel yada metafizik herşey zıttıyla mevcut . Bunların varolmalarının en büyük sebeplerinden bir tanesi tam terslerinin yani zıtlarınında eşzamanda varolmuş olmalarıdır . Sebeplerin hepsini bilmek bir insan için asla mümkün olmayabilir . Ne olduklarının anlaşılabilmesi , etkileri ve doğaları bakımından insanlık tarihi boyunca bu zıtlıkların insan ile birlikte varolmaya devam etmesi , insanoğlunun hayatının bir parçası olması gösteriyor ki insanı bir bütün olarak ele alırsak ; iyi – kötü , haklı – haksız , güzel – çirkin , temiz – pis , bencil – fedakar ve nankör – vefalı gibi kavramları insandan / insanlardan / insanoğlundan bağımsız düşünmek – değerlendirmek mümkün değildir . Zaman işlemeye devam ettiğine göre zamanında bir başlangıcı vardır insanın olduğu gibi … bütün bu kavramlar , zaman ile insanoğlunun ilerlediği parelel çizgide , çizginin üzerindeki dolambaçlı bir sarmaşık misali o çizgiye bir tanesi dahi eksik olmaksızın bağlıdır . İşte bu başı ve sonu olan çizginin içinde ki insanoğulları tarihleri boyunca bütün bunlara yüzlerce farklı anlam yüklediler ve yüzlerce farklı inanç sistemi oluşturdular . Eski bir deyişe göre , ” insan ” kelimesi ” isyan ” kelimesinden gelmektedir . Adam kelimesi de ” Adem ” den geliyormuş . Yani adam olmak deyiminin kökeni adem olmaya dayanıyor . Peki insan , isyan eden demekse ve bunu hayatımız ve gözlemlediğimiz bütün herşey ile karşılaştırırsak görebiliriz ki insanların hemen hemen büyük çoğunluğu  istekler – beklentiler – zevkler – huzur isterler . Bütün bunların gerçekleşmesi için birşey yapar yada yapmaz bazıları ama hepside ister . Elde edenler görür ki bu elde ettikleri , huzur – zevk – beklenti – istek kalıcı değildir , öyle ki çoğu zaman bu kısa bir süre yaşanır ve biter / sona erer . Unutmayalım ki acı çekerken zaman yavaş , mutluyken hızlı geçer . Sonrasında bu beklentilerin – isteklerin süresi uzamaya başlar . Her kaybedilen yada sona eren zevk ve huzur sonrası bir daha kinin süresi uzar . Hernedense böyle . Bütün bunlar olurken tabiki bu insanlar acı çekerken yavaş geçen zamanın kendilerine daha çok şey kattığını kabul etsin yada etmesin , doyumsuzcasına ölümü unutarak büyük kitleye uyum sağlayarak o eski deyimlerdeki gibi isyan eden insan veya adem olan ( adam olan ) insan arasında ki kıldan ince kılıçtan keskin çizgi üzerinde yaşamaya devam ederler . Kim bilir belki de soyut ve somut olarak zıtlıklar ile varolmuş olan başka türlü varolamayacak olan bu dünya hayatında insanların doğalarının gereği budur , başka türlü olmuyordur , insanların kalplerinin zihinlerinin derinliklerine kadar herşeyleriyle birşeyler istemeye daha doğrusu elindekilerin farkına varamamaya , bu isteklerin bir sonu olmadığına ama hayatın bir sonunun olduğuna , başlayan herşeyin bir sonu varsa zamanın da bir sonu olduğuna , isyan ederek sadece kendi kendimize zarar verdiğimize olan inanç ve farkındalığın az olması ölümden sonra yokolunacağına olan inancın oluşmasını sağlıyordur . Reddetmek , unutmak , unutmaya çalışmak bazı konularda işe yarar fakat hernedense bizler çoğu zaman eylemlerimiz sonucu rahatlamaya – huzura yaklaşacağımız eylemleri unutur – reddeder – hiçe saymaya çalışırız . Sonuçlarının , felaket denilebilecek ( ruhsal – psikolojik rahatsızlıklar – bunalım ) eylemlerden doğduğu davranışlarımızıda sanki ders almazcasına bir ömür boyu sürekli sergileriz , özellikle kendi kendimize karşı hep böyle yaparız . Bilinçaltında ve kalbin derinliklerinde saklıdır yokolmama – varolma isteği , farkında olanlar ve olmayanlar için . Gitmeye çalıştığım yola gelince ; insanlık tarihi boyunca haberimin , biraz olsun bilgimin olduğu birçok inançtan kendime faydalı gördüğüm ne varsa harmanlayarak – birleştirerek