İnsan Nedir?

İnsan nedir? Mark Twain tarafından yazılan bir denemedir. İlk basıldığında sadece 250 adet basılmıştır. Yazarımız kitaplaştırdığı düşüncelerinin herkes tarafından okunabileceğinden korkarak az bastırmış olmalıdır.

Eser iki insanın diyaloğundan oluşuyor. Kitapta hemen ilk cümleden kitabın konusuna giriş yapılıyor:

” Yaşlı adam ile genç adam konuşmaktaydılar. Yaşlı adam, insanın sadece bir makine olduğunu ,bundan daha fazlası olmadığını öne sürdü. Genç adam itiraz etti ve ondan detaylara girmesini ve bu fikrine ilişkin gerçeklerini ortaya koymasını istedi.”

İlk önce size biraz kendi yorumlarımdan bahsetmek istiyorum. Bu kitap aslında çok rahatsız edici bir düşünceyi savunan ama okudukça sızlanarak hak verdiğiniz bir düşünceyi savunuyor. İnsanın bir makine olduğunu ve yaptığımız çoğu eylemin ”içimizdeki efendiyi” memnun etmek için yaptığımızı söylüyor. İçimizdeki efendi bizi yönlendiriyor, içimizdeki efendi bizi memnun ediyor yani bu durumda bize hiçbir iş düşmüyor. Ne kadar rahatsız eden bir düşünce olduğunu artık anlamışsınızdır ama ne kadar rahatsız edici bir düşünce olsa da sizi gerçekten düşünmeye, anlamaya, kafa patlatmaya yoran bir sanı ya da yaşlı adamın dediği gibi bu sadece bir olgu.

Tabi düşünceler her sayfayı çevirişinizde rahatsız etmeye devam etmekte. Bu kitap sizi hayvanlardan ayırmayabilir, bu kitap sizin makinadan farksız olup yeteneklerinizi sıradanlaştırabilir, bu kitap sizin düşüncelerinizi hepten değiştirebilir. Eğer bu gibi düşünceleri ve değişimleri kabul etmeye hazırsanız yazımı okumaya devam edebilirsiniz.

Yaşlı adamın en çok bahsettiği ve en çok arkasında durduğu düşüncesiyle başlamak istiyorum: Dış etkiler.

Yaşlı adama göre hiçbirimiz bir eylemi yaratırken ve oluştururken kendi düşüncelerimiz doğrultusunda hareket etmiyoruz, edemiyoruz. Her şey dış etki ile oluşan eylemlerdir ve hatta düşünceler bile bize dış etkiler tarafından gelir. Peki dış etkiler tam olarak ne demek? Bakın yaşlı adam dış etkilerin ne olduğunu açıklamak için ne söylemiş: ”Bir fikrin şekillendiği malzemeleri yaratan sen değilsin. O malzemeler yüzlerce kitaptan, yüzlerce konuşmadan ve yüzyıllardır ataların kalpleri ve beyinlerinden senin kalbine ve beynine akan düşünce ve his akıntılarından bilinçsizce toplanan düşüncelerden, izlenimlerden, hislerden gelen öteberilerdir. Fikrinin meydana geldiği malzemelerin en küçük mikroskobik parçasını bile şahsen yaratmış değilsin ve şahsen, devşirilen malzemeleri bir araya getirme hünerine en küçük ölçüde bile sahip olduğunu iddia edemezsin.”

Üzgünüm, ama sen de görüyorsun ki zihnin sadece bir makine, daha fazlası değil. Senin onun üzerinde hiçbir komutan yok; onun kendi üzerinde komutası yok o yalnızca dışarıdan çalıştırılabilir. Bu onun yapım yasasıdır ; bu, bütün makinaların yapım yasasıdır.

Kendinin üzerinde hiçbir komutanın olmaması, hiçbir eylemi senin yapmadığını söylemiştik ama bunu demek, bu görüşü ileri sürmek hepimizin aynı olduğunu, aynı düşüncelerle hareket ettiğini ya da aynı mekanizmaya sahip olduğunu göstermiyor. Size bunu en basit şekilde şöyle açıklayabilirim; İki insan düşünün, bu iki insanın içinde iyilik ve kötülük kavramları var. Biri iyiliği beslemeyi diğeri ise kötülüğü beslemeyi seçti. Bu durumda ne olur? İçindeki  efendin hangi konuda tatmin olduğunu bilip seni ona göre yönlendirir. Bu diğer erdemler için de geçerlidir neyi beslersen(ki bu beslemeyi neredeyse bence içindeki efendinle beraber yaparsın) o öne çıkar ve içindeki efendin ona göre hareket eder.

Biraz da içimizde ki efendiye değinelim.

Size bu konuyu örneklerle açıklamak istiyorum.

Cebinizde sadece 5 lira olduğunu  ve eve otobüsle döneceğinizi düşünün. Bu sizin sadece yol paranızı karşılar değil mi. Hava çok sıcaktır ve yolda 1 lirası bile olmayan ve çok susayan bir çocuk görürsünüz. Size çok susadığını ve parası olmadığını, eğer su içemezse öleceğini söyler. En başta 5 liranız olduğunu söylemiştik o parayı ona verip sıcakta eve yürümeyi tercih ettiniz. Şimdi gelin de bu örneği güzelce inceleyelim.

Çoğunuz bu örneği okurken” hani içimizde ki efendi bunun neresinde? adam iyi bir insandı ve çocuğun bu haline katlanamayıp cebinde ki son parasını çocuğa verip bu sıcağı çeke çeke eve yürüyerek gitti ve kendisi bir seçim yaptı içindeki efendi değil.” diyebilirsiniz ve size yanıldığınızı söyleyebilirim en azından yaşlı adama göre. Siz eğer o parayı çocuğa vermeseydiniz vicdan azabı çekecektiniz. Aslında bunu çocuk için değil de kendiniz için yaptınız. Önemli olan çocuğun susuzluktan ölmesi değil de sizin vicdanınızın rahat olup gece güzel bir uyku çekmenizdi. İşte içinizde ki efendi sizi böylece memnun etmiş oldu. Başka bir örnekle bu olguları size daha açıklayıcı bir şekilde sunayım.

Sevgiliniz var ve birbirinizi çok seviyorsunuz. Siz onu o mutlu oluyor diye sevmiyorsunuz bu sevmek duygusu sizi mutlu ettiği için seviyorsunuz. Artık bunu anlayabiliyoruz. Ona güzel bir hediye aldınız diyelim bunu o mutlu olduğu için mi aldınız yoksa onu mutlu gördüğünüz de mutlu olduğunuz için mi aldınız? Kavga ediyorsunuz diyelim. Onun kalbini kırmamaya özen gösteriyorsunuz. Peki bu özeni sırf onun için mi gösteriyorsunuz ya da onu kırdığınızda onu üzüldüğünü görüp kendinizin üzüleceğinden kuşkulanıp mı kırmamaya özen gösteriyorsunuz? Gördünüz mü? kişi, bütün eylemleri kendini düşünerek harekete geçirir. Ve yine gördüğünüz gibi içinizdeki efendi sizi memnun etmek için elinden geleni yapar. En azından yaşlı adama göre bu böyle.

Son olarak değineceğim bir şey var: Yaşlı adamın hayvanlar ve insanların aynı seviyede olduğunu söylediği yere biraz değineceğim.

”Bence farenin zihni ile insanın zihni aynı makinadır. ama ikisi eşit kapasitede değildir. Tıpkı seninki ile Edison’ un ki gibi; Afrika’lı pigmeninki ile Homeros’un ki gibi; Avustralya yerlisininki ile Bismarck’ın ki gibi.”

Sanırım bu örnekten yaşlı adamın ne dediğini biraz olsun anlamışsınızdır.

Bu gibi örnekleri vermeye devam etmeyeceğim. Bundan sonrasını kendi kendinize okuyup iyice ölçüp tartmanız gerekecektir aksi halde sizi rahatsız eden bir düşünce olarak kalmaya devam edecektir. 

Bana sorarsanız benim için kısmen de olsa hala biraz rahatsız edici bir düşünce. Ama sebep-sonuç ilişkisi olarak incelediğim zaman mantıklı gelmeye ve daha az rahatsız edici bir düşünce olmaya başladı. Kitabı okuyacaksanız lütfen büyük bir sabırla ve düşünceleri kendinize kabul ettirmeye çalışarak değil de sadece bir olgu diye bakarsanız anlamanız daha da kolaylaşacaktır.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.