şu ilk nasıl geldiğimi bile hatırlamadığım dünya yaşamında en az olumsuzluk , en az kötülüğün olduğu , en az kederin olduğu bir çizgide ilerliyorum . Sebeplerinden bir tanesi de ; ” deneme – yanılma yoluyla öğrenme en iyi öğrenmedir ” sözüne inanarak ve uygulayarak her öğrendiğim yeni bilgiyi bu yolda giderken tek bir kişi olan kendime katıyorum . Unutulmamalıdır ki sizin düşündüğünüz gibi düşünmeyen , inandığınız gibi inanmayan insanlara karşı yaptığınız her haksız eleştiri aslında kendi inancınız çerçevesi içerisinde kendinize karşı yaptığınız bir yanlıştır . Madem doğru olduğuna inanıyorsunuz o halde kendiniz bu inancınızı en az hata ile son nefese kadar yaşamak için elinizden geleni yapın . Bir başkasına dayatmaya çalışmak veya müdahale etmek hem o kimsenin hemde inandığı sistemin yanlışlarının olduğunu yada direkt olarak yanlış olduğunu gösterir . İnsana , insan olduğu için değer vermek , insanı sevmek , insanlara karşı önyargısız olmak bütün inançlar ötesi bir değer olduğunda görülebiliyor ki bu dünya hayatı da neye inanıyorsa inansın çok daha dertsiz , beklentilerin uzamadığı , insanların ellerindekilerin değerinin farkında olduğu ve nefretin – kıskançlığın – egoizmin her türlü fanatikliğin olmadığı bir yer hayat olucak . Yani dolambaçsız yoldan , kestirmeden , kısaca ve çok sağlam olarak birçok inancın vadettiği – olmasını istediği – öğütlediği – doğru olduğunu söylediği ortak insanlık değerleri / birleşik insanlık realitesi , hatalarından ders almış deneme yanılma yoluyla en sağlam şekilde öğrenmiş insanlar tarafından oluşturulacaktır . Hemde çok farklı inançlardan çok farklı kültürlerden , birçok farklı ırklardan olan insanlar tarafından …Bunun gerçekleşmesi için mevcut insani olmayan düzenin tamamıyla yıkılıp ondan geriye hiçbirşey kalmaması gerekiyor ve bu gerçekleşecektir . Unutmayalım başlayan her şeyin sonu olduğu ve zıttıyla varolduğu için bu insan fıtratına ve insaniyete aykırı insanoğullarını köleleştiren sistem / dünya düzeni de yıkılıp yerle bir olacaktır . Kendinin farkında olan , yaşama ve dünyaya karşı farkındalığı olan her insan o zaman gelip çattığında ; ” isyan eden insan ” olmaktan sıyrılıp ; ” adem olan insan ” frekansına geçecektir .Adeta her gün güneşin doğduğu gibi , doğaya zarar verildiği halde akarsuların akmaya , çiçeklerin güzel kokmaya devam ettiği gibi …Onun için şöyle söylemekte fayda var ; ” geleceği tam anlamıyla bilmediğim için , geçmişten ders alarak ve şuan ı değerlendirerek yola devam edeceğim ” ve ” kimsenin geçmişinde ne yaşadığını ve gelecekte nası olacağını öngöremeyeceğim için kimse hakkında yargıya varmayıp , elimden geldiğince herkese yardım edeceğim ” . Bunları yapmakta zor değil , gözler kalbin aynasıdır deyimini rehber alarak bakışlarımıza kadar bütün hissettiklerimizi ve davranışlarımızı düşünerek yapmak , ani heyecanla – ihtirasla şahsi menfaatten gelen duygular ile hareket  etmemek çok önemli gerçekten . Kimsenin kendisine gereğinden fazla değer vermediği ama herkesin birbirine değer verdiği bir dünyada yaşamak herkesin eşit anlamda kendi elindedir .
     Güzel bir sözle bitireyim ; 
          ( Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu! / William Shakespeare )

Baybars Işık Manifestosu
Yalnızlık zehir gibi büyülüdür ama aşk karanlığın içinden süzülür. Kavalcının sesini duyana kadar gecenin gözyaşlarını koklamaya devam edin. Yolun sonunda sizi acı içinde ki sarayın harabelerinin dibinde ki ışığa götürecektir !
Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Önceki
Rock / Metal aşkınıntarifi
Sonraki
Anlaşılamayan Yaşama Sebebi

İlginizi Çekebilir

kooplog'dan en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerez (cookie) kullanıyoruz.